Haber: Ersoy İrşi

Sanatseverler için bugünlerde konser, tiyatro, sinema olmasa da sergiler var. Kapılarını önlemlerle yeniden açan müzeler ve sanat galerileri ziyaretçilerini bekliyor. Kültür sanat gündeminde öne çıkan beş sergiyi sunuyoruz.

Kademeli normalleşmeyle birlikte müzeler ve sanat galerileri de tekrar sergilerini izleyicilerine sunma imkânına kavuştu. İstanbul’un önde gelen sanat mekânlarında, kültür sanat gündeminin odağındaki sergileri derledik.  Pera Müzesi’nde “Etel Adnan- İmkânsız Eve Dönüş”, Yapı Kredi Müzesi’nde “Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz”, İstanbul Modern’de  “Selma Gürbüz- Dünya Diye Bir Yer”, Apartman 52’de 23 sanatçının özel üretimden oluşan “Apartman” ve Piramid Sanat’ta “Bedri Baykam-Kayıp Eşyalar Atölyesi” sergileri sanatseverleri bekliyor.

ÇOK YÖNLÜ YARATICI ETEL ADNAN İSTANBUL’DA

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde açılan “İmkânsız Eve Dönüş” adlı sergi, sanatseverleri çok yönlü, benzersiz bir sanatçıyla, Etel Adnan’la buluşturuyor. Küratörlüğünü Serhan Ada ile Simone Fattal’ın birlikte üstlendiği sergi, 1925 yılında Beyrut’ta çok dilli, çok dinli, çok kültürlü bir ailede dünyaya gelen Etel Adnan’ın, bu zengin kimliği yansıtan eserlerini İstanbul’a taşıyor. Yaşamından eksik olmayan savaşlara, siyasal ve toplumsal olaylara kayıtsız kalmayan sanatçı, üretimlerinde iki temel ifade aracını, yazıyı ve resmi, bazen birbirinden ayrı, bazen de birbirinin içinde kullanıyor. Retrospektif niteliğindeki “İmkânsız Eve Dönüş”, sanatçının yağlı boya, desen, baskı, seramik, halı, leporello (akordeon şeklinde katlanmış defter) ve film gibi çok farklı alanlarda ürettiği eserleri bir araya getiriyor. Etel Adnan’ın sanatsal üretimlerinin yanı sıra farklı dönemlerde yapılmış söyleşilerin video kayıtları da izleyiciyle buluşuyor. Mevsimleri, manzaraları, işaretleri, hayali gezegenleri, uyduları etkileyici enerjisi ve yalın üslubuyla yansıtan Etel Adnan, eserleriyle ilk kez tanışacak ziyaretçilere yepyeni bir keşif ve yorumlama alanı vadediyor. 

“RENKLERLE YAZILAN ŞİİR”

“İmkânsız Eve Dönüş” sergisinin iki küratöründen biri olan Serhan Ada, Etel Adnan’ın kimliğinin göç, sürgün ve iltica gibi kavramlarla şekillendiğine değiniyor ve sergiyi düzenlerken sanatçının eserlerini bütüncül bir yaklaşımla ele aldıklarını ifade ediyor. Serhan Ada, “Etel’in tüm eseri bir şiirdir. Bildiğimiz şiir biçiminde, manzum olmayanlar da dâhil. Zaten tüm görsel eseri de renklerle yazılmış bir şiir değil mi?” diyor. Serginin eş küratörü Simone Fattal ise, sanatçının tek bir çerçeveden bakılarak anlaşılmasının imkânsızlığını vurguluyor ve şunları ekliyor: “Etel Adnan hem şair hem yazar hem halı desinatörü hem de ressam ve bu yönlerinden yalnızca herhangi biriyle anlatılamaz. Tüm özellikleriyle anlaşılmalı, tüm özellikleri birlikte incelenmelidir.”

AYVAZ’IN ARŞİVİNDEN TİYATROMUZUN PANORAMASI

Hrant Dink Vakfı öncülüğünde Türkiye Tiyatro Vakfı ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılılık iş birliğiyle hazırlanan “Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz” sergisi, 1911-2006 yılları arasında yaşamış İstanbullu tiyatro sanatçısı ve yayıncı Hagop Ayvaz’ın kişisel çabalarıyla oluşturduğu tiyatro arşivinden yola çıkarak, toplumsal bellek, kimlik ve mekân bağlamında Türkiye’nin tiyatro tarihine odaklanıyor.

Sergiye kaynaklık eden Hagop Ayvaz arşivi, 19. yüzyılın ortalarından günümüze Osmanlı ve Türkiye tiyatrosundaki oyuncular, topluluklar ile tiyatro mekânları hakkında çok sayıda özgün içeriği barındırıyor. Gençliğinde itibaren topladığı kitaplar, dergiler, belgeler, afişler, fotoğraflarla dolu çalışma odasını “cennetim” olarak nitelendiren Ayvaz’ın incelikli benzetmesi tutkuyla bağlı olduğu tiyatro, arşiv ve toplumsal bellek arasında kurulabilecek bağlara dair de ipuçları veriyor.

ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

Ayvaz’ın arşivindeki fotoğraflar, afişler, dergiler, oyun metinleri içeren kitaplar ve defterlerden bir seçki sunan “Kulis: Bir Tiyatro Belleği, Hagop Ayvaz”, üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm, tiyatro tutkusu ilk gençlik yıllarına dayanan Hagop Ayvaz’ın figüranlıktan yönetmenliğe, köşe yazarlığından yayıncılığa uzanan yaşamı paralelinde, İstanbul’da Ermenice tiyatro üretimi ve etkinliklerini mercek altına alıyor. İkinci bölümde, Ayvaz’ın 1946-1996 arasında kesintisiz olarak yayımladığı Kulis dergisinin Türkiye sınırlarını aşan etkileri, dönemin sanat ve siyaset gündemi ekseninde, bir zaman çizelgesi eşliğinde ele alınıyor. Son bölüm ise, Osmanlı ve Türkiye tiyatro tarihinde mihenk taşı olmuş sanatçılar, topluluklar, oyunlar ve mekânlara odaklanıyor ve ziyaretçiyi, bunlar arasındaki bağlantıları keşfederek Türkiye’nin tiyatro geçmişine yeniden bakmaya davet ediyor.

SERGİNİN ÖTESİNDE BİR SELMA GÜRBÜZ ANSİKLOPEDİSİ

Geçen nisan ayında kaybettiğimiz usta sanatçı Selma Gürbüz’ün İstanbul Modern’deki  “Dünya Diye Bir Yer” adlı sergisi sanatçının son otuz beş yıldır devam eden sanatsal üretimine birtakım tematik duraklar çerçevesinde bakıyor.

Sanat pratiğinde hem doğu kültürüne hem de batı kültürüne ait ögeleri bir arada kullanarak, onlar arasında beklenmedik ilişkiler kuran Gürbüz, iki kültüre ait konu ve teknikleri ustalıkla yan yana getiriyor. Gürbüz’ün içinde yaşadığımız dünyadan beslenen, kendine özgü imge dağarcığıyla yarattığı gizemli ve renkli dünyasında, insanlığa, doğaya, yaşama dair semboller ve hikâyeler hayat buluyor. Sanatçının daha önce sergilenmemiş yapıtlarını odağına yerleştiren sergi, Selma Gürbüz’ün zamandan ve mekândan bağımsız; masallar, mitler, söylencelerle örülü, incelikle işlenmiş yapıtlarını ziyaretçilerle paylaşıyor. Sergide, sanatçının resim, yerleştirme, desen, video ve heykel gibi farklı ifade araçlarıyla ortaya koyduğu yüzden fazla yapıtı yer alıyor.

“Dünya Diye Bir Yer” bir serginin ötesinde, Selma Gürbüz’ün yıllar içinde gittikçe rafine hale gelen sanat üretiminden süzülerek vücut bulan görsel bir ansiklopedi. Yapıtlar, yaşadığımız dünyanın gerçekliğinden uzak gibi görünse de, aslında bize hayatı, zamanın geçişini ve insanların bu döngüdeki hallerini anlatıyor.

“APARTMAN”DAN BETONLAŞMANIN ÖTEKİ YÜZÜ

Küratörlüğünü Lara Lakay ve Tuba Kocakaya’nın üstlendiği, İstanbul’un kültür ve sanat hayatına alternatif bir sistem önerisinde bulunan, ayrıştırılmış çağdaş sanat ortamını birleştirmeyi amaçlayan “Apartman” sergisi, Covid-19’a karşı alınan tedbirler kapsamındaki tam kapanma sürecinin ardından kapılarını, yeniden Kadıköy Yeldeğirmeni, Apartman No.52’de açtı.

Adını Türkçede ayırmak, parçalara, hisselere bölmek anlamına gelen “appartire” kelimesinden alan sergide, farklı teknik ve materyallerle üretim yapan Ali Kanal, Z.Ayşe Hatipoğlu, Bedia Ekiz, Cansu Yıldıran, Cins, Dila Yumurtacı, Dinçer İşgel, Eşref Yıldırım, Gaye Su Akyol, Gökhan Deniz, Gökhan Deneç, Gökhun Baltacı, Güler Güçlü, Hakan Gürsoytrak, İris Ergül, Kıvılcım Güngörün, Leman Sevda Darıcıoğlu, Meltem Sarıkaya, Mustafa Horasan, Özgür Can Taşcı, Sevim Kaya, Tayfun Gülnar ve Zeynep Özkanca dâhil olmak üzere 23 sanatçının yakın dönem eserlerinin yanı sıra sergiye özel ürettikleri yeni eserleri de yer alıyor.

ASLINA UYGUN RESTORE EDİLECEK

Modernite altında, yaşamların betonlar arasında geçmesine karşılık “Apartman”, izleyicileri, düzenin bir arada olmayı odalarla ayırdığı apartmanla tanıştırıyor ve birlikte yaşanabilecek alanları keşfe çıkarıyor. Bu betonlaşmış anı defterinin içinde, mülkiyet ve sahibiyetle değil, nefes alan ve almayan her şeyle, dokunmak, görmek, konuşmak üzerine kurduğumuz bağı ve aynanın diğer tarafını izleyicilere sunuyor.

Sergi sonrasında mimar Hayri Ödensoy tarafından sanattan koparılmadan ve aslına sadık kalarak restore edilecek olan Apartman No:52, mimari proje olarak, sergi, atölye çalışmaları ile misafir sanatçı programlarına ev sahipliği yapmaya devam eden, mahalle deneyimi ve ortak üretime olanak sağlayan, alternatif bir kentsel dönüşüm modeli sunmayı hedefliyor.

“KAYIP EŞYALAR ATÖLYESİ”

Bedri Baykam, “Kayıp Eşyalar Atölyesi” başlığını taşıyan 143. kişisel sergisi ile Piramid Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor. “Kayıp Eşyalar Atölyesi”, sanatçının atölyesini “kamusallaştırdığı” ve bu yönüyle izleyicisini mahremine davet ettiği bir sergi olma özelliği taşıyor. Eserlerin her biri, Baykam atölyesinin parçalarını, anılarını, DNA’sını taşırken bahsedilen mahremiyet, sanatçının belirlediği dozlarda izleyiciye sunuluyor. “Atölyenin tetiklemesiyle” bu serinin başladığını belirten Baykam, Sinan Eren Erk ile yaptığı röportajda bu süreci “Yıllardır atölyede, her tarafta gezinen yaşam kalıntılarım, Harita’nın (Bedri Baykam’ın Sanat Tarihi Haritası) bazı bölümleri, başka eserlerimin hazırlıklarından kalan artıklar, fotoğraf parçaları… Hepsi sanki bir araya gelip, ‘Ya bizim günahımız ne, biz de sanat tarihine kalalım’ dediler. O şekilde başladım; onlar bana konuştu.” cümleleri ile tanımlıyor.

İlk gösterimini İstanbul’da yaptığı “Arkabahçe” serisinin (2016) ardından Berlin, Kiev, Los Angeles gibi dünyanın birçok yerinde değişik dönemlerini kapsayan sergiler açmaya devam eden Baykam, 2017-2021 yıllarında ürettiği eserlerinden oluşan yeni serisi “Kayıp Eşyalar Atölyesi” ile İstanbul’da yeniden sanatseverlerle buluşuyor.