Haber: Ersoy İrşi

Caz ustası Önder Focan, geleneksel Türk müziğinin caz müziğe önemli altyapı oluşturduğunu, beste ve yaratıcılık konusunda Türk caz müzisyenlerinin dünya çapında çok iyi bir konumunda olduğunu belirtti. Focan, caz festivallerinde pop yıldızlarının sahne almasının ise caz müzisyenlerinin emeğine yazık ettiğinin ve etik olmadığının altını çizdi.

Bugüne kadar 33 ülkede Türkiye’yi temsil ettiği müzisyenlik başarısının yanında Önder Focan, ülkemizde caz müzik kültürünün oluşmasında ve caz müzisyenlerinin yetişmesinde de büyük pay sahibi. Üniversitelerde verdiği derslerle birçok caz müzisyeninin öğretmeni oldu. Eşi Zuhal Focan ile kurduğu ve müzik direktörlüğünü yaptığı Nardis Caz Kulubü, caz müzisyenlerinin seçkin sahnesi ve caz dinleyicilerinin vazgeçilmez adresi. Düzenlediği yarışmalar ve verdiği desteklerle de Nardis, aynı zamanda genç caz müzisyenlerinin dünyaya açılan kapısı.

Dünya Caz Günü’nde Önder Focan ile müzik yaşamından Türkiye’de cazın konumuna, caz festivallerinden genç müzisyenlere tavsiyelere ve Nardis Caz Kulübü’nden pandeminin müzik dünyasına etkilerine kadar konuştuk.

Caz müzikle nasıl tanıştınız ve cazda size çeken etkenler nelerdi?

Öğrencilik yıllarımda çok da fazla malzeme yoktu elimizde. Tek kanallı dönemde sevdiğimiz pop ya da rock müzisyenlerini beklerken cazla tanıştık. O zamanlar rock çok seviyordum. Bu müziğin esasının caz olduğunu anladım ve caz dinlemeye başladım. Dinlemeye başlayınca da kendimi cazın içinde buldum. 1900’lerin başında ortaya çıkan caz aslında günümüz müziğini oluşmasında büyük pay sahibi. Onun getirdiği ritmik yenilikler birçok müziğe temel oldu.

“CAZ, NİTELİKLİ MÜZİK DİNLEYENLERİN SEVDİĞİ TÜRLERİN BAŞINDA”

Caz müziğin ülkemizdeki konumunu ve niteliğini nasıl görüyorsunuz?
Müziği iki türlü düşünmek lazım. Biri popüler ve eğlence diğeri ise konser ve sanat müzikleri. Caz ve klasik müzik popüler kısımda değil. ‘Türkiye’de ne kadar dinleniyor?’ diye baktığımızda elimize büyük rakamlar gelmez. Ama bu karşılık nitelikli müzik dinleyen insanların sevdiği türlerin başında gelmektedir. Müziği eğlence olarak görmeyenlerin dinlediği türdür caz.

Nitelik açısından da birebir formatı aynı olmasa da beslendiğimiz geleneksel Türk müziğinin caz için önemli bir altyapı oluşturduğu düşünüyorum. Tabii eğitim kurumları istediğimiz kadar değil. Ama buna rağmen üretken caz müzisyenleri çıkıyor. Beste ve yaratıcılık konusunda bizim müzisyenlerimiz son derece iyi durumda.

Bir dönem üniversitelerde eğitmenlikte yaptınız. İyi bir caz müzisyeni olmanın yolu nerelerden geçiyor? Caz müzisyeni olmak isteyen gençlere önerileriniz nelerdir?

En başta enstrümanını ve müziğini sevmesi gerekli ve gereken dersleri almalı, hocalarla bir araya gelmeli. Hoca haftada 1 saat gösterir ama kendisinin günde en az 4 saat çalışması lazım. Bol bol cazda çığır açan örnekleri dinlemeli. Teorik altyapıyı ve armoni bilgisini öğrenmeli. Daha önceki çalışmaları dinleyip tamamıyla olmasa bile parça parça çalmalı. Bir de birlikte müzik yapmaları lazım, cazın esası da budur. Diğer müzisyenlerle bir araya gelip çalmak, üretmek ve müzikleri hakkında konuşup tartışmalılar. Bütün bunlar iyi bir caz müzisyeni olmak için gereken kıstaslar.

“YENİ DİNLEYİCİLER İÇİN YANILTICI MÜZİSYENLER İÇİN HAKSIZLIK”

Ülkemizde büyük caz festivalleri yapılıyor ve oldukça ilgi de görüyor. Ama bir yandan da pop müzik yapanların caz festivallerinde öne çıkması da eleştirilen bir konu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz caz festivallerini, eleştirileriniz var mı?

Ben yeniliklere açık olunması gerektiğini düşünen biriyim. İlle cazın bir türü olsun dayatmasında değilim. Ama bu halin de caz müzisyenlerinin emeklerine yazık ettiğini düşünüyorum. Sırf gişe kaygısıyla pop yıldızlarının caz festivallerinde yer almasını etik bulmuyorum. Bunu yıllardır da dile getiriyoruz. Festival düzenleyicileri mali kaygılardan ötürü böyle yaptıklarını söyleseler de gerçekçi bulmuyorum. Çünkü getirilen pop yıldızları öyle çok da bir bilet satmıyor ve masrafları da çok yüksek. Yani gerekirse festivalin boyutunu küçültürsünüz. Pop yıldızları gelmeden de caz sanatçıları ülkemizde konser salonlarını, amfi tiyatroları dolduruyor. Ayrıca yanıltıcı etkisi de var bu durumun. Çünkü caz dinlemeye yeni başlayan insanlar, caz festivalinde o pop yıldızlarını görünce onları caz diye düşünüyor. Bu da caz müziği yapanlara haksızlık oluyor.

“COĞRAFYAMIZIN MÜZİĞİ BİZİM KARAKTERİMİZİN BİR PARÇASI”

Türk ezgileriyle caz müziğini harmanladığınız projeleriniz var. Türk müziğiyle cazın birlikteliğini nasıl kuruyorsunuz?

Emek verilmiş herhangi bir müzik bir caz müzisyeni esin kaynağıdır. Müzik aslında hayatımızın önemli bir faktörü ve biz yaptığımız müzikle kendimizi anlatıyoruz. Coğrafyamızın müziği de bizim karakterimizin bir parçası. Direkt olarak Amerikan caz standartlarında da çalsak bile bir Amerikalı gibi tınlayamayız. Bu da gayet doğal. Çünkü herkes kendi karakterinde olan şeyleri müziğine taşır. Ben Türk Sanat Müziği’ni çok severim ve bazı parçalarını caz standartlarında yorumladım. Aziz Şenol Filiz ile bir araya geldik. TRT’de bağlama sanatçılarıyla bir programımız oldu ve ben orada caz gitar çaldım. Başka müzisyenlerle bir arada olmayı, onlarla müzikal sohbete girmeyi her zaman çok seviyorum. Önemli olan ortaya iyi müziğin çıkması.

Yurt dışında birçok festivalde sahne aldınız, defalarca Türkiye’yi temsil ettiniz. Türk caz sanatçılarına yurt dışında ilgi nasıl?

Güzel çalıyorsanız, iyi bir müzik ortaya koyuyorsanız ilgi de oldukça iyi oluyor. Ben şu an Finlandiya’dayım ve sebebi 1995’te burada caz festivaline davet edilmiş olmam. Bir şekilde insanlar, sizi takip ediyor ve sizin müziğinizi dinliyorlar. Genellikle caz dinleyicisi, nereli olduğunuza bakmaz zaten. Arjantin’den Çin’e Avustralya’ya kadar çaldık ve hepsinde de çok güzel ilgi gördük, bolca alkışlandık.

“EN BÜYÜK ÖVÜNÇ KAYNAĞIMIZ GENÇ MÜZİSYENLERE KAPI AÇMAMIZ”

Müzisyenliğinizin yanında Nardis Caz Kulübü’nün de sahibi ve müzik direktörüsünüz. Nardis’in diğer müzik mekânlarından farkı nedir?

Nardis, 2002’de eşim Zuhal Focan’ın itici gücüyle kuruldu. Ben de müzik direktörlüğünü yapıyorum ve sahne alıyorum. Kurulduğu günden pandemiye kadar haftada altı gün canlı caz müziği konserleri düzenlendi. Bu altı gününde her akşamı farklı müzisyenleri sahneye çıkardı. Ülkemizde başka bir örneği yok. Bu durum hem dinleyici hem de müzisyen değişikliğini sağlıyor. Ama külfeti de var her gün ayrı sahne kurulmak zorunda. Açıldığımızdan beri genç gruplara sahne verdik. Gençler de kendi kitlesini getirdiği için her zaman dinamik mekân oldu. Bir de 2005’ten beri yaptığımız genç caz vokal yarışmamız var. Yarışmada derece alanları yurt dışındaki yarışmalara ve ‘’workshop’’lara gönderdik. Çok sayıda yurt dışında başarı kazanan arkadaşımız oldu. En büyük övünç kaynağımız genç müzisyenlere kapı açmamızdır. Açıldığımız günden beri öğrenci biletimiz oldu. Cazın belli bir elit kitlenin değil seven herkesin dinleyebileceği bir müzik olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Tutarlı, sürdürülebilir ve gençliğe dayanan bir müzik mekânı Nardis.

Beyoğlu son 10 yılda büyük bir dönüşüm yaşadı. Köklü müzik mekânları kapandı ya da taşındı. Beyoğlu’nda faaliyet gösteren kitle de değişti. Bu durumun Nardis’e etkisi oldu mu?

Nardis, geçerken uğranan, vakit geçirmek için gelinen bir mekân olmadığı için bu durum bizi etkilemedi. Çünkü bizim mekânımıza gelen sevdiği müziği, değerli bir müzisyeni dinlemek için geliyor. Beyoğlu’nun popülerliğinden ya da popülerliğinin düşmesinden olumlu ya da olumsuz etkilenmedi.

Pandemi müzisyenlere de müzik mekânlarına da büyük darbe vurdu. Bu süreci en az zararla atlatmak için sizce devlete düşen neydi?

Yurt dışında iletişimimizin olduğu aynı işi yaptığımız insanlar var. Oradaki gibi rakamdan bağımsız bir destek sunulabilirdi. Özellikle günü birlik çalışan müzisyenler var. Yani herhangi bir başka geliri olmayan sahne aldıkça para kazanabilen müzisyenler. Özellikle onların ihtiyacını karşılayacak bir destek sunulabilirdi. Müzisyen olarak kendi ihtiyacınızı karşılayamazken bizim bunun dışında bir de mekân giderlerimiz var. Aslında hasar çok fazla, intihar eden müzisyenleri duyuyoruz. Şu an temennimiz bir an önce pandemiyi atlatmak ve yeniden dinleyicilerimizle bir arada olmak.