Bugün dünyada “masa tenisi” denilince akla ilk gelen ülke Çin’dir ve uluslararası turnuvalardaki tartışılmaz üstünlükleri nedeniyle “pingpong”un (Türkçeleşmiş haliyle “pinpon”), tıpkı Kung-Fu gibi Çinlilerin ata sporlarından biri olduğu zannedilir. Oysa geleneksel Çin felsefesi ve Çin savaş sanatlarıyla binlerce yıllık bağı bulunan Kung-Fu’ya kıyasla masa tenisinin bu ülkedeki geçmişi hayli kısadır. 19. yüzyıl sonlarına doğru geliştirilen bir İngiliz icadı olan bu spor, Çin’de 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaygınlaşarak “pingpang” (乒乓) adını almış ve kısa zamanda ulusal spor niteliği kazanmıştır. Mao Zedong’un da yeteneklerini her fırsatta sergilediği masa tenisinin 1958’de “Sportif Gelişme İçin 10 Yıllık Plan”da yer alan 10 spor dalından biri olduğunu da belirteyim.

Çin’in her kentinin parklarında, cadde ve sokaklarında, okullarında, devlet kurumlarında, özel iş yerlerinde pingpong masalarına rastlayabilir, topun geliş gidişlerini takip etmekte zorlanacağınız kadar hızlı raket sallayan her yaştan Çinliyi hayranlıkla izleyebilirsiniz. Ve elbette ki pingpong’un değil ama uluslararası siyasi ilişkiler terminolojisine yerleşmiş bir kavram olan “pingpong diplomasisinin” yaratıcısı, tartışılmaz biçimde Çinlilerdir.

ABD’YLE İLİŞKİLERDE SİMGESEL DÖNÜM NOKTASI

Çin’in Birleşmiş Milletler’e (BM) girişinin, dolayısıyla Türkiye-Çin diplomatik ilişkilerinin kuruluşunun 50. yılı olan 2021 boyunca sıkça atıf yapılacak kavramlar arasındaki “pingpong diplomasinin” başlangıç noktası, o günlerde Japonya’da maçlar yapan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) masa tenisi takımının 1 Nisan 1971’de Çin’e davet edilmesidir. Amerikalı sporcularla birlikte yedi gazeteciye de vize verilmesi, ekibin 14 Nisan’da Başbakan Zhou Enlai tarafından kabulü ve aynı gün ABD’nin Çin’e yönelik ticari ambargoları kaldırması, İkinci Dünya Savaşı sonrasında hayli gergin seyreden iki ülke ilişkilerindeki yumuşamanın en önemli adımlarıdır gerçekten de. Devamında, Çin’in 25 Kasım 1971’de BM’ye üyeliği ve Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olmasında “pingpong diplomasisinin” gerek siyasi içerik, gerekse simgesel değer açısından önemi net biçimde ortadadır.

“A.A”DAN “A.A.A”YA

Çin “pingpong diplomasisi” ataklarını, Amerikalı sporcuları ülkeye davet etmesinin ve BM’ye üyeliğinin sonrasında da sürdürdü. 1971’in sonlarında Beijing’de düzenlenen “Asya-Afrika Masa Tenisi Dostluk Daveti Turnuvası” dünya çapında yankı yaratmış, bir masa ve üstünde gerili küçük ağ, sevimli toplar ve raketler bir kez daha diplomatik kanal işlevi görmüştü.  Asya ve Afrika’dan toplam 51 ülkenin katıldığı, kısaca “A.A” olarak kodlanan bu turnuvaya Çin basını geniş yer vermiş, sportif niteliğinin yanı sıra uluslararası dostluk ve dayanışma boyutu vurgulanmıştı. 51 ülkenin en ücra köşelerinden de olsa yüzlerce sporcu uçaklarla Beijing’e getirilerek büyük otellerde ağırlanmış, tüm yabancı davetlilerin şerefine 1500 kişilik büyük bir ziyafet düzenlenmiş, 20 bin kişilik Spor Sarayı’nda görkemli bir tören gerçekleştirilmiş, devlet yetkilileri yabancı konuklarla sıcak ve samimi görüşmelerde bulunmuştu. Bu turnuva, Çin’in dışa açılmasının en sağlam adımlarından biri ve pingpong diplomasisinin ikinci büyük zaferi olarak geçmiştir yakın tarih kayıtlarına.

“A.A”nın iki yıl sonrasında bu kez “A.A.A”, yani Asya-Afrika-Latin Amerika Masa Tenisi Dostluk Daveti Turnuvası geldi. 25 Ağustos-6 Eylül 1973 arasında üç kıtanın 86 ülkesinden gelen 1100 sporcu, iki yıl önceki gibi sıcak bir buluşma yaşamış, Çin uluslararası arenada özellikle Asya ve Afrika halklarının geniş sempatisini kazanmıştı.

FENERBAHÇE’NİN TRANSFERLERİ

Fenerbahçe’nin 2006’da Cem Zheng (Zheng Changgong) ve Melek Hu (Hou Mei Ling) gibi şampiyon sporcuları transfer etmesi, Türk vatandaşlığına geçen bu masa tenisçilerinin ülkemiz adına uluslararası turnuvalarda başarılar kazanmış olması da Türkiye-Çin arasındaki pingpong diplomasisinin yansımaları arasında gösterilebilir hiç kuşku yok ki.

“Basketbolda Amerikalılara, masa tenisinde Çinlilere meydan okunmaz!” denir. Basketboldan çok anlamam ama elime raket almışlığım ve örneğin Çinli masa tenisçilerinin, yılda 12 toplam günlük tatillerinin dışında her gün yedi saat masa başında çalıştığını, ayrıca bir-iki saat de yoğun fiziksel antrenman yaptığını duymuşluğum vardır. Bu çalışma ritmi, masa tenisindeki Çin başarısının “sırlarından” biridir. Masa tenisinin diplomatik başarıda oynadığı rol ise sır değil, apaçık bir gerçektir.

Tunca Arslan