Hikâyemiz dünyanın en yüksek dağı Everest’in kuzey yamacında geçiyor. Yıl 1960, saat 16.00. Çin dağcılık ekibi üyeleri Wang Fuzhou, Gong Bu, Qu Yinhua ve Liu Lianman dik bir kayanın altında saatlerdir bekliyor. Dört kişi o kayanın altındaki daracık ve eğimli yerde sıkışmış kalmışken, şiddetli fırtına dağın çevresini süpürüyor, nefes almayı daha da zorlaştırıyordu.

Ekip bundan yaklaşık dört saat önce “ikinci basamak” olarak bilinen dik kaya üzerinden birkaç kere tırmanmayı denedi, ne yazık ki hiçbirinde başarılı olamadı. Yaklaşık 5 metre yüksekliğindeki bu kayanın yüzeyinde tutunacak hiçbir yer yoktu. Dolayısıyla yukarıya erişmek imkânsız görünüyordu. Bu kaya düz bir ova üzerinde dursa bile tırmanmak çok zor olurdu. Dahası bu noktanın deniz seviyesinden yüksekliği 8 bin 600 metreydi; o nedenle her adımda derin derin, uzun uzun nefes almak gerekiyordu. Bu sıkıntılara dağcıların giydikleri soğuktan koruyucu kıyafetler ve omuzlarındaki ekipmanların ağırlığı da eklenince ilerlemek daha da zorlaşıyordu. Öyle ki, bu zorlukları aşmak göğe tırmanmaktan bile müşkül görünüyordu.

Ekibin başkanı Wang Fuzhou, nefes nefese tırmanmaya çalışırken diğer üç arkadaşına kulağa işkence gibi gelen o soruyu sordu: “Arkadaşlar, hava kararmak üzere, hava tahminlerine göre yarın havalar değişecek… Bugün tırmanmak için son şansımız! Ne yapalım?”

Bu sadece bir soruydu, ancak ekibin diğer üç üyesine daha çok bir emir gibi geldi.

Bir oduncu ailesinden gelen Qu Yinhua, ağır bir Sichuan aksanıyla şöyle konuştu: “Ben bugün zirveye çıkmaya karar verdim, vazgeçme gibi bir niyetim yok!”  

Ekibe katılmadan önce Tibet’in Rikazi bölgesinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu askeri olarak görev yapan Gong Bu heyecanla: “Yukarıda da aşağıda da ölüm var, öleceksem zirvede öleyim.” dedi.

Dağcılık eğitimine diğerlerinden daha erken katılan Liu Lianman, ekibin önemli bir gücü ve rehberiydi. Daha önce itfaiyecilik de yapmış olan Liu Lianman kararlılıkla, “Şu an için en önemlisi bu zorlukları aşmanın yolunu bulmak. Başka bir yöntem denemeliyiz.” diye konuştu.

Qu Yinhua sordu:

“Liu, aklında bir çare var mı?”

“Merdiven yapalım!”

“Nasıl yapacağız?”.

Liu Lianman, “Bunu daha önce yapmıştım. Yangın söndürmek için bir evin duvarına bu yöntemle tırmanmıştım. Şöyle olacak; ben altta duracağım, sizi yukarı iteceğim. Siz çıktıktan sonra da beni çekeceksiniz.” dedi.

Ekip başkanı Wang Fuzhou, Liu’nun fikrini duyunca, “Olmaz! Ayakkabılarımızın tabanında çelik çiviler var, omzuna bu ayakkabılarla basarsak omzunu yaralarız.” dedi.

Liu fikrinde ısrarcıydı. “Wang, bunları düşünüp zaman kaybetmeyelim! Sadece zirveye çıkalım gerisi umurumda değil.” dedi.

Wang Fuzhou: “Başka çaremiz yok gibi görünüyor, yapalım!” dedikten sonra Qu Yinhua’ya döndü ve “Sen önce yukarı çık ve kayanın tepesine elindeki baltayla birkaç çivi çak.” dedi.  

Qu Yinhua eğilip ayakkabılarını çıkarmaya başladı. Liu Lianman bağırdı:

“Qu, ne yapıyorsun!”

“Omuzlarına çivili ayakkabılarımla basamam.”

“Ama ayakların donacak.”

“Bir şey olmaz.”

Qu Yinhua ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarıp çıplak ayaklarla Liu Lianman’ın omzuna çıktı. Liu Lianman, sırtı kayaya dayalı halde dengesini korumaya çalışırken, tüm gücüyle omuzlarındaki Qu Yinhua’yı yukarı itiyordu. Qu Yinhua, Liu’nun omuzundayken, belinden dağcı çivilerini çıkardı ve kayanın tepesini dikkatlice çivilemeye başladı. Yaklaşık bir saat sonra çivileme işlemi tamamlandığında saat 17.00’ı geçmişti.  

Artık yukarı tırmanırken tutunabilecekleri bir yer vardı. Qu Yinhua çivileri çaktıktan sonra ikinci basamağa çıkan ilk kişi oldu. Ardından Wang Fuzhou ile Gong Bu, sırayla Liu Lianman’ın omzuna basıp yukarı tırmanmaya başladı. O sırada iki ayağı titrerken sabit durmaya çalışan Liu, nefes almakta zorlanıyor, arada bir gözleri kararıyordu. Üç arkadaşı dik kayanın tepesine başarıyla çıktıktan hemen sonra Liu kayanın dibine oturdu. Tüm gücünü kaybetmiş gibiydi.  

Üç ekip arkadaşı kayanın tepesinden Liu’ya bir ip uzattı. Liu bütün gücünü toplayıp ipi beline bağladıktan sonra yukarıdakiler Liu’yu yanlarına çektiler.   

Şimdi dört dağcının önünde hem dik hem de geniş bir yokuş duruyordu. Yokuşun üst kısmı, üstü kar ve buzla kaplı dağ sırtıydı. Bulundukları yerde rakım 8 bin 600 metre, zirve ile aralarındaki irtifa farkı ise sadece 200 metreydi. Bu, 50 katlı bir binanın yüksekliğine eş değer! Fakat burada yaptıkları merdivenleri tırmanmaya hiç benzemiyordu.

Dört dağcının sadece birer tam şişe, birer de yarım şişe oksijeni vardı. Bu yüzden yarısı dolu şişeyi ikinci basamakta bırakıp, tam dolu şişeyle yukarı çıkmaya karar verdiler.

1960 yılının 24 Mayıs günü dört dağcı, Liu Lianman’ın rehberliğinde, güneşin kızıl ışıkları ufukta kaybolurken çıkıntı üzerinde ağır adımlarla ilerliyordu. Akşam saat 19.00’da güneş tamamen batmış, gün geceye teslim olmuştu. Yine de dağcılar ilerlemekte kararlıydı.

Tam o sırada, önde yürüyen Liu Lianman aniden yere yığıldı. Diğer üçü hemen Liu’yu kaldırmaya çalıştılar. Bu esnada Liu’nun yüzünün solduğunu, dudaklarının morardığını, gözlerinin de sımsıkı kapalı olduğunu gördüler.

“Liu, Liu! Uyan uyan! Uyumak yok!”

Arkadaşları Liu’yu uyandırmaya çalışıyordu.

Arkadaşlarının sesini duyan Liu yavaş yavaş gözlerini açtı ve “Galiba devam edemeyeceğim, siz beni bırakıp devam edin.” diye fısıldadı.

Üç arkadaşı Liu’yu kayanın kenarında fırtınadan uzak, güvenli bir yere taşıdıktan sonra, uyku tulumuna sarıp zirveye doğru yürümeye devam etti.

O gece gökyüzü açıktı, Liu Lianman kayanın kenarında yatıyordu. Gökyüzünde pırıl pırıl parlayan yıldızları izlerken anılara daldı…

1951 yılında 18 yaşında olan Liu, Harbin kentindeki bir fabrikada çalışmaya başladı. 1954 yılında itfaiyecilik eğitimi alıp fabrikada itfaiyeci oldu. 1955 yılında ise fiziksel durumunun iyi olması ve itfaiyecilik yeteneğine sahip olması, Çin Dağcılık Eğitim Ekibi’ne alınmasını sağladı.

Liu, Nisan 1956’dan itibaren bir yılı aşkın bir süre içinde sırasıyla Çin’in Taibai Dağı, Muztağ Tepesi, Gongga Dağı ve Avrupa’nın en yüksek tepesi Elbrus’a tırmandı ve 1957’de milli sporcu ödülüne layık görüldü.

Birkaç yıllık dağcılık hayatında on kere ölümle burun buruna gelmesine rağmen hiçbirinde ölüme teslim olmayan Liu, bu sefer başaramayacağını hissediyordu…

Cebinden bir not defteri çıkarıp kalemini eline aldı ve yıldızlı gecenin ışıkları altında şu satırları yazdı:

“Partimizin ve ülkemizin bana verdiği bu zorlu görevi tamamlayamadım. Görevimi siz 3 ekip arkadaşıma devrediyorum. Tüpümün içerisinde biraz daha oksijen var. Zaferle döndüğünüzde kullanırsınız.

Yoldaşınız Liu Lianman”

Liu, yazdığı bu mektubun olduğu sayfayı yavaşça yırtıp aldı ve iyice katladıktan sonra eldiveninin içine koydu. Ardından oksijen tüpünün ağzını sıkıca kapattı.

Peki, Wang Fuzhou, Gong Bu ve Qu Yinhua o sırada ne yapıyorlardı? 3 ekip üyesi, buz ve kar yığınları üzerinde ilerlerken, gereksiz eşyaları çöpe atmış olmalarına rağmen, 500 kilo ağırlık taşıyormuş gibi hissediyorlardı.

25 Mayıs günü sabah saat 04.00 civarında üç dağcı hâlâ tırmanıyordu. Gong Bu, en öndeydi. En yüksek noktaya çıktıktan sonra bulunduğu yerden daha yüksek bir noktanın olmadığını fark etti. Wang Fuzhou ve Qu Yinhua da bir süre sonra ona yetiştiler. Ve gördüler ki üstlerinde yıldızlardan başka bir şey görünmüyordu. Çıkabilecekleri en yüksek noktadaydılar.

Wang Fuzhou heyecanla konuştu: “Arkadaşlar burası en yüksek nokta! Buradan sonra tüm yollar dağdan aşağı iniyor.”

Dağcılar ikinci basamaktan ayrıldıktan dokuz saat sonra nihayet dünyanın en yüksek zirvesine ulaşmışlardı.

Sırt çantalarından beş yıldızlı kızıl bayrağı çıkarıp tepede bir süre salladılar, ardından eski Çin Cumhurbaşkanı Mao Zedong’un heykelini bayrağa sarıp zirvedeki büyük bir taşın yanına koydular. Bayrak ve heykeli, etrafını küçük taş parçalarıyla çevirmek suretiyle koruma altına aldılar. Wang Fuzhou çantasından günlüğünü aldı ve şöyle yazdı: “İki ekip arkadaşımla Everest’in zirvesine çıkmayı başardık. Tarih: 25 Mayıs 1960, saat sabah 04.20.”

Zirveye çıkmanın sevincini 15 dakika kadar yaşadıktan sonra dönüş yoluna koyuldular. Qu Yinhua, dağdan aşağı inerken eldivenini çıkarıp fotoğraf çekmeye başladı. Bu esnada ayaklarındaki bütün parmakları ve sağ elinin işaret parmağı dondu. Ne yazık ki, o parmaklarının hepsini kaybetti.

Dağcılar ikinci basamağa dönmek üzereyken gün ağarmıştı. Aşağıdaki büyük taşın yanında birinin kendilerine el salladığını gördüler. Bu kişi Liu Lianman’dan başkası değildi!

Oksijen tüpünü kapattıktan sonra bayıldığı için 8 bin 700 metre yükseklikte tüm geceyi baygın geçiren Liu Lianman on birinci kez ölümü bertaraf etmişti. Ertesi sabah bir mucizeye uyanan Liu, kendini daha iyi hissediyordu, yerinden yavaşça kalkabildi.

O üç Çinli dağcı, 24-25 Mayıs 1960 tarihinde görevlerini başarıyla tamamlayarak, Everest’in zirvesine dağın kuzey yamacından çıkan ilk dağcılar olarak tarihe damgalarını vurdu. Çinli ekip çok sayıda yabancı dağcının geçemediği ikinci basamaktan başarıyla geçti. Çin Dağcılık Ekibi 1975 yılında yeni bir göreve soyundu ve kuzey yamacından Everest Dağı’na bir kez daha çıktı. Kendilerinden sonraki dağcıların zirveye daha kolay çıkması için de ikinci basamağa metal merdiven yerleştirdiler. Bu merdiven “Çin merdiveni” olarak adlandırıldı.

Wang Fuzhou o günden sonra dağcılık eğitimi ve liderlik çalışmalarıyla uğraştı. Bir dönem Çin Dağcılık Derneği başkanlığını da üstlendi.

Gong Bu ise Tibet’te yabani hayvanların korunması çalışmalarına katıldı ve Tibet Yabani Hayvanları Koruma Derneği Başkan Yardımcısı oldu.

Qu Yinhua ise çeşitli bölgelerdeki spor çalışmalarına katkıda bulundu. Bir dönem Çin Dağcılık Derneği’nde görev yaptı.

Liu Lianman da 13 yıllık dağcılığın akabinde Tibet’te dağcılık kamplarının kurulmasıyla ilgili çalışmalara katıldı. 1963’te, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 14. yıl dönümünde dönemin Çin Cumhurbaşkanı Mao Zedong tarafından kabul edildi ve 1 Ekim Milli Bayram kutlamalarına katıldı.

Liu Lianman bir televizyon kanalına verdiği demeçte, “En büyük üzüntüm, Everest’in zirvesine çıkamamış olmak.” dedi.