Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, aşı tartışmaları ve ortaya çıkan bilgi kirliliğinin yansımalarını CRI Türk için değerlendirdi.

Covid-19 pandemisi ile mücadelede kamu bilincinin en önemli kriter olduğu uzmanlar tarafından vurgulanıyor. Yanlış yönlendirmeler ve dezenformasyonlar halk sağlığı açısından birçok tehlikeyi ortaya çıkarırken, pandemi ile mücadeleyi büyük ölçüde baltalıyor.

Pandemi döneminde süren bilgi kirliliğinin aşı konusunda da devam ettiğine değinen Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Geçen yıl hastalığı anlamaya çalışırken bunun bir pandemi olduğu anlaşıldı. O dönemlerde daha çok komplo teorileri salgının bir laboratuvar virüsü olduğu ve insan nüfusunu kontrol etmek için tasarlandı komplo teorileri arasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ‘Çin Virüsü’ söylemleri ile gündemi değiştirdi. Bunların çoğu komplo teorisinden ibaretti. Bu tür haberlere halkın ilgilisi çok fazla. O sıra ilaç tartışmaları ortaya çıkmıştı. Ancak hiçbir ilacın kesin bir çözüm olacağı yönünde bir görüş yoktu. Söz konusu günlerde aşının kesin bir çözüm olacağı gündeme gelmişti. Aşı ile tartışmalar bu saatten sonra aşıdan hızlı gündeme gelmiş oldu.” dedi.

“İLAÇ OKURYAZARLIĞI KONUSUNDA UZMANLIK GEREKTİREN KONULAR KAMUOYU ÖNÜNDE TARTIŞILDI”

Aşı konusunda kamuoyunun yaşadığı kararsızlık tutumunun, ana akım medya ekranlarında ortaya çıkan tartışmalar ile başladığının altını çizen Uzbay şunları kaydetti:

“Ana akım medya ve çeşitli medya kanalları Covid-19 ile aşı konusuna çok fazla yer verdi. Buraya kadar hiçbir sıkıntı yok. Fakat, kongrelerde tartışılması gereken ya da bilim insanların kendi aralarında tartışmaları gereken halkın ilaç okuryazarlığı ile çok iyi anlamayacağı konular halkın önünde tartışılınca kafa karışıklığı ortaya çıktı. Öncelikle bir şeyi netleştirelim burada sıfırdan geliştirilen bir ilaç molekülünden bahsetmiyoruz. Aşı 1600’lü ve 1700’lü yıllardan beri bilinen bir teknoloji. Virüsün genomları hakkında tüm bilgiye sahibiz ve virüsü inaktive edebiliyoruz. Aşı koruyucu sağlık hizmetidir. Hasta olmayan popülasyonu korumak adına en güçlü yöntemdir. İnaktif aşılar eskiden beri bilinen aşılardır. Tetanoz aşısı, Hepatit-B aşısı ve bazı mevsimler aşılar da inaktif aşılardır. Halk, Sinovac’ın aşısında faz çalışmalarını sorgulama yönüne gitti. Ben de bir Farmakolog olarak değil, vatandaş olarak mantıklı düşündüğümde, bir gün bu virüsle karşılaşacağım ve yüzde 5 ölüm oranına sahip bir virüs ile karşılaşmış olacağım. Bu önemsenecek bir oran. Yüzde 1 oranında öldürücü yan etkisi olan bir ilacın ve aşının piyasada olma imkânı yok. Hızlı bir faz süreci olmasına rağmen bir sorun yaşanmadı. Moderna ve Biontech aşılarının daha şeffaf bir faz sürecine sahip olduğu söylendi. Fakat Moderna ve Biontech aşılarında daha fazla yan etki beklenebilir. Çünkü bu iki aşı yeni bir teknoloji kullanılarak piyasaya sürülüyor.”

“AŞILAR İLE İNSANLARA ÇİP YERLEŞTİRİLECEK SAFSATASI”

Aşı karşıtlığı yaratmak adına ortaya atılan komplo teorilerinin hiçbir bilimsel kanıtının olmadığını belirten Prof. Dr. Uzbay sözlerine şöyle devam etti:

“Halk aşıların uzun vadeli etkilerini sorguluyor. Bize çip takacaklar ve bizi kontrol edecekler gibi komplo teorilerini bir kenara bırakıyorum. Bu söylemler tam bir safsata ve deli saçması. İnsanlar kontrol edildiklerini görmek istiyorlarsa ellerindeki cep telefonlarına bakmalı. Ciddi şekilde bu cihazlar ile takip altındasınız. Nereye gittiğinizi ve ne yediğinizi sürekli paylaşıyorsunuz. Bunları paylaşıyorsanız daima kontrol altındasınız demek. Aşılar ile insanlar kontrol edilemez.”

“GIDA TAKVİYESİ DEĞİL YÜZDE DOKSANI İLAÇ”

İnsanların onaylanmış ve kontrolleri tamamlanmış aşılarda çok fazla sorgulamaya giderken, bazı gıda takviyesi ve bitkisel ilaçların zararsız olduğunu düşünerek kullandığına dikkat çeken Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “İnsanlar içerisinde etken madde olan birçok ürünü eczanelerden hatta internet üzerinden sorgulamadan satın alıyorlar. Bu ilaçların doğal bitkisel ve zararsız olduğunu düşünerek kullanıyorlar. Her zaman söylüyoruz; bu ürünlerde etken madde var ve bunlar ilaç statüsündedir. Bu ürünler Tarım Bakanlığının değil, Sağlık Bakanlığının denetiminde olmalıdır. Sağlık Bakanlığının ruhsat verdiği ilaçlar faz aşamalarına tabi tutuluyor. Bunları ilaç ve aşılarda bugün de tartışıyoruz. Fakat bu gıda takviyeleri hiçbir şekilde kontrole tabi tutulmuyor. İnsanlar Faz-3 meselesi yerine bunları sorgulamalı.” ifadelerine yer verdi.

“DİJİTAL DEVRİM İLE CEHALETİN ALANI GENİŞLEDİ”

Prof. Dr. Uzbay, pandemi ile ortaya çıkan bilgi kirliliğinin arka planında neler olduğuna dair sorulan soruya ise şöyle cevap verdi:

“İnsanları uzun süre maske ve hijyen konularında ikna edemedik. Bu tüm dünyada böyle oldu. Bunun nedeni hatalı bilgi veren ‘akademisyenler’ oldu. Çünkü bu tür bir bilgiyi halk başka bir yerden alsa bu kadar etkilenmez. İsminin önünde Profesör, doçent veya hekim olan bir kişi söyleyince halkın etkilenmesi son derece normal. ‘Bazı akademisyenler de doğrusunu söylediği halde insanlar buna neden uymadı?’ sorusu karşımıza çıktı. Virüs hayatımızda büyük etkiler yarattı. Biri çıkıp ‘Virüs Türk genlerine bu virüs için uygun değil, hiçbir şey olmaz.’ ifadelerini kullanırsa ve bu insan bir akademisyen olursa ben buna inanmak isterim. Maske takmak yerine ‘Kelle-paça çorbası içerek bu hastalıktan kolayca korunursunuz.’ derlerse ben buna da inanmak isterim. Bunu maalesef akademisyenler ve profesörler dedi. Ben halkımızı uyarmak isterim. Dijital devrim bizlere bilgiye çok hızlı ulaşma imkânı getirdi ancak bu devrimle ulaştığımız bilginin doğru olup olamadığından emin olamıyoruz. Büyük bir bilgi kirliliği var ve çok hızlı yayılıyor. Algı yönetimi yapılıyor. Ben buna ‘Cehalet Bilimi’ diyorum. Akademisyen eliyle hatalı bilginin yayılması. O akademisyen popüler olma arzusunda oluyor ya da akademisyenin kitabını satmak kendine başka bir alan açmak gibi amacı oluyor.”

Haber: Mehmet Emre Öztürk