Çin’de yayımlanan Guangming Daily gazetesinde “Müslüman düşmanlığı Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) siyasi geleneği” başlıklı bir yazı yayımlandı.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi’ne bağlı Çin Sınır Çalışmaları Enstitüsü’nde araştırmacı olarak çalışan Bai Fan tarafından kaleme alınan yazıda, ABD’nin Çin’i karalama girişimleri değerlendirildi.

Bu yılın mart ayından beri ABD’nin öncülüğündeki bazı Batılı ülkeler ve medya kuruluşları, sözde “Xinjiang pamuk sorununu” yaratarak, Xinjiang’da “zorla çalıştırma” gibi “insan haklarını ihlal eden girişimler” bulunduğu, hatta Çin’in Müslümanlara “ayrımcılık” yaptığı iddialarını ortaya attı.

Bai, ABD ve müttefiklerinin Çin ile dost Müslüman ülkelerin arasını açmayı ve kendilerini Müslümanların koruyucusu olarak göstermeyi amaçladıklarını ifade etti.

İran’ın Beijing Büyükelçisi Muhammad Keşavarzade, nisan ayında basına verdiği demeçte, ABD’nin ikiyüzlülüğüyle ilgili yaptığı değerlendirmede, ABD’nin 2001 yılından bu yana terörizme darbe indirmek maksadıyla 80 ülkede savaş ve askerî operasyonlar düzenlediğini ve 800 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açtığını hatırlattı.

Büyükelçi Keşavarzade, “ABD, eğer gerçekten Müslümanların haklarını umursuyorsa, bu ülkelerden özür dilemeli ve attığı bombalarla Müslümanları öldürmeyi durdurmalı.” diye konuştu.

Müslüman ülkelere düşmanlık besleyen ABD’nin kendi ülkesindeki Müslüman vatandaşların korunmasını önemseyeceği düşünülebilir mi? Olgular, Müslüman düşmanlığının ABD’nin yıllardır takip ettiği bir siyasi gelenek olduğuna işaret ediyor.

1682 yılında Virginia eyaletinde kabul edilen bir yasada İslam’a inananların köle olarak satılabileceğine dair hükümler yer alıyordu.

2017 yılındaki bir araştırmaya göre, ABD’deki Müslüman nüfusu 3,45 milyona ulaştı ve toplamın yüzde 1,1’ini oluşturdu. Bu vatandaşların yüzde 92’si “Amerikan rüyasına” inanıyor. Ancak ABD vatandaşlarının yüzde 82’si, ülkedeki Müslümanların ayrımcılıkla karşı karşıya bulunduğunu, yüzde 56’sı da Müslümanların ciddi ayrımcılıkla karşı karşıya olduğunu düşünüyor.

ABD’Lİ MÜSLÜMANLARIN DURUMU NEDEN BU KADAR KÖTÜ?

Bai Fan, bunu “11 Eylül” saldırılarından sonra ABD’deki siyasetçilerin ve medya kuruluşlarının yaydığı Müslüman korkusuna bağlıyor. Bu argümanları savunanlardan en ünlüsü de eski ABD Başkanı Donald Trump.

Trump, 2017 yılında göreve başladıktan hemen sonra imzaladığı bir talimatla nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan 7 ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişini yasakladı. Trump’ın adımı, dini önyargıdan kaynaklanan bir girişim olarak yorumlandı. Trump, bu tutumunu görevinden ayrılıncaya kadar değiştirmedi.

Dahası, Trump bu konuda tek başına hareket etmedi. Trump’ın çok sayıda müttefiki, ABD’deki Müslümanlar karalanırken birlikte hareket etti. Müslümanlar ise ABD’ye sadık olmalarına rağmen, bu siyasetçilerin siyasi manipülasyonlarının yol açtığı etkilere direnemeyerek mağdur oldu.

Bai Fan, İslam düşmanlığının ve Müslümanlara yönelik ayrımcılığın, ABD’nin hem tarihte hem de günümüzde izlediği ürkütücü bir siyasi gelenek olduğunun altını çizdi. Yazar, ABD’nin kendi kötü siciline rağmen, Çin’deki Müslümanlara yönelik “ayrımcılık” bulunduğu iddiasını ortaya atmasının da ülkenin riyakârlığının göstergesi olduğunu vurguladı.

Bai Fan, ABD’nin çirkin girişimleri karşısında Çin’in müteyakkız olması, gerektiğinde bu girişimlere karşılık vererek ABD’nin riyakârlığını ortaya çıkarması gerektiğini belirtti.