CRI Türk’te yayınlanan Spor Hikâyeleri programının bu haftaki konuğu on parmağında “on bir” marifet olan bir spor insanı oldu. Eski milli voleybolcu, Türkiye’de maç anlatan ilk ve tek kadın spikeri, ayrıca bisiklet, atletizm, triatlon, yüzme de anlatan, radyo ve televizyon programcısı, sunucu, moderatör, başarı eğitmeni, oyuncu adayı Başak Koç ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Hayatta en korkulan şeyin başarısızlık olduğu kanaatindeki Koç, hayallerimiz ve hedeflerimiz varsa başarının peşinde koşulması gerektiğini düşündüğünü söyledi. Başarının hayaller ve hayatların arasındaki boşluğu ne kadar doldurabildiğinizle alakalı olduğunu belirten Koç, hayatı her daim büyütme, gelişebilir kılma sürecinin önemine değindi.

Kendisini sürekli geliştirmek için birçok eğitim ve sertifika programına katılan Başak Koç’un bitirdiği programlar şöyle:

– Sunuculuk – Spikerlik, Televizyon Haberciliği eğitimi

– İstanbul Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Sertifika Programı

– İstanbul Drama Sanat – Hikâye Anlatıcılığı eğitimi

– Dormen Akademi – Oyunculuk

– Kuşdili Spikerlik – Spikerlik – Sunuculuk

– TÜRVAK – Televizyon Haberciliği

– İstanbul Drama Sanat – Oyunculukta Karakter Oluşturma

– Başarı Eğitmeni “İçte Gelişim İşte Başarı” / Her Şey Seninle Başlar Mumin Sekman – Kigem Akademi

Bunlara nasıl vakit ayırabildiğini sorduğumuzda da aldığımız yanıt çok net: “Niyet”!

“Gün 24 saat, ama bunu 25’e, 26’ya çıkarmak bizim elimizde” diyor, Başak Koç. Günün 24 saatini sekizer saatlik üç dilime ayırırsak, sekiz saat uyku, sekiz saat hayatınızı idame ettireceğiniz işiniz, kalan sekiz saat de kendinizle ilgili olarak yapmaya karar verdikleriniz olarak planlamak mümkün. “Bu son bölümde neler yaptığınız sizin hayatınızı belirliyor”.

Başak Koç ile söyleşimizden öne çıkanlar şöyle:

“BENİM HAYATLA DERDİM VAR, BENİM KENDİMLE DERDİM VAR, KENDİMİ AŞMA DERDİM VAR”

“Hayatın önceliği kendini tanımak, kendini tanıdıktan sonra da hayatı nasıl genişletebilirim demek.

Ben sporcuları bazen ‘siz giydiğiniz formaların ardına sığınarak eğitimi elinizin tersiyle atıyorsunuz’ diye eleştiriyorum. Çünkü sporculuk bugün ve yarın. Sonrasında sakatlanabiliyorsunuz, yaşınız gelebiliyor, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz.

Benim hiç yatırımım yoktur. Benim yatırımım kütüphanemdir, aldığım eğitimlerdir. O yüzden de bu eğitimler bitmedi, bitmeyecek. Hayatı genişletmek bitmeyen bir süreç.

Oyunculuk alanına da giriyorum. Bu da hayatı genişletmek, hayatı anlamakla ilgili. Belki de kendimde anlamadığım yerleri anlamaya çalışıyorum. Oyunculuk insana hayatta olamayacağı şeyleri olma ihtimali veren bir şey.

Oyunculuk eğitimine Dormen Akademi’de başladım. Hep söylerim, bir işe o işte en iyilerle başlamak sizin o işten yılmanızı önler. Onların o noktaya gelmeleri için çektiklerini görmek sizin de sebat etmeniz gerektiğini gösterir.

Benim hayatla derdim var, benim kendimle derdim var, kendimi aşma derdim var.

VOLEYBOLDA NEYİ DOĞRU YAPIYORUZ?

Voleybolda eskiden de başarılı sonuçlar vardı. Teknolojinin gelişmesi, haberlerin hızlı yayılmasıyla alan genişliyor. Türkiye’deki kızlar voleybol oynamayı zaten seviyorlardı.

Oyuncu havuzumuz da geniş. Bir havuz ne kadar genişse iyilerin arasından iyileri seçme hakkına sahip oluyorsunuz. Doğru stratejiler de uygulanıyor.

Şampiyonlar Ligi’nde, Grand Prix’de, Avrupa Şampiyonası’nda başarılarımız var ama eksiklerimiz de var. Elimizdekiyle yetinmememiz lazım. Aslında iş bundan sonra başlıyor. Potansiyelimizi performansa çevirmek hepimizin görevi.

“VOLEYBOLDA ÇOK İYİ ANTRENMAN YAPIYORUZ”

“Diğer branşlarda bir-buçuk, iki saat antrenman yapılırken biz voleybolda sabah üç saat, akşam üç saat çalışıyoruz. Yeri geliyor günde yedi-sekiz saat çalışıyoruz. Bireysel eksiklerimiz gidermek için ekstra antrenman yapıyoruz. Biz gerçekten çok çalışıyoruz ama çok çalışmak verimli çalışmak değildir. Bazı takımlar ve antrenörler bunun başarıyorlar. Guidetti ön plana işte bu yüzden çıkıyor. Her saniyesi çalışarak, sporcudan yüzde yüzünü isteyerek geçiyor. Sporcuyu inandırıyor ki, bu çok önemlidir.

“BEN BİR HİKÂYE ANLATICISIYIM”

Ben bir hikâye anlatıcısıyım. İnsanların yaşadıklarına saygı duymam gerekiyor. Ben de yaşadım. Kan ter içinde yerlerde yuvarlandım, sabahlara kadar antrenman yaptım, yapamadığımı tekrar tekrar denedim. Orada uğraşılan o fiziksel ve mental yorgunluğa, çabaya sonuna kadar saygı duyuyorum. Rakibimiz kim olursa olsun biliyorum ki, bizimle aynı şekilde çalışıyorlar. Sahne açıldığında provasını kim daha iyi yapmışsa o kazanıyor.

Sonuçta ritmi iki takım belirliyor. Dolayısıyla rakip de iyiyi yaptığında bizim onu duyurmamız gerekiyor ki, bu yavan söylemleri, bu ‘mış gibi’ yapmaları ortadan kaldırabilelim.  

Ben eleştirilere açığım. Zira hataları eleştirileri ne kadar değerlendirdiğinizle düzeltebilirsiniz. Ama ‘bazı eleştiriler’ var ki, onlar üzüyor. Ben duygularıyla yaşayan bir insanım, orada duygularımı aktarmaya çalışıyorum. Ama üzüyor ve geçiyor, çünkü yapmam gereken işler var.”