CGTN / Wang Jin

İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn giderek daha da yakınlaşıyor. Bazı haberlere göre, bu dört devlet, dört ülkeli bir savunma güvenlik ittifakı oluşturma görüşmelerinin ortasında bulunuyor. Güvenlik ittifakının oluşturulması için bazı engeller olmasına rağmen, İsrail ve Körfez Arap ülkeleri arasındaki yakın ilişkiler, Orta Doğu jeopolitiğinde yeni bir başlangıcı gösteriyor.

Orta Doğu tarihinde, güvenlik ittifakları ve savunma antlaşmaları söz konusu. Soğuk Savaş döneminde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Sovyetler Birliği’nin bölgedeki etkisini engellemek için 1950 yılında aralarında Türkiye, Irak, İran ve Pakistan’ın da bulunduğu Orta Doğu bölgesinden ülkelerle Bağdat Paktı anlaşmasını organize etti. Bununla birlikte, bu anlaşma, Orta Doğu bölgesinden diğer ülkelerin güçlü muhalefetine yol açtı ve yıllar sonra çöktü.

Arap devletleri, askeri ve siyasi ittifaklar kurma girişiminde bulundu. Mısır ve Suriye, Arap dünyasını birleştirmek amacıyla 1958 yılında Birleşik Arap Devletleri’ni kurdu. Bununla birlikte, çabalar başarısız oldu ve 1961 yılında, Birleşik Arap Devletleri parçalandı. 1980’li yıllarda Körfez Arap ülkeleri Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Umman, Körfez Arap Ülkeleri İş Birliği Konseyi’ni (KİK) oluşturdu. Ancak, KİK, bütünleşmiş bir bölgesel askeri ve siyasi örgüt halini alamadı ve yapısal olmayan bölgesel bir örgüt olarak kalmaya devam etti.

Orta Doğu’da askeri bir ittifak oluşturma girişimlerinin başarısız olmasına iki unsur yol açtı.

Bir yandan, iç koordinasyon güçlü bölgesel ittifaklara dönüşemedi. Bağdat Paktı konusuna baktığımızda, ABD yönetimi, Orta Doğu ülkelerinin Sovyetler Birliği’nin bölgeye etkisi konusunda Washington ile aynı hisleri paylaşabileceğini umdu, ancak gerçekte, bölgedeki birçok devlet tarafından en acil tehdit olarak görülmedi. Bazı Arap ülkeleri, özellikle Mısır ve Suriye, İsrail ile ABD’nin müdahalesini reddederek, Sovyetler Birliği’ni güvenilir ortak olarak kabul ettiler. Bu yüzden, ABD’nin bölge ülkelerini pakta katılmaya ikna etme çabaları, birkaç devletten karşılık aldı.

ORTA DOĞU’DA BÖLGESEL İTTİFAKI SAĞLAMAK KOLAY DEĞİL

Diğer yandan, Orta Doğu’da bölgesel ittifak, iç dengeler yüzünden sürdürülemez. Birleşik Arap Devletleri vakasında, gayri memnun Suriyelilerin, Mısırlıların baskın statülerine karşı çıkması örgütün 1961 yılında dağılmasına yol açtı. KİK vakasında da, Suudi Arabistan’ın örgütü, daha uygun bölgesel askeri pakta dönüştürme çabaları, diğer küçük Körfez Arap ülkelerinin güçlü muhalefetiyle karşılaştı. 

Orta Doğu’da jeopolitik durum son on yılda önemli ölçüde değişti. İran’ın yükselişi ile Arap güçlerinin etkisini yitirmesi manzarayı değiştirdi ve İsrail ile Arap dünyası arasında yakın ilişkilere yol açtı. İsrail ile Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn arasındaki görüşmeler ve temaslar, önemli ölçüde fark edildi. 2020 yılının ikinci yarısında, BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas, İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi. Hem İsrail hem de Körfez Arap ülkeleri İran’ın bölgesel etkisi konusunda ortak kaygıları paylaşıyorlar ve İran’ın artan gücü, İsrail ile Körfez Arap ülkeleri arasında bir bölgesel ittifak oluşturulması için önemli bir itici güç oluyor.

İttifak oluşturmak için diğer itici güç, ABD’nin Orta Doğu politikası. ABD Başkanı Joe Biden’ın Orta Doğu politikaları, İsrail ve bazı Körfez Arap ülkelerinde kaygılara ve memnuniyetsizliklere yol açtı. Bu ülkeler, Biden’ın, ABD’nin İran’a tavizleri olarak görülen eski ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkeye uyguladığı yaptırımları kaldırmayı ve İran ile temas kurmayı umduğunu düşünüyorlar. 

Bu arada, Washington yönetiminin, Suudi Arabistan ile BAE’nin Yemen iç savaşına müdahalesini eleştirmesi ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018 yılında öldürülmesindeki rolünün soruşturulması, ABD ve Suudi Arabistan arasındaki endişeleri artırdı. Bu yüzden, İsrail ve Körfez Arap ülkelerinin bir ittifak oluşturma konusunda güçlü arzuları var.

Bölgesel güvenlik ve siyasi ittifak oluşturma ihtimali, Orta Doğu’da, daha yoğun bölgesel karşıtlıklara yol açabilir. Bir Orta Doğu NATO’su şekillenebilir, ancak bu ABD’nin öncülüğünde olmayacak, bu da Biden yönetimine, İran ve Orta Doğu’daki müttefikleriyle dengeli bir siyaset izlemede dar bir alan bırakacak.