CGTN / Andrew Korybko

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 24 Şubat sabahı erken saatlerde Ukrayna’da bir özel operasyon başlattıklarını ve bunun amacının komşu ülkeyi “Nazilikten çıkarma” ve “silahsızlandırma” olduğunu açıkladı. Putin ayrıca geçen yıl 21 Aralık’ta yıllık genişletilmiş Savunma Bakanlığı Kurulu ve 21 Şubat’taki Rusya Federasyon Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı ve daha sonra o akşam Rus halkına hitaben yaptığı konuşmadaki NATO’nun fiilen Ukrayna’ya genişlemesinin Rusya’ya varoluşsal bir tehdit oluşturduğu iddialarını tekrarladı.

Bu hareketler asıl olarak Putin’in ülkesinin nükleer ikinci vuruş kapasitelerini ortadan kaldırmayı ve böylece Rusya’yı Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) nükleer şantajına maruz bırakmayı amaçlıyordu. Rusya lideri ayrıca detaylı olarak on yıllarca önce ülkesini kontrol altına almak için yaratılan ABD liderliğindeki ittifakın saldırgan tarihinden bahsetti. Ek olarak Devlet Başkanı Putin, süren operasyona yetki vermesini haklılaştırmak için, hafta başında bağımsızlığını tanıdığı Donbass Cumhuriyetlerindeki insani krizden bahsetti. Putin bu temellere dayanarak, dramatik kararının uluslararası yasal gerekçesi olarak, kendini savunma hakkı tanıyan Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi’nin 51. maddesi’ni gösterdi. Yine de ABD liderliğindeki Batı halen Rusya’yı, bir kendine savunma değil, saldırgan bir harekette bulunmakla suçluyor.

NATO’NUN YANITLARI RUSYA İÇİN YETERLİ OLMADI

Batı’nın suçlamaları bir dizi faktörün birleşmesine dayanıyor. Bunlardan asıl olanı NATO’nun Rusya’ya herhangi bir tehdit oluşturduğunu şiddetli biçimde reddetmeleri. Ancak, bu tutum geçerli değil, çünkü bu Rusya karşıtı askeri ittifak Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasına rağmen doğuya doğru genişlemeye devam etti. ABD’nin Balistik Füze Anlaşması, Orta Menzilli Nükleer Güçler Anlaşması ve Açık Semalar Anlaşması gibi silahların kontrolü anlamalarından çekilmesi, hiç şüphesiz Rusya’nın ulusal güvenlik çıkarlarına karşı işleyen bir şekilde, Avrupa güvenlik mimarisinin istikrarsızlaştırılmasına doğrudan katkıda bulundu.

Bunlara ek olarak, geçen yıllar içinde sözde füze savunma sistemleri ve saldırı silahlarının Rusya’nın sınırlarına yakın bölgelere yerleştirilmesi Moskova ve Batı tarafından 1997 tarihli NATO-Rusya Kuruluş Anlaşmasında üzerinde anlaşmaya varılan kıtanın askeri statükosunu değiştirdi. Bu nedenlerle Rusya aralık ayının sonlarında güvenlik garantisi isteklerini yayınlayarak, NATO’nun daha fazla doğuya genişlemesinin durdurulmasını, Rusya sınırlarından saldırı silahlarının çekilmesini ve anılan Kurucu Anlaşmaya dönülmesini isteyen yasal olarak bağlayıcı garantiler istedi. Ne yazık ki, ABD ve NATO bu istekleri ciddiye almadı ve dolayısıyla yanıtları Rusya’yı tatmin etmedi.

Avrupa’da ABD’nin kışkırttığı nedensiz bir füze krizine diplomatik bir çözüme öncelik vermek yerine, Washington kamuoyunu Moskova’nın kıta güvenliğine tehdit oluşturduğuna inandırmayı amaçlayan benzeri görülmemiş bir enformasyon savaşı kampanyasına başvurdu. Bu psikolojik operasyonlar şüphe uyandırma ve yalanlara dayandı, bu nedenle Devlet Başkanı Putin’in Perşembe sabahı yaptığı konuşmada “ABD tarafından kendine benzer biçimde oluşturduğu bütün sözde Batı blokunun tamamının bir yalanlar imparatorluğu olduğunu” ilan etmesi boyuna değil. Rusya’nın ulusal güvenlik kırmızı çizgilerini savunmak için pratik bir yanıt vereceğini bekleyen ABD dünyanın Rusya’yı bir saldırgan olarak görmesini istedi.

ASKERİ-STRATEJİK İŞ BİRLİĞİ

Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri operasyonu hakkında şimdiye kadar elde edilen sınırlı bilgiye dayanarak, Moskova yetkililerine göre operasyon acil askeri hedeflerinin bazılarına ulaşmış görünüyor. Ukrayna’nın hava savunmasının imha edildiği belirtiliyor, eğer doğruysa bu Rusya’ya hava üstünlüğü sağlar. Eğer Rusya özel askeri operasyonunun ulusal güvenliğine Ukrayna’dan gelen yakın tehlikeleri sivil hedefleri değil, sadece askeri hedefleri hassas silahlarla vurarak ortadan kaldırmak, Putin’in daha önceki tanımlarına göre “soykırıma” maruz kalan Donbass Cumhuriyetlerinin halklarının güvenliğini garanti altına almak ve sonradan halen Kiev’in egemenliğinde kabul edilen herhangi bir Ukrayna toprağını işgal etmeme şeklinde ilan edilen hedeflerine bağlı kalırsa, o zaman bu operasyonu bir kendini savunma olarak tanımlamak için geçerli nedenler var, demektir.

Rusya-Ukrayna çatışmasının konvansiyonel evresi henüz başlamış olsa da, sonucu çoktan belli. Rusya’nın ulusal güvenlik kırmızı çizgileri Kiev’in ABD ve NATO ile askeri-stratejik iş birliği nedeniyle yakın gelecekte geçilme riskiyle karşı karşıya geldi ve Avrupa güvenlik mimarisi Kremlin’in çok ciddi endişelerine tepki olarak Moskova’nın başlattığı belirleyici askeri yöntemler yoluyla değiştiriliyor. ABD bu ilan edilmemiş füze krizini diplomatik olarak çözmek için Rusya’nın güvenlik garantisi isteklerini samimi olarak dikkate alsaydı daha iyi olurdu, ama Moskova’nın bu olmadığı için askeri araçlara neden başvurduğu anlaşılabilir.