Bir kısmı yüzyıllara dayanan yaşa sahip olmasına rağmen hepsi hala kullanılabilen, çalınabilen binlerce müzik enstrümanına sahip bir koleksiyoner olan Zeki Bülent Ağcabay, CRI Türk’te Behçet Üstün’ün hazırlayıp sunduğu Pano’ya konuk oldu.

Müzikle ilgisinin “genlerden geldiğini” ifade eden Ağcabay anne ve babasının müziğe ilgisi sayesinde küçüklüğünden beri özellikle Klasik Türk Müziği ile haşır neşir olduğunu söyledi.

Gençliğinde müzik enstrümanı çalmaya kabiliyeti olmadığını düşünen Ağcabay iyi bir kulağı olduğundan genç yaşlarından beri şarkı söyleyebildiğini belirtmeden geçemiyor.

Ağcabay’ın asıl mesleği mimarlık. Orta yaşlarına geldiğinde yaptığı işte bunalarak kendisine “Ben aslında ne yapmak istiyorum?” diye soruyor ve işi bırakıp kendisini tamamen müziğe adıyor. İstanbul’daki müzik ortamlarına, korolara girip çıkmaya başlıyor. Repertuvarını geliştiriyor. Bir gün birisini beklerken tesadüfen önünde durduğu müzik enstrümanları dükkanındaki kanunlar gözüne takılıyor. Babasının çok sevdiği bu enstrümanlardan bir tane edinme zamanı geldiğini düşünerek içeri giriyor ve bir tane kanun ediniyor. Gençliğinde yeteneği olmadığını düşündüğü, bir enstrüman çalma işine böylece adım atıyor. İlk bilgilerini korodaki hocalardan Osman Aksu’dan alıyor. Yine bir tesadüf belki de hayatının akışını değiştiriyor. Koroda yan yana oturdukları ancak tanışmadıkları daha yaşlı bir beyefendiyle bir başkasıyla buluştuğunda tanışıyor. Bu kişi daha sonra Ağcabay’a uzun süre ağabeylik ve ustalık yapacak olan, kanun ustası Paki Bey. Ağcabay yaklaşık on sekiz yıl boyunca gün aşırı atölyesine giderek bir anlamda çıraklık yapıyor ve enstrüman yapımını öğreniyor.  Bu esnada önemli koleksiyonerlerden Ethem Ruhi Üngör ile tanışıyor. Ondan etkileniyor ve icazet alıp koleksiyonerliğe başlıyor.

TÜM KOLEKSİYONUN VARİSİ YEDİ YAŞINDAKİ TORUNU KAAN

Zeki Bülent Ağcabay, farklı olarak koleksiyona eklediği tüm enstrümanları gerekiyorsa tadilattan geçirip çalışır hale getiriyor. Koleksiyondaki enstrümanlar binleri geçince bir kısmını müzelerle paylaşıyor. Aynalıkavak Kasrı’ndaki Musiki Müzesi’nde, yeni açılacak olan Dede Efendi Evi’nde koleksiyonundan birçok parça mevcut. Buna rağmen Üsküdar’daki evinde hala binden fazla parça bulunuyor. Tüm bu koleksiyonun varisi de henüz yedi yaşındaki torunu Kaan. Kaan henüz yedi aylıkken hediye ettiği kanunla torununu müziğe yönelten Ağcabay Kaan’ın yarı zamanlı konservatuvar eğitimi aldığından bahsederken gözleri parlıyor. Üsküdar’daki atölyesinin adını da torunundan esinlenerek “Kanuni” koymuş.

Koleksiyonunda çalışmayan tek parça 1634 tarihli kırık bir keman. Ayrıca 1800’lerden birçok eser bulunuyor. Koleksiyona yeni gelen parça sorunluysa genellikle tamirini atölyesinde, çoğu eski üstatlara ait aletler, tezgahlar ve kalıplarla kendisi yapıyor.

Atölyenin yanındaki bir salonda da haftada birkaç kez yaklaşık otuz kişilik bir dost grubuyla meşk ediyorlar, çalıp söylüyorlar.

“Buraya gelen insanların çoğu adam kafayı yemiş diyebiliyorlar.” diyor gülerek, “Rahmetli annem bile ‘Oğlum tahtaları alıp alıp basıyorsun buraya’ derdi. ‘Ne olacak bunlar?’ Ama sonunda güzel bir yer olduğunu kabul etti.” diye ekliyor.