Kore Cumhuriyeti’nde yaklaşan seçimler iktidardaki Moon Jae-in yönetimi için siyasi baskıların arttığı bir sürece dönüştü. Dış politikada denge sağlamaya çalışan Moon yönetimi, ABD ile yüzleşmek zorunda kaldı. Askeri ve siyasi anlamda ABD ile yakın durmaya zorlanan Kore Cumhuriyeti’nin son durumunu CRI Türk Editörü Mehmet Emre Öztürk Aydınlık Gazetesi için değerlendirdi.

Kore Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Moon Jae-in’nin, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kore Kuvvetleri (USFK) yeni komutanı General Paul LaCamera ile savaş zamanı operasyonel kontrolünün (OPCON) geçişi konusunda görüştüğü aktarıldı.

Görüşme eski USFK Komutanı General Robert Abrams’a, ittifaka ve bölgenin savunmasına yaptığı katkılar nedeniyle Güney Kore’nin en yüksek ulusal güvenlik ödülü olan “Tongil” madalyasının verilmesine müteakip gerçekleşti.

Mevcut Güney Kore-ABD ittifak düzenlemeleri uyarınca Kore Yarımadası’nda bir savaş söz konusu olursa, ABD ordusundan bir generalin Güney Kore Silahlı Kuvvetlerinin kontrolünü üstlenmesini kapsayan OPCON anlaşması iki ülke arasında tartışılan bir konu. ABD’nin yöneteceği bir ordu ile nerelerin vurulacağı bilinmezken, sivillere zarar verilip verilmeyeceğinin garantisi de verilmiyor. On yıldan fazla bir süredir, OPCON kontrolünü devralmak isteyen Güney Kore’de çabalar devam etmekte. Anlaşma konusu sadece Güney Kore için değil, aynı zamanda Kuzey-Güney ilişkileri için de büyük öneme sahip.

Kırılgan bir demokrasiye sahip olan Kore Cumhuriyeti’nde savaş sonrası oluşan ABD nüfuzu ülkenin iç ve dış politikada manevra alanlarını daraltıyor. Mevcut iktidar partisi olan Demokrat Parti bu alanı yıllardır genişletmek istese de ABD tarafından yönlendirilen iç dinamikler yarımadada ABD’nin çıkarlarına dayalı süreç izlemiştir.

Yarımadadaki ayrılığın çözümü için ilk adım “Asya’nın Mandelası” olarak tanımlanan Güney Kore sekizinci Cumhurbaşkanı Kim Dae-jung tarafından gelmişti. 15 Haziran 2000’de Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC)’yi ziyaret eden Kim, iki ülke arasındaki buzları eritmek adına ilk ateşi yakmıştı. Bu adım Demokrat Parti tarafından “Barış ve Birleşme” politikası olarak her iktidar döneminde uygulamaya koyuldu.

ABD VARLIĞINI SORGULAYAN CUMHURBAŞKANI

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Roh Moo-hyun ise ülkedeki ABD varlığını sorgulayan konuşmasıyla farklı bir duruş sergilemiştir. Roh, 21 Aralık 2006’da Ulusal Birleşme Konseyi 50. Daimi Komite Toplantısı’nda kendisine ayrılan süreyi aşarak 1 saatlik bir konuşma gerçekleştirmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır:

“Kendi ordularının harekât kontrolü düzgün kontrol edemeyen bir ordu yaratıp, ‘Ben Savunma Bakanıyım!’. ‘Ben Genelkurmay Başkanıyım!’ diyorlar. Apolet ve yıldızlardan mı bahsediyorsunuz? Üst üste toplanarak ordu kontrolünün geri alınmasına yönelik de açıklamalar yapıyorlar. Bu onların ihmalkârlığı değil mi?

Utanmalısınız!

Güney Kore olarak ekonomide, kültürde, sinemada iyiyiz. Vatandaşlarımız yurt dışına çıktığında yapamayacağı şey yok. Kendi cep telefonumuzu yapabiliyoruz, kendi arabalarımızı ve gemilerimizi yapabiliyoruz da neden kendi ordumuzu yönetmekten aciziz?

Aslında iki Kore arasında diplomasi söz konusu. Güney Kore ile Çin arasında da diplomasi var. Kuzey Kore’de acil durum diye bir şey olmamasına rağmen, ne savaş ne de acil durum var ama biz her zaman savaş ve acil durum için önceden hazırlanıyoruz. Güney Kore ordusu OPCON’a bağlı kalırsa, Kuzey Kore ile konuştuğumuzda, Çin ile konuştuğumuzda, diplomatik görüşmeler yaptığımızda, Kuzeydoğu Asya’daki güvenlik meseleleri hakkında masaya oturduğumuzda hangi yüzle konuşacağız?

ABD’nin arkasına saklanıp kasıklarına yapışmış vaziyette “Ağabey, sadece sana güveniyoruz” diyorlar. Böyle bir ulusal güvenlik bilinci olabilir mi? Güvenliğimiz için neden başka bir ülkenin ordusunu kullanmak zorundayız?”

Avukatlık yıllarında, cuntacıların işkencesine maruz kalan ve komünist yanlısı olmakla suçlanan öğrencileri savunan bir insan hakları avukatı olarak gazete manşetlerinde yer almış Roh, bu konuşması ardından dikkatleri üzerine toplamıştır. 2006’da KDCH ziyareti ardından parti içinde ve kamuoyunda büyük tepkiler ile karşılaşan Roh, 2009’da intihar ederek hayatına son vermiştir.

MOON ROH’UN ÇİZGİSİNİ TAKİP EDİYOR

Moon Jae-in (solda) ve Roh Moon-hyun (sağda) 1980 yılında Busan kentinde yürürken.

12. Cumhurbaşkanı Moon Jae-in, hem parti içerisinde hem de avukatlık mesleğinde Roh’un çizgisini takip eden bir isim olarak biliniyor. 2015 yılında Eski Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’nin azledilmesi ile göreve gelen Moon, ilk iş olarak Pyongyang ile temasları geliştirmeye koyulmuştur. KDHC toprak bütünlüğü anlamında meşru istek olarak, Güney’deki ABD askeri varlıkları konusunda kırmızı çizgisini çekiyor. OPCON yasasının tekrar Seul’e devredilmesi, ABD’nin yarımada toprakları üzerindeki varlığını sonlandıracak ilk adım olarak da biliniyor.

KDHC ile ilişkilerde büyük bir hezeyana uğratılan Moon yönetimi OPCON’da da aynı durumu yaşadı. Öte yandan, Moon yönetimi Çin ile iyi ilişkiler geliştireceğini ve Korelerarası görüşmelerde Çin’inde masada olmasını söylemesi ABD’yi farklı aksiyonlara yönlendirdi.

İlk olarak QUAD’a katılım konusunda ABD baskısı ile karşılaşan Moon yönetimi dış politikada denge arayışına girerken, içeride büyük ölçüde sarsıldı. Öyle ki, kamuoyunda Çin histerisi yaratacak bir boyuta gelindi. Moon, bu baskıların arasında Beyaz Saray’a davet edildi. Washington yolculuğu öncesi “OPCON yasasını ülkeye geri döndürme” sözü veren Moon, zirvesi sonrası “ABD ve Güney Kore dostluğunda yeni bir sayfa açıldığı” müjdesi ile ülkesine döndü.

SON GÖREV KDHC İLE GÖRÜŞMELERE DEVAM ETMEK

Moon Jae-in yönetimi, kendi çıkarlarını dikkate alarak Güney Kore-ABD ittifakını güçlendirmeyi seçti. Çin ile olan ilişkilerini koparmak istemediği için bazı açıklamalardan uzak durdu fakat bu sessizliği ABD bir fırsata çevirerek baskı politikasına çevirdi. Moon, “Son Görev” olarak KDHC ile görüşmelere devam etmek istiyor. Bu konuda kullanılacak diplomasi aracı ise aşı olarak belirlenmiş durumda. Biden yönetiminin birçok kez aşı üzerinden temas kurmak istediği Pyongyang, bu tuzağa düşmeyeceğini defalarca dile getirmiş durumda. Güney Kore’de ise işler farklı ilerliyor. Moon, ABD’nin bu “cömert” teklifi üzerinden hareket etmek isterken, kamuoyu yoklamaları halkın yüzde 51’nin Kuzey’deki soydaşlarına kesinlikle aşı gönderilmemesi gerektiğini düşünüyor. Batı propagandası altında şekillendirilen seçmen kitlesi Moon için büyük bir hayal kırıklığı olurken, karşıt grubun üstünlüğünü muhafazakâr kitlenin oluşturması gelecek seçimlerde Demokratlara verilen bir mesaj gibi.

Diğer yandan Moon, ABD tarafından emperyalist rekabette önemli bir oyuncu olarak görülmüyor. Ancak Moon’un hazırladığı zemin 2022 Mayıs ayında Seul’deki sadık ABD dostu muhafazakârların oyuna hızlı bir giriş yapmasını sağlayabilir.

Aydınlık / Mehmet Emre Öztürk