CGTN / Thomas O. Falk

Donald Trump ayrılıyor, Biden geliyor. Kadro değişikliği otomatik olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa arasında daha sağlıklı bir ilişkiye mi denk geliyor? Hayır. Çünkü uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda konu bireysel meseleler değil, güç ve jeopolitik çıkarlardır. 

Atlantik’in her iki yakasındaki seçkinlerin, nüfusun büyük kesimlerinin memnuniyetsizliği ve siyasi temsildeki temel krize ilişkin yaygın cehaleti, son zamanlarda transatlantik ilişkilerin ivmesine hasar vermişti.

ABD Başkanı Joe Biden, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde ciddi zarar gören Avrupa ile ilişkileri düzeltme niyetini sık sık dile getirdi. İlk günden itibaren Biden-Harris yönetiminin temel ilkesi, Avrupa’daki dost ve müttefikleriyle danışmalarda bulunmaktı. Ancak altı aydır görevde olduktan sonra diğer herhangi bir siyasetçi gibi birinin önemli olanın sözler ve niyetler değil, atılacak adımlar olduğunu anlaması gerekmektedir. Evet, Biden döneminde üslup değişti. Biden ayrıca Trump’ın Almanya’dan asker çekme kararını iptal etti ve Kuzey Akım 2 doğal gaz boru hattı projesini kabul etti. Fakat Biden döneminde her yerde ve her zaman hazır olan “Önce Amerika” yaklaşımı katiyen değişmiyor. En son örnek Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Washington ziyaretiydi. Biden yaygın bir biçimde Merkel’i görevde olduğu dönemde ABD ile ilişkileri güçlendiren bir siyasetçi ve dost olarak takdir etti. Ancak Merkel, Biden’a çok fazla övgüde bulunmadı. 

Avrupalılar için örnek giriş yasağı; Başkomutan olarak Donald Trump’ın nihai resmi eylemlerinden biri olarak Avrupalılar için giriş kısıtlamalarının kaldırılması talimatı vermesine rağmen, Biden göreve başlar başlamaz kararı tersine çevirdi. Avrupa’da aşılama oranları yüksek olmasına ve Amerikalıların Avrupa’ya yeniden girişine zaten izin verilmiş olmasına rağmen, kısıtlamalar halen yürürlükte kalmaya devam ediyor. Biden, bunu Covid-19 ekibi ile koordine etme niyetinde olduğunu ve belki de girişin yakında kaldırılabileceğini söyledi.

BIDEN AMERİKAN EGEMENLİĞİNİ SÜRDÜRME ÇABASINA AVRUPALILARI DÂHİL ETMEYE ÇALIŞIYOR

Uluslararası ilişkilerde ortak prosedüre göre, genellikle her şey karşılıklıdır. Bu nedenle Amerikalıların Avrupa’ya girmesine izin verilirse Avrupalıların da ABD’ye girmesine izin verilmelidir. Yenilenmiş bir transatlantik ilişki için konuşmak, Washington tarafından eşit olmayan biri olarak davranıldığı zaman sorunlu hale geliyor. Örnek, cezalandırıcı gümrük tarifeleri. Ekonomi teorisi ve tarihi sürekli olarak tarifelerin ne ticaret açıklarını azalttığı ne de bir ulusun gerçek gelirini yükselttiği uyarısında bulundu. Bu ilgili herkes için bir kaybet kaybet önerisidir. Bununla birlikte, Biden Trump’ın çelik ve alüminyum üzerindeki gümrük tarifelerini kaldırmıyor. Bu tesadüf değil. Trump’ın yaptığı gibi düzgün bir şekilde ifade etmese de bu gümrük tarifeleri “Önce Amerika” yaklaşımının bir aracı olarak nitelendirilebilir, çünkü sonunda Avrupa Birliği’nin (AB) çıkarlarına zarar verirken ABD’nin çıkarlarını korumayı amaçlamaktadır.

Örnek, Çin. Trump gibi Biden da Çin’e karşı Amerikan egemenliğini sürdürme çabasına coşkulu bir biçimde Avrupalıları dâhil etmeye çalışıyor. Ancak Avrupalılar karşı görüşteler. Almanya’da ekonomik çıkarlar galip gelmektedir. Almanya kendisini medeni veya barışçıl bir güç olarak görüyor, Birleşik Krallık ve Fransa hariç bir bütün olarak Avrupalılar ve AB için uygun düşüyor. Eski derin anlaşmazlık, Biden’ın görev süresinin gelecek üç yılı için devam edecek. Ve Biden, bir bütün olarak “ekibine” katılması ve Çin’e karşı bir birleşik cephe oluşturmak için Avrupa’ya baskı yapmaya devam edecek. Bu tek taraflı çıkarların değil, ancak yalnızca Amerika’nın egemenliğini sürdürme niyetinin yönlendirdiği bir yaklaşımdır. 

Angela Merkel 2017 yılındaki efsanevi konuşmasında, Donald Trump ve onun transatlantik ilişkilerini yürütmenin yeni yolu anlamına gelen “diğerlerine tamamen güvenebilecekleri” zamanlar “bir parça geride” kaldığı için Avrupa’nın bağımsızlığı fikrini başlattı. Bununla birlikte dört yıl sonra Merkel’in sözleri tutarlı olmaya devam ediyor. 

Avrupa bakış açısına göre, ABD-Avrupa ilişkileri konusundaki Biden’ın başkanlığının şimdiye kadar, farklı bir görünüş ve daha dostane bir üslupla olsa da olabildiğince Trump’ın başkanlığının devamı olduğu söylenebilir. Biden genellikle, büyüleyici ve samimi sözlerinin arkasını doldurmaya başlamadığı sürece bu değişmeyecek.