CGTN / Hannan Hussain

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg 6 Eylül’de, Batı’nın büyüyen ideoloji tercihinin meydan okuduğu küresel iş birliği güvenliği konusunda 17. Yıllık NATO Silahların Kontrolü, Silahsızlanma ve Kitle İmha Silahlarının Yayılmasını Önleme Konferansı’nda bir konuşma yaptı.

Stoltenberg, “NATO müttefiklerinin nükleer caydırıcılıktan vazgeçtiği, Rusya, Çin veya Kuzey Kore gibi ülkelerin nükleer silahlarını elinde tuttuğu bir dünya tek kelimeyle güvenli bir dünya değildir.” dedi. Ancak Çin’in nükleer stratejisinin özellikle endişe verici olarak yanlış tasviri ve Beijing’in nükleer silahların yayılmasının eşiğinde olduğu konusundaki daha kapsamlı varsayım, daha büyük bir gerçeğin kalbine çarpıyor; NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliğinin garantörü olarak zayıflayan güvenilirliği herhangi bir yerde avantaj arayacak. 

Stoltenberg, Çin’in nükleer cephaneliğinin “hızla genişlediğini” ve “tamamen şeffaflık eksikliğiyle” belirginleştiğini iddia ederek gerçeklikle ters düşüyor. Bu düşünce hattının büyük ölçüde görmezden geldiği şey, Beijing’in kendi sınırları içinde ve küresel olarak makul silahlanma şeffaflığı önlemleri için iyi yapılandırılmış desteğidir. Üstelik Çin bu çabaları, bütün devletler için garanti edilmiş güvenlikle yüklü olan nükleer şeffaflık yaklaşımını savunmaya devam ederek, Beijing’in nükleer silahsızlanma ve silahların kontrolü konusundaki doğrulama ölçütleri için NATO’nun kitaplarındaki belirsizliğe ilişkin temele meydan okuyarak başarı kazandı. 

WASHINGTON, ÇİN’İ EN BÜYÜK NÜKLEER TEHDİT OLARAK GÖSTERMEKTE KARARLI

Daha eleştirel olarak, Stoltenberg’in gerçekler üzerindeki oyununda bir kırılmayı tanımlayan bu stratejik gerekçelerdir; Beijing’in tutarlı, nükleer silahlara ilk başvuran olmama hesabı, bir şekilde nükleer kapasitelerinin tersine güçlendirmek için tasarlanmıştır ve “herhangi bir sınırlama veya kısıtlama olmaksızın” aktif kalmaya devam eder. Bu tür varsayımlar silahların kontrolü mantığı adına etraflıca düşünülseydi, nükleer güvenlikte küresel güven NATO’nun sözde 2030 transatlantik güvenlik gündemindeki varsayılan uyumdan daha hızlı azalır. 

Nükleer riskin azaltılmasına ilişkin uluslararası yasal araçların geliştirilmesi konusunda NATO’nun ilk olarak kendi saflarından bazılarına dikkatli bakması gerekmektedir. Çin’i en büyük nükleer tehdit olarak göstermede kararlı Washington, stratejik nükleer caydırıcılığın -çatışmayı kontrol etmenin ana kapısı- nasıl görünmesi gerektiği konusundaki kuralları değiştiriyor. Çin merkezli hayali bir silahlanma yarışı sadece, NATO’nun tehdit hesabı üzerinde gündem belirlemeyi fiilen yönlendiren bir düşünce için sadece çelişkili olmanın ötesine geçmekle kalmıyor, aynı zamanda nükleer silahsızlanma ve silah kontrolü konusundaki yükümlülüklerin NATO ülkelerine aynı kıstaslarla uygulanmadığını doğruluyor. 

Haziran ayında Uluslararası Nükleer Silahların Kaldırılması Kampanyası, “NATO’nun nükleer silahsızlanmayı ilerletme çabalarını hızlandırma yerine, kendi hedeflerinin aksine tam tersi yönde hareket ettiğine ve kendi güvenliğine zarar verdiğine” dikkati çekti. NATO, Çin ve Rusya’nın sorumlulukları hakkında bir konferansta nükleer silah kontrolü mantığını sömürmeye devam ederek, nükleer blöfünü etkili biçimde açığa çıkarıyor. Sonuç olarak, nükleer güçlere yatırımları artıran, imzalanmış anlaşmalardaki ilkelere zarar veren ve nükleer istikrar konusundaki birleşik uluslararası endişeleri bölüşmek için kararlı biçimde zehirli ideolojik söylemlere güvenen Çin değil, NATO ülkeleridir.  

BARIŞ RUHUNU ONAYLAYAN ÜLKELER SORGULANMAMALI

Bu sebeplerden ötürü NATO, özellikle Beijing’in uluslararası istikrara büyüyen ilgisini kabul edip kıyasıya eleştirdiğinde, gelecekte silah kontrolü taahhütlerini dikte etmek için zayıf konumda olduğu gerçeğini tahmin etmelidir. Stoltenberg’in, Beijing’in sözde “silahların kontrolünde küresel sorumlulukları” görmezden geldiği bir niyeti sunmak için nasıl mücadele ettiğini ve güvenlik taahhütleri adına blokun siyasetinin üstün gelmek için haziran ayında ittifakın pelesenk olan Çin tehdit teorisini akla getiriyor. Geniş tabanlı gelecekteki silahlanma kontrolü konuşmalarında Çin’e planlanmış mevsimsel odaklanma da Beijing’in silahlanma kontrolü yaklaşımındaki “karşılıklı sınırlar” göstermede geriye düştüğünü varsayıyor. 

Bu haksız varsayım tek başına, bu tür silahlanma kontrolü önerilerinin nükleer istikrar kaygılarının arkasındaki safları kapatmakla nasıl az ilgisi bulunduğunu ve Beijing’e yönelik iddiaların çok sayıda üretilmiş “füze sığınağından” nükleer kapasiteleri için hayali tetikçilere kadar uzanan NATO’nun nükleer histerisini beslemekle çok ilgisi olduğunu teyit ediyor. 

Sonunda, NATO’nun sınırlarının ötesindeki ülkelerin silahların kontrolü konusundaki gidişata saplanmasıyla Çin’e yönelik haksız dil uzatmasında uygun kanıtlar topluyor ve bu tür sapmalar üye devletlerin kendi şüpheli önceliklerini görmezden geliyor. Stoltenberg’s kendi kabulüne göre amaç, uluslararası güvenlik ortamının daha iyi şekilde şekillendirmek için NATO’ya güvenebileceğine dünyayı ikna etmektir. NATO’nun herhangi bir söylemini güvenilirliğe dönüştürmesi için ilk adım, iki katı kararlılıkla silahların kontrolü ve uluslararası barış ruhunu onaylayan ülkeleri sorgulamaktan kaçınmaktır.