Haber: Gökhun Göçmen

Kızıl gezegen Mars’ın kapısını çalan üçüncü ülke Çin oldu. Mars’a iniş sürecinin zorluklarını, önemini ve ülkelerin beklentisini Prof. Dr. Sıtkı Çağdaş İnam yanıtladı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya’nın ardından Mars’a inerek kendi dilinde “Ni hao” yani “Merhaba” diyen üçüncü ülke Çin Halk Cumhuriyeti oldu. Çin Ulusal Uzay İdaresi’nden (CNSA) yapılan açıklamaya göre, Tianwen-1 isimli taşıyıcıya bağlı Zhurong gezgini cumartesi günü 07.18 itibarıyla Mars’ın Ütopya Ovaları’ndan ilk sinyalini gönderdi. Çin’in Mars’a inişine takiben açıklama yapan Cumhurbaşkanı Xi Jinping, projede görev alan kişilerin ülkenin hafızasına kazınacağını vurgulayarak “Bu meydan okuma için yeterince cesurdunuz ve ülkemizi gezegen keşiflerinde ileri saflara taşıdınız.” mesajını paylaştı.

Mars’a iniş yapan Tianwen aracının ismi ünlü Çinli şair Qu Yuan’ın “Gökyüzüne sorular” şiirine gönderme yaparken, Zhurong ise “Ateş Tanrısı” olarak çevriliyor. Zhu Rong adının tercih edilmesinin bir başka nedeni ise fonetik olarak Çincede “Yanan Yıldız” kelimesini çağrıştırması.

EN BÜYÜK SORUN MESAFE VE ATMOSFER

Çin’in Mars misyonunda yakaladığı ivme sadece ülke içinde değil aynı zamanda uluslararası kamuoyunda da büyük ölçekli bir başarı olarak kabul ediliyor. Zira, astrofizik uzmanlarına göre herhangi bir ülkenin Mars’a iniş gerçekleştirmesi için çok sayıda engeli aşması gerekiyor. Öyle ki, Uzun Yürüyüş 5 roketi üstündeki Tianwen 1 taşıyıcısı 23 Haziran’da 2020’de ateşlenmesine karşın ancak 10 Şubat 2021’de Mars yörüngesine yerleşmiş ve cumartesine gününe değin Kızıl Gezegen etrafında tur atmıştı.

Başkent Üniversitesinden Astrofizikçi Prof. Dr. Sıtkı Çağdaş İnam, Mars’a inişin böylesine uzun bir zaman dilimini kapsamasını ve bu süreçte karşılaşılan zorlukları CRI Türk’e şu ifadelerle aktardı:

“Bizim Güneş’e uzaklığımız 150 milyon, Mars’ın ise yaklaşık 220 milyon kilometre. Dolayısıyla Mars bize en yakın mesafede olduğu zaman bile 70-80 milyon kilometre uzakta oluyor ki bunu da her zaman söylemek mümkün değil. Dolayısıyla buradaki en büyük zorluk mesafe denilebilir. Mesafe devasa olunca anlık komut vermek zorlaşıyor. Diyelim ki, Mars’a yolladığınız robotun mesajı algılaması ve geri dönüşü dakikalar sonra oluyor. Örneğin, Dünya ile Güneş arası 150 milyon kilometre ve biz ancak Güneş’in 8 dakika önceki halini görebiliyoruz. Mars kimi durumlarda Güneş’ten daha uzak, kimi zaman ise yarısı kadar uzak oluyor. Bununla birlikte Mars’a inmek Ay’dan daha farklı. Çünkü Ay’ın aksine Mars’ın ince de olsa bir atmosferi var. İniş konusunda doğru açıyı bulmak ve paraşütün açılmasını sağlamak zorundasınız. Bu nedenle Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleştirilen birçok deneme başarısız olmuştu. Şimdi bu teknolojiler yeni yeni geliştiriliyor. “

KADİM YAŞAM FORMUNDAN BİR SONRAKİ YÜZYILA PLANLAR

Çin’in böylesine meşakkatli bir görevin ardından elde etmek istediklerinin sırrı ise Zhu Rong gezgininin üzerinde bulunan 6 cihazda saklı. Beijing yönetimi aralarında topografik kameranın da bulunduğu cihazlar sayesinde Mars’taki toprak ve su yapısına dair derinlikli bir bilgi edinmeyi umuyor. Xinhua haber ajansı cumartesi günü yayımlanan haberinde “Çin’in uzayın barışçıl biçimde kullanımına katkı sunacağı” öngörüsünde bulundu.

Dünya’ya benzerliği ile dikkat çeken Mars’taki keşiflerin Çin’e ve dolaylı olarak insanlığa nasıl fayda sağlayacağını Prof. Dr. Sıtkı Çağdaş İnam, söyle özetledi:

“Mars, Güneş sisteminde Venüs’ten sonra Dünya’ya en fazla benzeyen gezegen. Venüs’ün atmosfer basıncı göz önüne alınınca şimdilik oraya iniş mümkün gözükmüyor.  Mars’ı özel kılan neden bir yaşam geçmişinin, su kalıntılarının olması. Burada yapılacak incelemeler ve yaşam formlarının keşfi önemli. İlerleyen dönemlerde Mars’ın kolonileştirilmesi de söz konusu olabilir. Teknolojide kullanılan nadir elementler ilerleyen dönemlerde Mars, Ay ya da diğer asteroitlerden elde edilebilir. Bu kısa vadede değil ama uzun vadede hesaba katılıyordur. Elbette burada bilimsel kaygılar var ancak edilen tecrübeler ticari kazanıma dönüştürebilir. Örneğin, Soğuk Savaş dönemindeki rekabet Ay’a inilmesine sebep oldu ya da çeşitli uydular ortaya çıktı. O sayede haberleşmeden kullandığımız teknolojiye kadar bizim de hayatımız değişti. Yine benzer bir süreç yaşanabilir fakat şimdi tanık olduğumuz ABD ve Çin arasındaki rekabeti sadece “düşmanlık” olarak anlamamak lazım. Bu rekabet aynı zamanda iş birliğini de içeriyor. Çeşitli alanlarda diğer ülkelerin uzay misyonlarında iş birliğine gittiğini görmekteyiz.”