Project Syndicate’nin web sitesinde kısa süre önce Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü Geoffrey Sachs ve İngiltere Middlesex Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan William Schabas tarafından yazılan bir makale yer aldı.

Makalede Amerika Birleşik Devletler (ABD) yönetiminin son zamanlarda Çin’i hedef alan söylentileri kışkırtarak Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde sözde “soykırım” iftirasını yaydığı, ancak bunların gerçek kanıtlarla doğrulanmayan mantıksız söylentiler olduğuna dikkat çekildi. 

Sözde “soykırım” suçlaması eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından görevinin son gününde ortaya atıldı. Hepimizin bildiği gibi, Pompeo’nun temel siyaset tarzı yalan söylemektir. Yalanlara başvurmanın, Pompeo döneminde Amerikan dış politikasının temel yöntemi olduğu artık bir sır değil.

Makalede “Çin’in Xinjiang’daki şiddeti ortadan kaldırmasının arka planını anlamamız gerekir. Çin’in bu hareketinin motivasyonu, temel olarak ABD’nin 11 Eylül 2001’deki terörist saldırının ardından Orta Doğu ve Orta Asya’ya girme amacıyla aynıdır, yani radikal terörizmle mücadele etmektir” denildi.

Amerikalı siyasetçiler ve medya organları, bölgedeki terör gerçeğini görmezden gelerek, sözde “aydınlar” ve “raporlar” üzerinden çifte standartla Çin’in çabalarını karalamaya çalışıyor.

Bu makaleye göre, ABD’nin “11 Eylül” terörist saldırılarına yanıt verdiği dönemde, Çin’deki Xinjiang bölgesinde de çok sayıda terör saldırısı yaşandı. Nitekim 2020’nin sonuna kadar ABD hep “Doğu Türkistan İslami Hareketi”ni terör örgütü olarak sınıflandırdı.

“Dünyaya demokrasi ihraç eden” ABD’nin “terörizme karşı savaşı”, Afganistan ve Irak’ta 500 bin, Pakistan, Suriye ve Libya’da daha fazla hayata mal oldu. Irak’ta savaş, çoğu kadın ve çocuk olan yaklaşık 200 bin sivilin ölümüne neden oldu; bu rakam ölen ve yaralanan Irak askerlerinin sayısının beş katıdır. Amerika girdiği her yerde arkasında acı bir bilanço ve silah sesleriyle büyümek zorunda kalan nesiller bıraktı.

ABD’nin terörizme karşı savaşından farklı olarak, Çin’in şiddet karşıtı eylemleri daha etkiliydi. 2017’den bu yana terör saldırılarına dair herhangi bir haber yoktu. Çin’in çok fazla ikincil hasara neden olmadan terörizmle başarılı bir şekilde mücadele edebilmesi dikkat çekici bir modeldir. Elbette “Çin nefreti” yaymaya meraklı Batılı medya işin bu yönünü görmezden geliyor.

Project Syndicate’nin web sitesinde yer alan adı geçen makalede, ABD yönetimi tarafından yapılan herhangi bir soykırım suçlamasının sorumlu olması gerektiği, ancak ABD yönetiminin Xinjiang meselesi konusunda sorumlu davranamadığına işaret edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Çin’deki insan haklarıyla ilgili raporunda, sözde “çok sayıda haber var”, ancak “mevcut çok az ayrıntı var veya hiç yok” gibi ifadeler yer alıyor.

Çin Xinjiang bölgesine dair demografik verileri daha önce defalarca paylaştı. 2010’dan 2018’e kadar bölgede Uygur nüfusu, Uygur olmayan nüfustan daha hızlı büyüdü.

Amerikan medyasının kışkırttığı “soykırım” suçlamasının temeli Newlinews Enstitüsü’nün “araştırma” raporudur. Enstitü, Washington’un “partizan olmayan” düşünce kuruluşu olduğunu iddia etmektedir. Ancak, dikkatli bir analiz yapıldıktan sonra, bu enstitünün Virginia’daki bir mikro üniversitenin projesi olduğu görülür. 153 öğrenci ve 8 tam zamanlı hocaya sahip olan üniversitenin politikaları açıkça muhafazakârdır.

Çin hükümeti, kısa süre önce yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in Xinjiang’ı “suç varsayımı” niyetiyle değil, “iletişim ve iş birliği” temelinde ziyaret etmesini memnuniyetle karşıladığını belirtti.