Deniz Berktay / Kiev

Rusya’nın son haftalarda Ukrayna sınırına asker yığınağını artırması ve iki tarafın söylemlerinin sertleşmesi, “Rusya ile Ukrayna arasında sıcak savaş mı çıkacak?” sorusunun yeniden sorulmasına neden oldu.

Bilindiği üzere, 2014 yılında Ukrayna’da Batı yanlısı grupların ihtilal yapıp dönemin Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’i ülkeden ayrılmak zorunda bırakmalarının ardından Rusya, Ukrayna’nın yeni yönetiminin meşru olmadığını öne sürerek, Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’nı ele geçirip kendi topraklarına kattığını açıklamış, ardından da Ukrayna’nın güneydoğusunda, Rus yanlısı eğilimlerin güçlü olduğu Donbass’ta ayrılıkçı gruplar, Rusya’dan aldıkları destekle, Ukrayna Ordusu’yla çatışmaya girmiş ve o bölgede iki il merkezini ele geçirmişti. Bu açıdan bakarsak, Rusya ile Ukrayna, yedi yıldan bu yana zaten dolaylı yoldan savaş halinde bulunuyor. Donbass bölgesindeki çatışmalarda bu zamana kadar Ukrayna, asker ile sivil, 14 binden fazla insanını kaybetti ve çatışmalar günümüzde, daha düşük yoğunluklu da olsa, devam ediyor. Ukrayna’da bu çatışmalar, “Rus-Ukrayna Savaşı” olarak adlandırılırken Rusya, kendisinin bu konunun muhatabı olmadığını ileri sürerek, bu çatışmaları “Ukrayna’daki iç savaş” olarak adlandırmakta. Ancak, iki ülke arasında ekonomik ilişkiler yoğun olduğu için (Rusya, her şeye rağmen şu anda Ukrayna’nın Çin’den sonraki ikinci büyük ticaret ortağı), Ukrayna, bu dolaylı savaş şartlarında bile, Rusya ile olan ticarete tamamen son veremedi. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler de, en aza indirilmekle birlikte, tamamen kesilmedi (milyonlarca Ukrayna vatandaşı Rusya’da yaşarken Ukrayna’nın buradaki diplomatik temsilciliklerini kapatması, büyük zorluklara yol açardı). Ne var ki, kalan az sayıda diplomatla bile, diplomasi krizlerinin eksik olmadığını görüyoruz (geçen hafta Rusya’nın Ukrayna’nın St. Petersburg’daki konsolosunu bir Rus vatandaşından gizli bilgileri satın alırken yakaladığını söyleyip bu kişiyi gözaltına almasında olduğu gibi).

Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) yapılan açıklamada, Rusya’nın Ukrayna sınırına yığdığı asker sayısının, Kırım’ı ele geçirdiği 2014 yılındaki yığınaktan daha fazla olduğu ifade edildi, fakat asker sayısı hakkında bir rakam, verilmedi. Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nden 20 Nisan’da yapılan açıklamada ise Ukrayna sınırındaki Rus askeri sayısının 150 bini geçtiği ifade ediliyor. Ancak, Ukraynalı yetkililerin açıklamalarına baktığımızda, Rusya’nın Ukrayna’yı istila etme hazırlığında olduğuna inanmadıklarını görüyoruz. Nitekim Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, iki kez yaptığı açıklamada, Rusya’nın asker yığınağının “kas gösterisi” amacını yani tehdit etme amacını taşıdığını söyledi. Gerek Zelenskiy, gerekse Ukrayna Savunma Bakanlığı ve ordu yetkililerinin dile getirdiği bir husus var; “Rusya, eğer saldıracak olsaydı, çoktan saldırırdı. Rusya, 2014 yılında kuvvetlerini geceleyin, gizlice sevk ediyordu. Şimdiyse, gündüz vakti, göstere göstere, sosyal medyada paylaşa paylaşa sevkiyat yapıyor.”, diyorlar. Gerçekten, Rusya 2014’te Ukrayna’ya kısmi müdahalede bulunup Kırım’ı ele geçirdiyse de, şu anda Ukrayna’da bir dış müdahaleyi kolaylaştıracak bir iç karışıklık ortamı yok ve Ukrayna Ordusu, 2014 yılındaki gibi güçsüz değil. Dolayısıyla, muhtemel bir müdahalenin Rusya için bedeli, daha ağır olur.

Öte yandan, son bir aydır, ABD’li yetkililerin yaklaşımına baktığımızda, Ukrayna’ya Rus saldırısı halinde her türlü desteği vereceklerini tekrar ettiklerini görüyoruz. Ukraynalı yöneticilerin kendileri “biz Rus istilası tehdidi altındayız” dememişken ABD’li yöneticilerin bu açıklamaları, ABD’nin kriz ortamından yararlanarak Doğu Avrupa ve Karadeniz Havzası’nda varlığını artırma çabasında olduğuna işaret ediyor. Önce ABD’nin, onun vazgeçmesinin ardından da İngiltere’nin Karadeniz’e savaş gemileri göndereceğini açıklaması, bu olasılığı güçlendiriyor. Rusya açısından baktığımızdaysa, Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun, NATO’nun ve ABD’nin, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya’nın batı sınırındaki bölgelere yığılmakta olduğunu ve Karadeniz Havzası’nda ABD ile NATO’nun varlığının son zamanlarda artış gösterdiğini söylediğini görüyoruz. Ukrayna’da Zelenskiy yönetiminin özellikle son bir yıldır Batı yanlısı politikalara ağırlık vermesi ve NATO üyeliği konusunu yeniden etkin bir biçimde gündeme getirmesi, Rusya’nın, batıdan ve güneyden tamamen çevrelenme yönündeki kaygısının artmasına neden oldu. Bu çerçevede, Rusya yönetimi, Ukrayna’yla yaşanan gerilimi büyük ölçüde, Rus-Batı geriliminin bir parçası olarak görüyor.

Putin yönetiminin Ukrayna’ya yönelik bundan sonraki tavrını anlamak için gözler, Putin’in 21 Nisan’da parlamentoya hitaben yaptığı yıllık konuşmaya çevrilmişti. Ancak Putin, parlamentoya hitaben yaptığı ve Rusya’nın önceliklerini sıraladığı yıllık konuşmada, Ukrayna konusuna değinmedi bile. Bu da Ukraynalı uzmanların, Rusya’nın Ukrayna’ya yakın zamanda saldırmayı amaçlamadığı değerlendirmesine neden oldu. Putin’in konuşması büyük ölçüde, sonbaharda yapılacak olan parlamento seçimleri öncesinde kamuoyu desteğini artırmaya yani iç kamuoyuna yönelikti. Putin, koronavirüsün toplum sağlığına ve ülke ekonomisine olan zararlarından ve bunlara karşı alınacak önlemlerden, sosyal ve ekonomik politikalardan bahsetti daha çok. Fakat, uluslararası politikayı göz ardı da etmedi. Konuşmasında, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’ya yönelik ABD bağlantılı suikast ve darbe girişimine değindi ve bunun, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik komplolarla benzerlik taşıdığına dikkat çekti. Bunun ardından da Putin, Rusya’ya yönelik bu tarz tehditler gelmesi halinde, Rusya’nın asimetrik karşılık verebileceğini ifade etti. Putin’in bu sözleri aynı zamanda, Rusya’nın yeni dönemde Batı’dan tehdit olarak beklediği şeyin, Rusya ve çevre ülkelerdeki Batı yanlısı ihtilal girişimleri olduğunu ortaya koyuyor.

AB cephesine baktığımızdaysa, Ukrayna yönetiminin Rusya karşısında buradan beklediği desteği bulamadığını görüyoruz. 19 Nisan’da düzenlenen AB Konseyi toplantısının karar metninde Ukrayna’ya övgüler düzülse de, Ukrayna’nın beklentisinin aksine, toplantıdan, Rusya’ya yönelik yeni yaptırım kararları çıkmadı. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, AB’de Rusya’ya yaptırım konusunda herkesin aynı heves içinde olmadığını söyledi.

Ukrayna’da bu krizle ilgili olarak yapılan tartışmalara baktığımızdaysa, en Rus karşıtı siyasetçilerin bile “Rusya ile savaşa girersek, Amerikalı veya Avrupalılar bizim için savaşmayacak. Bizim kendi kendimizi korumamız gerekecek.” dediklerini görüyoruz. Bu sözler, 2014’te yaşananlardan sonra, Ukrayna’da Batı yanlısı kesimlerin bile, Batı’nın yardımı konusunda gerçekçi düşündüklerini gösteriyor. Hem Rusya’nın, hem de Ukrayna yönetiminin tavırları, Rusya ile Ukrayna arasında yakın bir gelecekte sıcak savaş çıkması ihtimalinin düşük olduğuna işaret ediyor. Öte yandan, önümüzdeki dönemde Karadeniz’de ve eski Sovyet coğrafyasında ABD ile Rusya arasındaki nüfuz mücadelesinin daha da şiddetleneceğini söyleyebiliriz.