CGTN / José Antonio Ocampo

G20, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) rezerv varlığı olan Özel Çekme Hakları’nın (SDR) yeni bir tahsisi üzerinde anlaştı. Bu harika bir haber; uzun zamandır SDR en umut verici, ancak uluslararası ekonomik iş birliğinin yeterince kullanılmayan araçlarından biri olarak görüyorum. Ancak dünya bu yarım asırlık araçtan en iyi şekilde yararlanacaksa, reforma ihtiyaç vardır.

Bazı meslektaşlarım ve ben de dâhil olmak üzere birçok ekonomist, bir yıldır büyük bir yeni SDR tahsisi önermekteyim. G20’nin bu tavsiyeyi dikkate almaması, özellikle 2008 küresel mali krizinin sonrasına kıyasla, Covid-19 salgını sırasında uluslararası mali iş birliğinin yetersizliğine örnek teşkil ediyor. Fakat şimdi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) iş birliği ihtiyacını kabul ediyor. Geçen yıl SDR tahsisine karşı çıkan ve etkili bir şekilde bloke eden ABD Hazine Bakanı Janet Yellen’in selefi Steven Mnuchin idi. IMF Genel Müdürü Kristalina Georgieva ayrıca, SDR’leri Covid-19 müdahalesini desteklemek adına güçlü bir araç olarak desteklediği için övgüyü hak ediyor.

Gelecek tahsisin kesin ölçeği henüz kararlaştırılmamış olsa da, bu IMF’nin 2009’da çıkardığının iki katı olacak şekilde en az 500 milyar dolar olmalıdır. Ancak bu, ABD Kongresinden onay gerektireceği ve dolayısıyla kararı geciktireceği için IMF kotalarının toplam değeri olan 650 milyar doları aşmamalıdır.

Yeni çıkarılan SDR’ler IMF kotalarına göre tahsis edilecek, bu da yükselen ve gelişmekte olan ülkelerin beşte ikiden biraz daha azını alacağı anlamına geliyor ama yine de rezerv varlıklarını önemli ölçüde güçlendiriyor. Gelişmiş ülkelerin payı, bölgesel finansman düzenlemeleri de dâhil olmak üzere düşük ve belki orta gelirli ülkeleri destekleyen fonlara aktarılmalıdır. Bu, küresel finansal güvenlik ağını güçlendirecektir.

YENİ ÇIKARILAN “ÖZEL ÇEKME HAKLARI” IMF KOTALARINA GÖRE TAHSİS EDİLECEK

Bununla birlikte SDR’lerin etkisini daha da artırmanın yolları var. İlk olarak, IMF ikili muhasebenin temel sorununu ele almalıdır. Mevcut haliyle Fon, “genel kaynak” ile SDR hesapları arasında ayrım yapar yani kullanılmayan SDR’leri aşağı yukarı alakasız muhasebe kayıtlarına dönüştüren bir sistemdir. Bugün, tahsis edilen tüm SDR’lerin beşte dördünden fazlası bu tanıma uymaktadır. Bu, düzeltilmesi nispeten basit bir sorundur. IMF’nin ilk baş ekonomistlerinden biri olan Jacques Polak’ın uzun zaman önce söylediği gibi, IMF bu iki hesabı pekiştirmelidir. Bunu yapmanın basit bir yolu, benim önerdiğim, kullanılmayan SDR’leri, sahibi olan ülkenin fondaki mevduatları olarak ele almaktır. Kurum daha sonra bu fonları programlarını finanse etmek için kullanabilir.

Böyle bir yaklaşım, SDR tahsislerinin, ulusal veya bölgesel düzeyde merkez bankaları tarafından para yaratılması gibi, IMF finansmanının tek kaynağı haline gelmesiyle daha fazla reforma yol açabilir. Bu şekilde, ülkeler artık IMF programlarını finanse etmek için özel finansman sağlamak zorunda kalmayacak ve fon artık kotalarını çok çeşitli para birimlerinde veren ülkelerle uğraşmak zorunda kalmayacak, sadece bir kısmı IMF kredileri için kullanılabilecek.

İkinci bir kritik reform, SDR dağıtımına odaklanacaktır. Şu anda, yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler, hem uluslararası finanstaki patlama-çöküş döngülerine hem de küresel finansal güvenlik ağının sınırlamalarına karşı “kendi kendini sigortalamak” için büyük miktarlarda döviz rezervi biriktirmek zorundadır. Bu, küresel eşitsizlikleri daha da kötüleştiriyor, çünkü kendi kendine sigorta, rezerv para çıkaran ülkeler açısından büyük mali transferlerle sonuçlanıyor. Bunu düzeltmenin bir yolu, en yüksek rezerv talebine sahip ülkelere,  esas olarak gelişmekte olan ülkelere daha büyük SDR tahsisleri vermek olabilir. Örneğin ekonomist John Williamson, düşük ve orta gelirli ülkeler ile yüksek gelirli ülkeler arasında 80/20 oranında bir ayrım önermektedir.

Diğer bir seçenek ise, SDR tahsislerini belirlemek için IMF kotalarının yanı sıra rezerv talebini kriter yapmak olabilir. Her iki yaklaşım da, 1960’larda Birleşmiş Milletler (BM) Ticaret ve Kalkınma Konferansı tarafından toplanan bir Uzmanlar Grubu’nun teklif ettiği SDR tahsislerinde “geliştirme bağlantısını” oluşturmaya yardımcı olacaktır.

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE DAHA BÜYÜK SDR TAHSİSLERİ VERİLEBİLİR

Bu çabayı desteklemek için, IMF’nin çok taraflı kalkınma bankalarından kullanılmayan SDR’lere sahip tahvil satın almasına izin verilebilir. Bu bankalar daha sonra bu fonları yükselen ve gelişmekte olan ülkelere uzun vadeli kredileri finanse etmek için kullanabilirler. Ayrıca, rezerv varlıklarını kullanmayan ülkeler, kalkınmayı veya iklim değişikliğini hafifletme gibi diğer hedefleri desteklemek için onları bağışlamaya teşvik edilebilir. Bağış yapan ülke yerine genel IMF bütçesi, bağışlanan SDR’ler üzerindeki faiz ödemelerini kapsamalıdır.

Benzer şekilde, ülkeler, yükselen ve gelişmekte olan ülkeleri destekleyen bölgesel finans kurumlarını sermayeye dönüştürmek için tahsis edilmiş SDR’leri kullanma teşvik edilebilir ve böylece küresel finansal güvenlik ağını güçlendirebilir. Bunun işe yaraması için, bu tür sermaye katkılarının yedek varlık olarak kabul edilmesi gerekir.

Pek çok analiste göre (örneğin Richard Cooper), reform bulmacasının son parçası, gerçekten arzu edilen SDR’lerin özel kullanımıdır. Ancak, talepteki spekülatif değişikliklerden uluslararası rezerv para birimlerini ihraç edenlerin direnişine kadar sorunlar da yaratabilir, özellikle ABD. Bir uzlaşma, SDR’lerin sınırlı özel kullanımına izin vermek olabilir. Örneğin, finans kuruluşlarının rezerv gereksinimleri dâhil merkez bankalarında tuttuğu mevduatlar için.

Her halükârda, SDR’lerin özel kullanımı, en önemli reform önceliği değildir; ikili IMF muhasebesini ortadan kaldırmak ve tahsislerin belirlenmesi için daha adil bir sistem uygulamaktır. IMF bir sonraki büyük ölçekli SDR tahsisine hazırlanırken, her ikisi de gündemde olmalıdır.