Bugünkü hikâyemiz Japonya’nın başkenti Tokyo’dan. 27 Temmuz gününe dönelim. Tokyo Olimpiyatları’nın atış salonunda gerginlik hâkim. O esnada Çinli Jiang Ranxin ve Pang Wei, Rus rakipleri Vitalina Batsarashkina ve Artem Chernousov ile karışık takım 10 metre havalı tabanca dalında altın madalya için yarışıyor.

Karışık takım 10 metrede havalı tabanca atış müsabakası, Tokyo Olimpiyatları’na yeni eklenen bir dal. Her atışta en yüksek puanı alan takıma 2 puan veriliyor. 16 puana ilk ulaşan takım altın madalyayı kazanıyor. Haliyle bu kural yarışmacıları büyük baskı altına bırakıyor.

Rusya ve Çin 14 puana ulaştı. Son atış yapılacak.

Rus sporcu Chernousov ilk atışı yapıyor ve hedefi 9,8’den vuruyor. Bu demek oluyor ki, Çinli sporcunun bu seviyeyi geçmesi gerek. Pang Wei sakin bir şekilde tabancayı kaldırıyor, sessizce nişan alıyor, hafifçe tetiğe dokunuyor, “bang” diye bir ses ve mermi hedef tahtasını vuruyor… Puan 10,1!

Platformda yarışı izleyen takım arkadaşları sevinç çığlıkları atarken Pang Wei onlara yavaşça el sallıyor.

Pang Wei, 1986 yılında başkent Beijing’e çok yakın olan Hebei eyaletinin Baoding kentinde dünyaya geldi. Çocukluğunda da silahlara, diğer çocuklara kıyasla daha büyük ilgi duyuyordu.

14 yaşına bastığı yıl sokakta oyuncak tabancasıyla oynarken komşusu ona şöyle dedi: “Madem silahları bu kadar çok seviyorsun, o zaman gerçek silahla talim yap!”

Bunu duyan Pang Wei, heyecana kapıldı: “Evet, atış sporlarına katılırsam gerçek silah kullanabilirim…” Hemen ailesinin yanına döndü ve babasına atış öğrenmeye göndermesi için yalvardı.

Pang Wei’i atış eğitimi almaya ikna eden o komşu, bu teklifi öylesine yapmamıştı. Baoding’de tanıdığı bir atış eğitmeni vardı. İsmi Zhang Guangwei idi.

Pang Wei ertesi gün babasıyla birlikte Zhang Guangwei’in çalıştığı spor okuluna gitti. Eğitmen Zhang’ın Pang Wei’i görünce sorduğu ilk soru şu oldu: “Bisikletin var mı?”

Pang Wei, “Evet” cevabını verdi.

Eğitmen Zhang Pangwei’e ertesi sabah 07.00’da evine gelmesini söyleyip adresini verdi ve ofisine döndü.

Ertesi gün sabahın ilk saatlerinde Pang Wei babasının bisikletiyle yola düştü. Eğitmen Zhang’ın evine sözleştikleri saatten önce vardı. 07.30’da Eğitmen Zhang evinden çıktı ve “Haydi, okula gidiyoruz. Beni bisikletinle oraya götüreceksin.” dedi. Pang Wei hiçbir şey söylemeden Zhang’ın söylediğini yaptı.

Yola çıktılar. Pang Wei bisikleti sürerken bir ara gidon sallandı, neredeyse dengesini kaybedecekti. Kollarındaki tüm gücü kullanarak bisikleti dengeledi. Sabahın erken saatleri, Baoding sokaklarında iki erkek bir bisiklette, asfalt yolda ilerliyorlar. Bisikletin arkasında oturan uzun boylu dev bir adam.

Daha bir km gitmişlerdi ki, Pang Wei’in başından boncuk boncuk terler süzülmeye başladı. O esnada önlerine uzun bir yokuş çıktı. Pang Wei, ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Ancak tek yapabildiği yokuşu çıkmak oldu. Bir süre sonra gerçekten hiç gücü kalmamıştı. “Hocam çok yoruldum!” deyiverdi birden.

Eğitmen Zhang, Pang’ın arkasından son derece sakin bir şekilde dedi ki: “Yorulduğunu düşünüyorsun, çünkü sürekli yokuşun tepesine bakıyorsun. Doğal olarak dikkatin dağılıyor. Sadece başını gömüp yola odaklanacaksın. Tekrar başını kaldırdığında bir bakmışsın, tepeye ulaşmışsın!”

Pang Wei’in başka seçeneği yoktu, tüm gücüyle bisikleti sürmeye devam etti.

Okula varmak onun için hiç kolay olmadı. Tam silahlarla talim vakti geldi, derken hiç beklemediği bir şey oldu. Eğitmen Zhang, onu kimsenin olmadığı bir köşeye gönderip eline de dört tuğla verdi. Pang Wei’e iki tuğlayı dik şekilde yere koyup üzerine çıkmasını söyledi. Pang Wei, tuğlaların üzerine çıkınca cambaz ayaklığı giymiş gibi hissetti. Dengesini kuramadı, neredeyse ayak bileğini burkacaktı.

“Gel, kollarını uzat!” dedi Eğitmen Zhang. Pang Wei kollarını ileriye uzatınca da üzerine diğer iki tuğlayı koydu. “Evet, ben gelene kadar böyle durmak zorundasın.” dedi ve gitti.

Saatler geçti, Pang Wei yorgunluktan kollarını da ayaklarını da hissetmiyordu. Okulda mesai bitince Pang Wei de tuğlalardan kurtuldu ve Eğitmen Zhang’ı bisikletiyle evine götürdü. Ancak bu kez Zhang, Pang’ın gitmesine izin vermedi ve onu evine davet etti. Eğitmen Zhang, mutfaktan iki kâse ve iki yemek çubuğu getirdi. Kâselerin biri boştu, diğer ise soya fasulyesiyle doluydu.

“Al bakalım.” dedi Zhang. “Bu kâsedeki fasulyeleri tek tek diğer kâseye koyacaksın. Ondan sonra evine gidebilirsin.” Pang Wei fasulyeleri diğer kâseye koymaya başladı. O sırada mutfaktan güzel kokular geliyordu. Görünüşe göre Eğitmen Zhang ve ailesi akşam yemeğini hazırlıyordu.

Zhang yemekleri masaya koyduğunda Pang da işini bitirdi.

“Yemek yiyelim, öyle gidersin. Babana haber verdim bile.” dedi, Eğitmen Zhang.

O günden sonra Pang Wei, Eğitmen Zhang ile günlerce, aylarca, haftalarca yaz kış demeden çalıştı ve genç bir sporcu oldu. 16 yaşına girdiği 2002 yılında genç sporcuların atış müsabakasına katıldı ve şampiyon oldu. Bu, Pang Wei’in ilk ülke şampiyonluğuydu. Daha sonra Pang, Hebei atış takımına katıldı.

Pang, 2005 yılında 19 yaşındayken Çin milli atış takımına girdi. O yıl takımdaki en genç sporcuydu. 2006 yılında ise ilk kez dünya şampiyonu oldu. 9 Eylül 2008’de de başkent Beijing’de düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda 10 metre havalı tabancada altın madalya kazandı. 

27 Temmuz’a tekrar dönelim. Tokyo’daki Olimpiyat Oyunları ödül töreninde 35 yaşındaki Pang Wei ile 21 yaşındaki takım arkadaşı Jiang Ranxin altın madalyalarını alıp birbirinin boynuna asıyor, birbirini tebrik ediyor. Bu sahneyi gören diğer sporcular ve antrenörler de onları alkışlıyor ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin milli marşı olan Gönüllülerin Marşı bir kez daha olimpiyat sahasında yankılanıyor.