CGTN / Andrew Korybko

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) liderliğindeki Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) Brüksel’de yapılan zirve toplantısından sonra pazartesi günü yayınladığı açıklamada Çin’i sert biçimdi eleştirdi.

Açıklamanın 3. paragrafı Çin’in “artan etkisi ve uluslararası politikalarını” NATO’nun 30 üyesinin birlikte ele alması gereken “tehditler” olarak tanımlıyor. 55. paragraf ise “Çin’in açıklanan tutkuları ve saldırgan davranışları kural temelli uluslararası düzene ve ittifakın güvenliği ile ilgili alanlara karşı sistemik tehditler oluşturmanın” yanı sıra blokun “temel değerleri ile çelişen zorlayıcı politikalar” temsil ettiğini ileri sürüyor.

Bundan sonra açıklama Çin’in sözde nükleer cephaneliğini genişletmesini, bu alanda şeffaf olmamasını, Rusya ile askeri iş birliğini ve yanlış bilgilendirme kullanmasını eleştiriyor. Çin’in “uluslararası sözlerini yerine getirmesini ve uzay, siber alan ve denizcilik alanları dâhil uluslararası sistemde bir güç olarak rolüne uygun biçimde sorumlu davranmasını” talep etmek ittifak için oldukça küçümseyici bir şey.

Bir sonraki 56. Paragraf, bu taleplere dayanarak Çin’den “nükleer kapasitesi ve doktrini ile ilgili olarak anlamlı diyalog, güven oluşturma ve şeffaflık önlemleri içine girmesini” istiyor. Paragrafın yazılış biçimi güçlü biçimde Çin’in bunların hiçbirini yapmadığını ama NATO ülkelerinin tamamının yaptığını ima ediyor ki, bu doğru değil. Başka bir deyişle, bunlar NATO’nun yanlış bir şekilde Halk Cumhuriyeti’ni dünyaya büyük bir tehdit gibi göstermek için kendisini Çin’e yansıtmasından başka bir şey değil. Bu bencil ve verimsiz bir şekilde yeni bir Soğuk Savaşı kışkırtma eğilimini yansıtıyor.

Açıklamanın başka bir endişe verici kısmı NATO’nun 2030 vizyonunu tanımlayan daha önceki bölümde bulunabilir. 6. paragrafın e maddesi NATO’nun Asya Pasifik’te ortakları olarak tanımladığı ülkelerle “diyalog” ve “pratik iş birliğinin” artacağını öngörüyor. Ayrıca “kilit küresel aktörler ve Avro-Atlantik bölgesinin ötesinde Afrika, Asya ve Latin Amerika’dan yeni muhataplarla” ilişkilerin güçlendirilmesinden bahsediyor.

73. paragraf Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile ilgili. Bu referanslar NATO’nun ilk doğduğu Avro-Atlantik bölgesinin dışında son zamanlarda ABD’nin “Hint-Pasifik” diye adlandırdığı bölgeye doğru genişlemeyi aktif olarak planladığını kanıtlıyor. Eğer bir umut ışığı varsa o da ABD ile yakın güvenlik iş birliğine rağmen açıklamada Hindistan’dan hiç bahsedilmemiş olması.

ABD, ÇİN’İ KENDİ BAŞINA “KUŞATAMAYACAĞINI” BİLİYOR

G7 açıklamasından hemen sonra, ABD Başkanı Joe Biden’ın Çin’i ekonomik ve askeri yollardan “kuşatmak” için bir ülkeler koalisyonu kurmakta olduğuna artık hiçbir şüphe kalmamıştı. Bu, varlık nedeni olarak kontrol altına almak istediği Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra dağıtılmış olması gereken (eski) Soğuk Savaş döneminin kalıntısının tehlikeli bir şekilde yeniden canlandırılmasıdır.

Aksine, NATO kendisi bu kalıntıyı ilk olarak Bosna ve eski Yugoslavya’daki sözde “insani müdahaleleri” ile canlandırmak istedi ve ardından ABD liderliğindeki sözde “Terörizme karşı Küresel Savaşa” katıldı. Son zamanlarda NATO kendisini ABD’nin Çin ile “büyük güç rekabeti” diye tanımladığı şeyde kullanacağı bir geleneksel askeri araç olarak bir kez daha yeniden icat ediyor.

Fakat gerçekte NATO’nun tamamı ABD’nin Çin karşıtı Haçlı Seferi’ne katılmayacaktır. Kendi bölgesi dışında rahatça faaliyet gösterme askeri kapasitesine sahip ülkeler sadece Amerika’nın kendisi, Fransa, İtalya, Türkiye ve İngiltere. Bütün diğer ülkeler önde gelen ülkelerden belli düzeylerde desteğe ihtiyaç duyarlar ve bu nedenle bölgeleri dışında tek taraflı askeri eylem yapma güçleri yok.

ABD’nin müttefiklerini ve Asya-Pasifik’teki ortaklarını sözde “Asya’ya yönelişine” yardım etmeye çağırması gerçeğinin kendisi, son yıllarda Amerika’nın stratejik konumunun ne kadar zayıfladığını gösteriyor. ABD, Çin’i kendi başına “kuşatamayacağını” biliyor, bu nedenle, bu hiyerarşik ilişkiyi bundan kırılabilecek olan yerel halkların daha az fark etmesi için “hukukun üstünlüğü” ve “uluslararası normlar” gibi yanlış bahanelerle de facto olarak ortaklarının askeri hizmetlerine ihtiyaç duyuyor.

NATO ülkelerinin ve bölgesel ortaklarının bunu desteklemesi için bir neden yok. Desteklemek sadece onların ABD’ye verimsiz biçimde bağımlılığını kanıtlar ve küresel güvenliği büyük ölçüde tehlikeye atar. Hukukun üstünlüğü ve uluslararası kurallara Çin hiçbir zaman tehdit oluşturmamıştır, bunu yapan ABD’dir.

Dolayısıyla, Amerika’nın peşinden gitmek. Özellikle dünyanın Covid-19 ile mücadele etmek ve küresel ekonomiyi ortak olarak yeniden kurmak için dünyanın acilen bir araya gelmesi gereken insanlık tarihinin böyle hassas bir döneminde, bir ülkenin alabileceği en kötü stratejik karardır. Soğuk Savaş anlayışı, askeri-sanayi kompleksi, sıfır toplamlı oyunlar ve korku politikası tümüyle geçmişte kaldı. Tıpkı G7’nin bugünün hızla dönüşen dünyasında modasının geçmiş olması gibi, NATO’nun da modası geçti. NATO ise özellikle insanlık için tarihin çöp sepetine atılmayı hak ediyor.