Ders zili çaldı okullar başladı. Bir yıldır evlere kapanan gençler şimdi sosyal hayata uyum sağlamaya çalışacak. Uzmanlar, pandemi ve sosyal medyanın gençlerde yalnızlık ve depresyona neden olduğuna işaret ediyorlar.

Milyonlarca öğrenci için ders zili çaldı. 1,5 yıllık aranın ardından yüz yüze eğitim yeniden başladı. Uzun bir aranın ardından okullarına kavuşan çocuklar derslerini sınıflarında, öğretmenlerinden dinleyebilecek, teneffüslerde arkadaşlarıyla koşup oynayabilecekler. Uzmanlar ise velileri uzaktan eğitim sürecinden olumsuz etkilenen çocukların psikolojilerini göz önünde bulundurarak adaptasyon süreçlerinin daha sıkı takip etmeleri konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Uzmanlar, pandemi dönemi boyunca çocukların sosyal ortamlarından uzakta kalma, ekran bağımlılığı, kas gelişimi eksikliği gibi konularda sorunlar yaşadıklarına dikkat çekerek adaptasyon sürecinin iyi yürütülmesi gerektiğine işaret ediyorlar.

CRI Türk’te İlkay Akkaya’nın hazırlayıp sunduğu “Yakın Gelecek” programında da pandemi ve sosyal medyanın gençler üzerinde nasıl bir etki bıraktığı ele alındı. “Pandeminin Toplumun Ruh Hali ve Aile İlişkileri Üzerindeki Etkisi”, “Sosyal Medya Kullanan Gençler Arasında Bencillik ve Yalnızlık” araştırmalarını yapan Toplum Bilimleri Kurulu Üyesi, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Porf. Dr. Veysel Bozkurt, pandemi döneminde en yüksek depresif belirtinin öğrenciler ve işsizler arasında olduğu belirterek özellikle sosyal medyanın gençlerde kaygı ve yalnızlık hissine neden olduğunu vurguladı. Bozkurt şunları söyledi: 

YAŞAM MEMNUNİYETİ OLUMSUZ ETKİLENDİ

“Pandeminin başlamasıyla beraber ben de çoğunluğu gençlerden oluşan çeşitli anket çalışmaları yaptım. Bunların toplamı 10 bin kişinin üzerinde. Anketin sonuçlarına baktığımızda en çok olumsuz etkilenen grubun gençler olduğunu gördüm. Gençlerin bundan olumsuz etkilenmesi için yeterince sebep vardı. Çünkü biz genç dediğimiz zaman dinamizmi, hareketliliği anlıyoruz. Bu dinamik hareketli, enerji deposu olan insanları evlerine kapattık veya üniversite öğrencisiyse yaşadıkları şehirlerden ailelerin yanlarına gittiler. Azalan gelir, hareket alanının daralması, virüs kapma korkusu, ölüm korkusu, arkadaşlardan ayrılmanın verdiği huzursuzluk birçok gencin yaşam memnuniyetini olumsuz yönde etkiledi.”

Bu süreçte okullarından uzakta kalan gençlerin nefes alabildikleri alanın sosyal medya olduğuna dikkat çeken Bozkurt, “Sosyal medyanın olumlu yanlarının yanı sıra gençlerde huzursuzluğu ve kaygıyı arttığını, yaşam memnuniyetini gerilettiğini görüyoruz.” dedi.

Bozkurt sözlerine şöyle devam etti:

“BENİMKİSİ DE HAYAT MI?”

“Okullarından uzakta kaldılar. Okul sadece gençlerin bilgiyi aldığı bir yer değildir. Okul aynı zamanda gençlerin sosyalleştikleri alandır. Oradaki o sosyalleşme alanlarını özler hale geldiler. Bu süreçte de diğer gruplarda olduğu gibi gençler arasında da sosyal medya önem kazandı. Gençler sosyal medyayı kendini ifade etme, bilgiye ulaşma, arkadaşlık ve çevre inşa etme alanı olarak kullandılar. Sosyal medyanın olumlu etkileri asla yadsınamaz. Öteki yüzüne de bakmak lazım. Sosyal medya öyle bir alan ki, sürekli sizi beğeni arayışı içinde tutuyor. Sürekli onaylanma ihtiyacı içerisinde tutuyor. Bazı gençler bu beğeniyi kazanıyor ama herkes en yüksek beğeniye ulaşamıyor. Sosyal medyada insanlar genelde hep mutluluk resimleri paylaşıyorlar. Herkes çok mutlu. Çünkü sosyal medyada insanlar idealize edilmiş benliklerini sergiliyorlar. Dolayısıyla o imkânlara sahip olmayan bazı gençlerde ayrıcalıklı gruplara bakıp ’benimkisi de hayat mı?’ diyebiliyor. Dolayısıyla beğenilmediğini düşünen, ilgi görmediğini düşünen gençler sosyal medyada daha endişeli daha kaygılı veya daha depresif bir ruh haline bürünebiliyor.”

ALGORİTMALAR KAYGILARI BESLİYOR

Bozkurt, sosyal medya algoritmalarının insanları takip ederek ilgi alanlarına göre yönlendirmeler yaptığına dikkat çekti ve endişelerin arttığı dönemlerde felaket haberlerine yönelişin de yükseldiğini aktardı.

“Sosyal medya mı insanları daha huzursuz, mutsuz, kaygılı hale getiriyor? Kaygılı ruh hali mi sosyal medyayı daha çok kullandırıyor ayrı bir tartışma” diyen Bozkurt şunları söyledi:

“İnsanlar daha çok kaygılı hale geldikçe sosyal medya mecralarını o kadar çok izliyorlar.  Sosyal medya algoritmaları da sizin izlediğiniz bu birtakım kaygılı videoları, mesajları takip ettiğinizi anladıklarında sizin önünüze sürekli olumsuz, negatif haberleri çıkartıyor. Nitekim 2020 yılında Oxford sözlüğüne yeni bir kavram girdi. ‘Doomscrooling’ (Felaket Kaydırması) Biz buna eskiden ‘felaket tellallığı’ derdik. Siz isterseniz buna ‘dijital felaket tellallığı’ diyebilirsiniz. İnsanların sıkıntılı dönemlerde sürekli kaygılı mesajları takip ettiğini gördük. Sürekli kaygılı, olumsuz mesajlara muhatap haline gelen insanların zaten kaygılı olan ruh halinin daha da derinleştiğini, ağırlaştığını ve depresif ruh haline sürüklediğini alanın uzmanları ifade etmekte. Yalnızlıkla ilgili yaptığım çalışmada sosyal medya kullanımı ne kadar artıyorsa insanların kendilerini o kadar çok yalnız hissettiğini görüyoruz. Bu sadece Türkiye’ye ile sınırlı bir durum değil. Amerika’daki çalışmalara bakarsanız 2007 sonrasında gençlerde yalnızlık, depresif belirtiler, kaygı vs. çok daha fazla arttığını görürsünüz. 2007-2008 sonrası dünyada bu sosyal medya ağlarının popülerlik kazandığı yıllardır. Benim araştırmamda da sosyal medyanın kendi yalnızlıklarını artırdıklarını gençlerden dinledim.”