CGTN / Andrew Korybko

İran’ın Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisi, medyanın İsrail’in güçlü istihbarat teşkilatı Mossad’a gönderme yaptığı bir provokasyonda 11 Nisan’da siber saldırıya maruz kaldı. Tesiste bir elektrik kesintisi oldu ve bir patlama olduğu haber verilirken, olayda ölen ya da yaralanan kimse olmadı.

Tahran yönetimi, olaydan hızla Tel Aviv yönetimini sorumlu tutarken, siyasi olarak sıkışmış durumda olan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, şifreli bir şekilde, “İran’ın, İsrail’i yok etme yönündeki soykırımcı amacına ulaşmak için nükleer kapasiteye sahip olmasına asla izin vermeyeceğim. İsrail, İran’ın saldırganlığına ve terörizmine karşı kendini savunmaya devam edecek.” dedi.

İran’ın nükleer sorunu, bölgedeki var olan gerilim düşünüldüğünde çok karmaşık. İran İslam Cumhuriyeti, barışçıl nükleer enerji geliştirmek için Birleşmiş Milletlerin (BM) kabul ettiği bir hakka sahip, fakat bazı düşmanlarının şimdiye kadar doğrulanmamış farklı zaman çizelgelerine göre niyetinden şüphelendiği gibi nükleer silah geliştirme hakkına sahip bulunmuyor. 

Tahran yönetimi, böyle bir niyetinin olmadığını ve nükleer silah iddiasının bilgi savaşı olduğunu iddia ediyor. Bununla birlikte Tel Aviv ve bölgedeki bazı ortakları düşmanlarının bu konu hakkında söylediği hiçbir şeye inanmıyor.

Bu kafa karıştırıcı sorun, tarihi Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) ile 2015 yılında çözüme kavuşmuş gibi görünüyordu. Ancak eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın, ülkesinin çıkarlarına hizmet etmediği bahanesiyle bu anlaşmadan birkaç yıl sonra çekilmesiyle anlaşmanın ömrü kısa süreli oldu. Bu tartışmalı bir konudur, çünkü önceki yönetim açıkça bu anlaşmanın kendi ulusal çıkarlarına uygun olduğuna inanıyordu, aksi takdirde bu anlaşmayı kamuoyuna açıklamak için bu kadar zaman ve enerji harcamazlardı. Yine de bu gelişme büyük oranda bölgeyi istikrarsızlaştırdı ve herkesin bildiği gibi “Pandora’nın Kutusu’nu” açtı.

SALDIRI BÖLGEDEKİ İSTİKRARSIZLIĞI TETİKLEDİ

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi şu anda, İran’ın nükleer sorunla ilgili attığı son adımlarından vazgeçmesi karşılığında eski ABD Başkanı Donald Trump dönemindeki tek taraflı yaptırımlarından bazılarını kaldırarak bir uzlaşmaya varma teşebbüsünde bulunuyor. Ancak İran yönetimi, Washington’dan bütün yaptırımları ön koşulsuz kaldırarak Trump öncesi statükoya dönmesini talep ediyor. Görüşmeler devam ediyor ve nasıl bir sonuç çıkacağı belli değil, özellikle İranlılar bu yaz sonunda seçime gidecek ve iktidardaki yöneticilerin herhangi bir uzlaşmaya varacağı algısı kesinlikle seçimde seçmen görüşünün, birçok kişinin daha muhafazakâr olarak düşündüğü rakiplerine yönelmesine yol açabilir. Natanz’daki nükleer tesiste siber saldırı bütün bunların ortasında meydana geldi, bu yüzden zaten karmaşık ve aşırı hassas konunun daha fazla karmaşık hale gelmesini sağladı.

İsrail’in bu olaya dâhil olduğuna ilişkin bilgiler ve söylentiler doğruysa, o zaman bu İsrail ve İran arasındaki gerilimin ani biçimde yükselmesine sebep olacaktır. Bu aynı zamanda, Tel Aviv’in nükleer silahların geliştirilmesi için sadece bir kılıf olduğundan şüphelendiği İran’ın barışçıl nükleer enerji gelişimini etkisiz hale getirmek amacıyla, birçok kimsenin yıllardır planladığından korktuğu kinetik adımların dışında tek taraflı önlemlere başvurmaya niyetli olduğunu gösteriyor.  Bu gidişat göz önüne alındığında, İran’ı birçok ana akım Batı medyasının yapma eğiliminde olduğu gibi “haydut devlet” olarak tanımlamak gerçekle örtüşmüyor. İran yönetimi, ABD’nin JCPOA’dan tek taraflı olarak çekilmesine karşılık olarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başladı.

Diğer bir ifadeyle, bu bir kısasa kısas durumu, anlaşmaya zarar vermek için herhangi bir önceden planlı hazırlığın parçası değil. Ancak İsrail, bu tür saldırılar genellikle önceden planlamayı gerektirdiği düşünüldüğünde, yapmakla suçlandığı siber saldırıyı düzenlemek için çok önceden planlamış olabilir.

Bu gözlem, attığı adımlarla daha fazla dikkatli olması gerekenin gerçekte İran’ın değil İsrail’in olması gerektiğini gösteriyor. İsrail kendi varlığından sorumlu BM’ye itimat etmek yerine, İran’ın dramatik biçimde “nükleer terörizm” olarak tanımladığı şeyle uğraşmak için tek taraflı olarak uluslararası ortaklarının arkasından iş çevirmekle suçlandı. 

İsrail, iddia ettiği gibi samimi olarak barışsever bir devletse, özellikle İran gibi bölgesel rakipleriyle kendisini karşılaştırmaya çalıştığı zaman, derhal uluslararası kurallara uymalı, çıkarlarını garanti altına almak için diplomasiye güvenmelidir.