Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ve NATO’nun Afganistan yenilgisi, “AB ordusu” tartışmalarını yeniden ateşledi.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından konuyu yeninden gündeme getiren Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell şöyle söylemişti: “Avrupalılar olarak, bölgeyi güvence altına almak için Kâbil Havalimanı’nın çevresine 6 bin asker gönderemedik. Stratejik Pusula’mızda acil bir durumda hızlı hareket edebilecek kalıcı bir Avrupa ‘İlk Giriş Gücü’ oluşturulmasını öneriyoruz. Amerikalılar dâhil olmak istemediğinde AB, çıkarlarımızı korumak için müdahale edebilmelidir. İlk Giriş Gücümüz, kısa sürede harekete geçebilecek 5 bin askerden oluşmalıdır” (30.8.2021).

Borrell ardından Slovenya’da düzenlenen gayriresmi AB dışişleri bakanları toplantısında da bu görüşünü sürdürdü: “Batı destekli hükümetin ani çöküşü ve yabancı güçlerin kaotik çekilmesi dahil Afganistan’daki dramatik gelişmeler, AB’nin acil müdahale gücü dâhil kendi ortak savunmasını oluşturması için katalizör görevi görebilir. Bazen tarihi harekete geçiren, çığır açan olaylar oluyor ve Afganistan’ın da bu durumlardan biri olduğunu düşünüyorum” (2.9.2021).

STOLTENBERG: NATO ZAYIFLAR, AVRUPA BÖLÜNÜR

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilci Borrell’in bu çıkışına, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’den endişe yüklü itiraz geldi.

“Borrell’in gündeme getirdiği proje NATO’ya zarar verir” diyen Stoltenberg, şu mesajları verdi: “Savunma alanında Avrupa’nın daha fazla çaba göstermesini memnuniyetle karşılıyorum, ama bu asla NATO’nun yerini alamaz ve bizim Avrupa ile Kuzey Amerika’nın birbirine bağlılığını garanti altına almaya ihtiyacımız var. Bu bağı zayıflatabilecek her türü girişim NATO’yu zayıflatmakla kalmaz, Avrupa’yı da böler.” (Telegraph, 6.9.2021).

“NATO’nun Afganistan konusunda ders çıkarma sürecinde olduğunu” dile getiren Stoltenberg, “İttifakın kıt kanaat kaynakları da göz önüne alındığında, kumanda yapısını ikili hale getirecek çabalar ve paralel yapılar yaratılması, birlikte çalışmaya yönelik ortak kabiliyetimizi zayıflatmaktan başka bir şeye yaramaz.” dedi.

PARİS’İN “EGEMEN AB ORDUSU” TALEBİ

AB ordusu konusu bir süredir Avrupa’nın gündeminde:

Yaklaşık üç yıl önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir AB ordusu kurmadıkça Avrupalıların güvende olamayacağını” söylemişti (6.11.2018). Almanya Başbakanı Angela Merkel de bir “Avrupa Güvenlik Konseyi” kurulmasını önermişti (13.11.2018).

Washington ise bu çabalara şiddetli tepki göstermiş, AB ülkelerinin NATO’ya borçlarını ödemelerini istemişti.

Aslında Macron ve Merkel’in çıkışları, 13 Kasım 2017 tarihli “Kalıcı Yapılandırılmış İş Birliği Savunma Anlaşması (PESCO)” imzalanmasına dayanıyordu. Berlin ve Paris, önüne “ABD’ye ve NATO’ya bağımlılığı azaltma” hedefi koymuş, bu amaçla savunma alanında daha sıkı iş birliği ve koordinasyon için PESCO’yu imzalamıştı.

AB’NİN ABD’DEN STRATEJİK ÖZERKLİK ARAYIŞI

Merkel ve Macron’un ABD Başkanı Trump’la sürdürdüğü o tartışmalardan sonra, Avrupa’nın asıl hedefini ortaya koyan kişi, yine AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell olmuştu.

Borrell, Project Syndicate’te yayımlanan makalesinde, özetle, “ortaya çıkan yeni koşullar nedeniyle AB’nin kendi kaderini kendi ellerine alması gerektiğini” belirtmiş ve “bunun gerçekleşebilmesi için de AB’nin ‘stratejik özerklik’ geliştirmek zorunda olduğunu” kaydetmişti (13.11.2020).

Borrell, “stratejik özerklik” kavramını ise şöyle açıklamıştı: “Bir yandan ittifakları güçlendirip çok taraflılık ve açıklığa bağlı kalırken, kendi adına düşünme ve kendi değerlerine ve çıkarlarına göre hareket etme yeteneği.”

AFGANİSTAN YENİLGİSİNİN SONUCU

Afganistan yenilgisi, AB’nin önüne yeniden ve daha güçlü bir şekilde AB ordusu ihtiyacını getirdi. NATO Genel Sekreteri’nin “bölünme” riskine dikkat çekerek buna itiraz etmesi, doğrudan Washington’ın endişelerine sözcülük anlamına geliyor.

Aslında Stoltenberg’in “AB ordusu olursa, NATO’da ikili kumanda yapısı ortaya çıkar” demesi de çok önemli bir gerçeğe işaret ediyor: NATO eşittir ABD.

Bu söz, açıkça “ABD ordusu olması NATO’da ikilik değil ama AB ordusu olması NATO’da ikilik yaratıyor” anlamına gelir ki, bunun da sonucu NATO’nun aslında ABD olduğudur!

Diğer yandan AB ordusunun gittikçe daha çok ihtiyaç olduğunun vurgulanması, ABD hegemonyasının zayıflamasının kaçınılmaz sonucudur. ABD zayıfladıkça, AB kendisini garantiye almak istiyor.

İşte Afganistan yenilgisi, AB ordusu tartışmalarını ateşlendirdi: Atlantik’in iki yakasını karşı karşıya getirdi ve NATO’nun siyasi karargahında büyük endişeye yol açtı.

Mehmet Ali Güller