Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) faiz kararını değerlendiren Doç. Dr. Cüneyt Dirican, bu toplantıda indirim yapmak yerine “pas geçmenin” daha doğru olduğu görüşünü paylaştı. Ekonomiye bütüncül bakmak gerektiğine vurgu yapan Dirican, Türkiye ekonomisinin bir krizde olmadığını fakat o yönde risklerin bulunduğunu belirtti. Belli ölçütler baz alındığında Türkiye ekonomisine “kötü” demenin doğru olmadığını söyleyen Dirican’a göre; küresel belirsizlik ortamı, 2022’de dünya ölçeğinde daha büyük çalkantıları beraberinde getirebilir.

CRI Türk’te Mehmet Kıvanç’ın hazırlayıp sunduğu Dünya Postası programına konuk olan İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Şalom Gazetesi Yazarı Doç. Dr. Cüneyt Dirican, faiz, döviz ve enflasyon gündemini değerlendirdi.

EKONOMİ DÖVİZ VE BORSADAN İBARET DEĞİL

“Ekonomiyi mi tartışıyoruz yoksa döviz krizini mi?” sorunu soran Dirican, ekonominin bir bütün halinde konuşulması gerektiğine vurgu yaptı:

“Biz uzun zamandır ekonomiyi tartışmıyoruz. Ekonominin belli bileşenlerini belli değişkenlerini tartışıyoruz. Bütün ekonomiyi iki değişkenli yorumlamaya kalkarsak bu doğru olmaz. Örneğin; borsa endeksinin yükseliyor olması nasıl ki ekonomide her şeyin iyi gittiği anlamına gelmeyecekse salt döviz kurunun yükseliyor olması da her zaman ekonominin kötüye gittiği anlamına gelmez.”

Dirican, döviz kurundaki tırmanışa rağmen belli ölçütlere göre, Türkiye ekonomisinin iyi durumda olduğunu söyledi:

“Kuru, enflasyonu ve faiz tartışmalarını bir kenara koyarsak Türkiye gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülke ekonomilerinden daha iyi bütçe açığı, daha iyi kamu borcu ve daha iyi büyüme oranlarına sahip. Hatta belli ülkelerle kıyaslandığında işsizlikte de dünyadan çok uzakta değil. Türkiye cari açığı da muhtemelen bu sene iyi bir yerde kapatacak. Bunları alt alta koyduğumuz zaman Türkiye’nin ekonomik verileri için kötüdür demek birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeyle kıyaslandığında çok doğru bir söylem olmaz.”

EKONOMİDE TEHLİKELİ SARMAL

Doç. Dr. Dirican, şu an ekonomide “döviz şoku” yaşandığını ve bu durumdan en çok alt gelir gruplarının etkilendiğini belirtti:

“Türk lirası aşırı değer kaybettiği için özellikle döviz maliyetli çalışmak durumunda olan kurumlar ister istemez bunu fiyata yansıtmak zorunda kalıyorlar. Fiyata yansıttıklarından dolayı ülkenin nüfusunun yarısının son yüzde 20’lik gelir seviyesinde olması ve satın alma gücündeki düşüş nedeniyle ister istemez çok ciddi bir kesim bundan olumsuz etkileniyor. Bu enflasyon haliyle, varlığı olan bireyleri alternatif yatırım araçları da fazla olmadığı için daha çok dövize yönlendiriyor ve bu bir sarmala giriyor. Bu sarmal nedeniyle de biz şu an bir döviz şoku yaşıyoruz.”

Dirican, “Bu döviz krizi ekonomik kriz midir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Şu anda başlangıç safhasına doğru gidiyoruz demek daha doğru. Ekonomik kriz demek için en azından erken. Bu şekilde devam eder ve bu hiperenflasyona doğru bizi götürür ve orada kalıcılık yaratmaya başlarsa, hem döviz kurunun yükseldiği ve o seviyelerde kaldığı hem de enflasyonun küresel etkilerle birlikte yüksek seyretmeye devam ettiği ve oralarda kaldığı bir senaryoda başka şeyleri konuşmaya başlarız.”

“MERKEZ BANKASI PAS GEÇMELİYDİ”

Merkez Bankasının faiz kararını yorumlayan Dirican, “Bir hata aranacaksa eğer zamanlama ve iletişim boyutunda olabilir.” dedi. Buna karşın Dirican, dünyada G20 liginin de içinde olduğu birçok ülkede merkez bankalarının uyguladığı politika faizlerinin “enflasyonun kat kat altında” olduğunu da hatırlattı. Faiz indirim kararının tek başına yanlış bir karar olmadığını ifade eden Dirican’a göre, faiz indirimini bu toplantıda pas geçmek gerekiyordu:

“Bu yıl sonuna kadar pas geçiliyor olması, hem sok yönetimi açısından hem bilanço yönetimi açısından birçok firmanın fiyatlama yapabilmesi ve bütçe yapabilmeleri açısından doğru olan karardı.”

Merkez Bankası’nın üretim, büyüme ve ihracatı öncelik alarak bu kararı aldığını düşünen Dirican, “Keşke bunu yıllar evvel para ucuzken ve bolken yapmaya çalışsaydık. Dünyanın zor dönemlerinde bunu yapmaya çalışmak doğru mudur diye tartışabiliriz ama bir yerden de başlamanız gerekiyor.” dedi.

Küresel risklere dikkat çeken Dirican, aynı riskli ortam içinde çeşitli fırsat pencereleri olduğuna da işaret etti. Dirican, dünya çapında lojistikte ve küresel mal arzında yaşanan sıkıntıların Türkiye’nin üretim ekonomisi için destekleyici yönde fırsatları da kısmen sunduğunu belirtti.

“KÜRESEL GÖRÜNÜM OYNAK VE BELİRSİZ”

“Küresel anlamda oynaklıkların daha kötü senaryoların daha baskın olabileceği bir yıla doğru gidiyoruz.” diyen Dirican, maddeler halinde kötümser senaryo başlıkları şu şekilde saydı:

– Enflasyonun küresel anlamda yüksek seyretmeye devam etmesi

-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası’nda (Fed) başkanın değişme olasılığı

-ABD’deki ara seçimlerde cumhuriyetçilerin baskın çıkması ve Biden hükümetinin topal ördek konumuna düşmesi

– Avrupa’da Macron’un yerine Le Pen’in seçilmesi sonucu Avrupa Birliği (AB) ve Euro’nun sorgulanması

Dirican, risk olarak görülen bu senaryolar gerçekleşmeden TCMB faizleri indirerek erkenden pozisyon almış olabileceği değerlendirmesinde bulundu. Öte yandan kötümser senaryoların gerçekleşmesi durumunda bütün küresel piyasaların sallanacağını belirtti. Dirican, Türkiye’nin son 10 yılda altın rezervlerini artırmasının ise küresel çalkantı ortamında önemli olduğuna değindi:

“Enflasyonun hiperenflasyona doğru kaydığı yerlerde altının normal şartlarda daha fazla değer kazanması gerekir. Bizim merkez bankamız 2013 yılından beri kompozisyon değişikliği yapıp rezervlerinin büyük bir kısmını altına çevirdi. Şu an 38 milyar dolarlık altın rezervimiz var. O zaman altın rezervlerimizi biz çok eleştiriyorduk o gün geldiğinde tam tersini konuşmamız gerekecek. Bu olay dönem bazında da değişkenlik arz edebilir.  Bugünün olumsuzlukları yarının olumlu senaryosu ya da bugünün olumlu senaryosu yarının olumsuzlukları şekline de dönebilir.”