CGTN / Radhika Desai

NATO liderleri Brüksel’de toplanırken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın “Amerika geri döndü” yaklaşımının, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, “işe yaramaz” olarak reddettiği ve üyelerinden, Gayri Safi Yurt İçi Hasılalarının (GSYİH) yüzde 2’sini, hatta yüzde 4’ünü savunmaya harcamaları için şimdiye kadar asla zorlamadığı yükümlülüklerini yerine getirmelerini talep ederek moralini bozduğu ittifakı yeniden canlandırması bekleniyor. O zaman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ittifakın “beyin ölümünün” gerçekleştiğini ilan etmişti. 

Bununla birlikte, Başkan Biden bütün resmi törenlerde, ABD’nin “masaya geri döndüğü” ve “dünyaya liderlik etmeye geri döndüğü” sözlerini kullanırken, Biden’ın dış politikası eski ABD Başkanı Trump ile aynı çizgide devam etti. Peki, Biden NATO’yu gerçekten canlandırabilir mi?

2021 zirvesinde, 2010 yılındakinin yerini alacak yeni “stratejik görüşün” kabul edilmesi bekleniyor. Hazırlık belgeleri, Biden’ın, Trump’ın Çin’e karşı yeni Soğuk Savaşı’nı onun gibi cansiperane yürütmesiyle kaçınılmaz olarak Çin’in belirgin bir şekilde ön plana çıkacağını ortaya koyuyor. Aslında, zirvenin, Biden’ın yeni Soğuk Savaş stratejisi için NATO’nun ne kadar merkezi öneme sahip olduğunu açığa çıkarmasını bekleyebiliriz. ABD Başkanı Biden’ın Avrupa ziyareti, ABD’nin müttefiklerine taahhütlerinin işareti olarak düşünülebilir. Ancak müttefikler Biden’ın amacı değil, araçlarıdır. O, müttefiklerini algılanan Çin tehdidine karşı “demokrasiler ittifakında” bir araya getirmeyi amaçlıyor. 

BIDEN NATO’YU CANLANDIRABİLİR Mİ?

Biden, NATO’daki müttefiklerine askeri harcamalarını yüzde 2’ye çıkarma konusunda nutuk çekmeyi seçmemesine rağmen, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ciddi biçimde Çin’e odaklanan yeni stratejik görüş konusundaki fikirlerinin bir kısmı, “daha fazla” ve “daha iyi” yatırım yaparak ortak askeri kapasitelerini artırmak amacıyla ittifakın ortak bütçesinin artırılmasını kapsıyor.

10 yılda 20 milyar doların üzerinde bir rakam görüşüldü. Çoğu Avrupa ülkesi katılmıyor. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, bu paranın niçin açıkça belirtilmemiş amaçlar için zaten kısıtlı bütçelerden alınması gerektiğini sordu. Daha büyük ortak bütçe ideal olarak daha büyük ortak amacı yansıtmalıdır. Ancak, NATO hiçbir zaman daha az birlik olmamıştı. Aslında, NATO içindeki bölünmüşlük yeni değil. Biden’ın çok sevdiği demokrasiler arasındaki dayanışma söyleminin aksine, gerçek kapitalist güçler arasındaki rekabetle ilgiliydi. Bu, daha önce birçok kez NATO üyelerini karşı karşıya getirdi.  

ABD, 1956 yılında, Fransa ve Britanya’nın Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesine karşı girişimde bulunmasına karşı çıktı. Fransa, 1966 ve 2009 yılları arasında ittifakın stratejik komutasının parçası değildi. Fransa ve Almanya, 2003 yılında, ABD önderliğinde Irak’ın işgaline katılmayı reddetti. Son on yılda, Fransa NATO’dan bağımsız olarak Mali’de ‘’terörle savaşla’’ kendi küçük emperyalist operasyonlarını yürüttü. Dahası, Avrupa Birliği (AB) son on yıl veya daha uzun süredir kendi askeri stratejisini koordine etmeye çalışıyor.

Çin’in “meydan okuması” karşısında çatlaklar sadece büyüyebilir. NATO’nun siyasi ve ideolojik uyumu son on yıllarda azaldı. Neticede, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra, ittifak var olma nedenini kaybetti. Bununla birlikte gevşemek yerine NATO daha aktif hale geldi, üyeliğini artırdı ve görev genişlemesini tecrübe etti. Soğuk Savaş sırasında askeri operasyonlara girişmediği için NATO, Kuveyt, eski Yugoslavya, Afganistan, Libya veya başka yerlerde Kuzey Atlantik bölgesinden çok uzaktaki alanlarda az ya da çok sürekli savaş halinde oldu. Aynı zamanda, üyeleri ve ortaklarının sayısını, asıl Kuzey Atlantik bölgesinin çok ötesinde genişletti. 

NATO İÇİNDEKİ BÖLÜNMÜŞLÜK YENİ DEĞİL

Biden’ın NATO’yu, Çin stratejisinde önemli bir araç haline getirme yeteneği şüpheli. Nihayetinde, Biden’ın Avrupa’daki en yakın müttefiki İngiltere bile, örneğin eski ABD Başkanı Barack Obama’nın itirazlarına rağmen Asya Altyapı Yatırım Bankası’na katılarak Çin konusunda bağımsız hareket etti. Almanya, geçen yıl Çin ile imzalanan yatırım anlaşmasının önemli bir tarafıydı. ABD baskısı altında bu anlaşmanın onaylanması o zamandan bu yana ertelenmiş olsa bile, Alman ve Avrupalı iş insanlarının çok büyük bölümü Çin ile iş yapmaya ve Çin’e yatırım yapmaya istekliler. İtalya’nın Çin’e yönelik eğilimi, Başbakan Mario Draghi tarafından “düzeltilmiş” olabilir, ancak bunun ne kadar kalıcı olacağını göreceğiz. Sonuç olarak, Litvanya’nın ayrılmasına rağmen, 17+1 Doğu Avrupa ülkeleri grubunda Çin ile yakın iş birliği yapan birçok NATO üyesi bulunuyor. 

İronik olarak, bu farklılıklar aslında eski ABD Başkanı Donald Trump’ı rahatsız eden sorunu çözmeye başlıyor; NATO üyeleri, askeri harcamalarının GSYİH’lerine olan oranını artırdılar. Fakat onlar bunu tam olarak bağımsız güvenlik amaçları arayışında yaptılar ve bu, ABD ile NATO’nun daha büyük ortak bütçe planlarına ters düşecek.