CGTN / Cömert Otorbayev (Eski Kırgızistan Dışışleri Bakanı, Beijing Normal Üniversitesi Kuşak Yol Okulu’nun seçkin bir profesörü ve Nizami Gencevi Uluslararası Merkezi’nin üyesi)

Japonya’daki Fukushima Daiichi Nükleer Santrali’nde 10 yıl önce 11 Mart 2011’de olan kaza nükleer enerji sanayi için o zamana kadar görülen en ağır şoktu. O zaman, birçok kişi nükleer enerji santrallerinin sayısının azalacağını ve hatta tamamının kullanımının yasaklanacağını tahmin etti. Öyleyse, Fukushima’dan 10 yıl sonra nükleer sanayiye neler oluyor?

Beklendiği gibi, Japonya’da nükleer enerji üretimi yıkıcı bir darbe yedi. Yetkililer ülkenin işleyen 50 santralinden 46’sının faaliyetlerini durdurdu. Japonya’nın kazadan önce elektriğinin yaklaşık üçte birini karşılayan nükleer enerji askıya alındı. 2019’da nükleer enerji Japonya’nın elektriğinin sadece yüzde 7,5’ini karşılıyordu.

Kazanın yankıları en önemli etkisini Avrupa üzerinde yaptı. Kazanın üzerinden üç ay geçmeden Almanya 2022’de nükleer enerji üretimini tamamen bitirme kararı aldı. O zamandan bu yana, ülkenin 17 nükleer santralinden 11’i kapatıldı. Almanya’nın kazadan önce elektriğinin yaklaşık yüzde 25’ini karşılayan nükleer enerji, 2019’da sadece yüzde 12’sini karşılıyordu. 2011’den 2020’ye, küresel olarak yaklaşık 48 GW nükleer enerji üreten 65 nükleer santral kapatıldı.

10 yıl öncesinin olayları bütün dünyada nükleer enerjinin gelişmesi üzerindeki devasa etki sahibi olduysa da, nükleer enerjinin büyümesini durdurmadı. Son yılların istatistikleri nükleer enerjinin gelişmesinin pozitif dinamiklerini gösteriyor. Bugün, 31 ülkede çalışan nükleer santraller 18 bin yıldan fazla santral yılı deneyimine sahip olmakla övünüyor. Bölgesel enerji ağları sayesinde, birçok başka ülke de nükleer enerjinin nimetlerinden yayınlanıyor. Örneğin, İtalya ve Danimarka enerjilerinin yaklaşık yüzde 10’unu nükleer enerji ithalatından sağlıyor.

12 ÜLKE ELEKTRİKLERİNİN EN AZ DÖRTTE BİRİNİ NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİNDE ÜRETİYOR

Bunun yanı sıra, 12 ülke elektriklerinin en az dörtte birini nükleer enerji santrallerinde üretiyor. Fransa elektriğinin dörtte üç kadarını nükleer enerjiden sağlarken, Macaristan ve Finlandiya gibi ülkeler elektriğinin üçte birini ya da fazlasını nükleer enerjiden sağlıyor.

İklim değişikliğine karşı küresel mücadele fosil kaynaklarından enerji üretilmesinin kesin biçimde reddedilmesini gerektiriyor. Ancak bu kaynaklar bugün küresel enerji tüketiminin egemen yüzde 84’ünü oluşturuyor. Örneğin, 2018’de Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) fosil kaynakları ülke enerji ihtiyacının yüzde 807ini karşıladı, bu on yıl önceki yüzde 84’lük orandan birazcık az. Ve fosil yakıtlar Çin’deki enerjinin yüzde 85 kadarını yaratmaya devam ediyor.

Fosil yakıtların yıllık tüketimi, 2019’da geçen 10 yılda 116,214 TWh’den 136,761 TWh’ye çıktı. Dolayısıyla, güneş ve rüzgâr santrallerinden düşük karbonlu enerji elde etmenin yanı sıra, nükleer enerjinin gelişmesi gerekli olacak.

Aslında, dünya yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde önemli bir artışa tanık oldu. Ember and Agora Energiewende’e göre, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri kısmen önemli başarılar elde etti. Avrupa güneş ve rüzgâr enerji santralleri geçen yıl elektriğin yüzde 38’ini üretti ve tarihte ilk kez fosil yakıtlarından üretilen yüzde 37’lik enerji oranını geçti.

Ancak, durum her yerde bu kadar etkileyici değil. Dünyanın elektriğinin yüzde 64 gibi büyük bir kısmı 2019’da fosil yatıklarından üretildi. Yenilenebilir kaynaklardan üretilen enerjide önemli bir artışa rağmen, fosil yakıtlarının bu amaçla kullanılması geçen 15 yılda neredeyse değişmeden devam etti.

NÜKLEER ENERJİ ÜRETİMİ AZALMAK YERİNE DRAMATİK BİÇİMDE ARTACAK

Fosil yakıtlarının kullanımını azaltmak ve nükleer enerjiyi teşvik etmek için, değişik örgütler kendi planlarını açıkladı. Dünya Nükleer Birliği, iddialı bir senaryo sundu. Birliğin Harmony (Uyum) programı 2050’de eni nükleer enerji kapasitesinin 1,000 GW’a çıkacağını öngörüyor. Bu tarihte dünya ölçeğinde üretilecek elektrik 10,000 TWh civarında olacak.

Bu senaryo, bu yıldan başlayarak yıllık 25 ila 33 GW artışı gerektirecek. Ancak, bu rakamlar 1984’de başarılan 31 GW yıllık artıştan çok farklı değil. Genel büyüme rekoruna 1980’lerde ulaşıldı ve 201 GW civarındaydı.

Düşük karbonlu enerjiye yönelik hızla artan talebi karşılamak, 2050’de toplam elektriğin yüzde 25’ini karşılaması gereken nükleer enerjinin gelişmesinin hızlandırılmasını gerektirecek. Bütün bunlar dünyada nükleer enerji üretiminin gelecek 30 yılda üç kat artması gerektiği anlamına geliyor. Nükleer enerji üretimi azalmak yerine, dramatik biçimde artacak.
Fukushima’nın etkisi düzenli biçimde yok oluyor.