Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki bazı Batılı ülkelerin Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki pamuk üretimi temalı siyasi şovu devam ediyor. Bazı Batılı şirketler, “zorla çalıştırma” rivayetlerini baz alarak, Xinjiang menşeli pamukları kullanmayacağını ilân etti. Bu eylemler, Batı’nın Çin karşıtı güçlerinin yalan mekanizmasının yeni ürünlerinden başka bir şey değil…

Xinjiang menşeli pamukların boykotuna öncülük eden BCI (İyi Pamuk İnisiyatifi) görünüşte bir sivil toplum örgütü. Ancak arkasında ABD’nin diğer ülkelere sızma araçlarından biri, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) duruyor. USAID, BCI’ye önemli miktarda sermaye sağlıyor. Bu gerçeği dikkate alınca, BCI’nin Çin karşıtı Avustralya Stratejik Politikaları Enstitüsü’nün (ASPI) yanlış bilgilerle dolu raporuna dayanarak boykot kararı almasının nedenini anlamak zor değil.

Aslında son yıllarda ABD öncülüğündeki bazı Batılı ülkelerin Xinjiang hakkında bir dizi yalan uydurup Çin’e karşı sözde yaptırım uygulaması hakkında biraz düşününce, Xinjiang menşeli pamukların “zorla çalıştırma” ile ilişkilendirilmesinin de aynı yalan mekanizmasından çıktığını fark edebiliriz. Mekanizma şöyle çalışıyor: Öncelikle Çin karşıtı güçlerce finanse edilen akademisyen ve düşünce kuruluşları Xinjiang hakkında sahte raporlar hazırlıyor, daha sonra bu raporlar BBC gibi Batılı ülkelerin ana akım medya kuruluşları tarafından kışkırtma aracı olarak kullanılıyor. Akabinde Çin karşıtı örgütler tepkileri alevlendiriyor ve nihayetinde Çin’e karşı yaptırımlar sahneye çıkıyor.

Bu yalan üretim hattının “işçilerinin”, gerçeklere göz yumduğu kuşku götürmez. Xinjiang’da pamuk üretiminde yüksek makineleşme oranı söz konusu, çok sayıda işçiye ihtiyaç duyulmuyor. 2020 yılında Xinjiang’da pamukların makineyle toplanma oranı yaklaşık yüzde 70 seviyesindeydi. Hatta sektör “İnternet+” çağına girdi, Xinjianglı çiftçiler evlerinden çıkmadan cep telefonları üzerinden pamuk toplama hizmetinden yararlanabiliyorlar. O halde Xinjiang’da zorla çalıştırılma olayının faili ancak makineler olabilir.

Pamuk sektörü, Xinjiang ekonomisinin en önemli mesnetlerinden biridir, yerel halkın yaşam seviyesinin yükselmesinde önemli rol oynamaktadır. Bazı Batılı siyasetçiler bir yandan Xinjiang’da insan haklarını savunduklarını iddia ederken, öbür yandan da Xinjiang menşeli pamukları küresel tedarik zincirinden çıkarmaya çalışıyor. Bu insan haklarını düpedüz ironi konusu etmektir.

Xinjiang’da yaşayan bazı tekstil işçileri kısa süre önce düzenlenen bir basın toplantısında söz konusu söylentilerden büyük hoşnutsuzluk duyduklarını belirtti. İşçiler, Batılı şahsiyetlerin yerinde inceleme yapmadan Xinjiang menşeli pamukları boykot ederek, Xinjianglıların geçim kaynağına çomak sokmaya çalıştıklarını savundu.

Esasen Xinjiang menşeli pamukları karalama eyleminin arka planında komplo hedefi yatıyor. Bilindiği üzere, Xinjiang bir zamanlar terör eylemlerinin sıkça meydana geldiği bir bölgeydi. Ancak Çin hükümetinin aldığı doğru ve güçlü tedbirler sayesinde 4 yıldan uzun bir süredir bölgede terör eylemi yaşanmıyor. Xinjiang bu süreçte eşi görülmemiş sosyal ve ekonomik gelişme başarısı kaydetti. Xinjiang halkı, geçen yıl yoksulluktan tamamen kurtuldu, gayrisafi bölge içi hasıla yüzde 3,4 oranında büyüyerek yüzde 1,1 olarak belirlenen ülke ortalamasını geçti.

Gayet tabii Batılı ülkeler böyle bir tablo görmek istemiyor. Onlar, kirli ellerini Xinjiang pamuğuna uzatarak, Uygurların gelişme ve istihdam fırsatlarını zedelemeyi, terörle mücadele meyvelerini sabote etmeyi ve Çin’in kalkınmasını engellemeyi hedefliyor. Kanadalı internet fenomeni Daniel Dumbrill, bazı Batılı siyasetçilerin jeopolitik çıkar elde etmek için terörizmi destekleme yoluna girdiğine dikkat çekerek, aslında bu şekilde hep aynı senaryoyu tekrarladıklarını savunuyor.

Xinjiang’a ilişkin meselelerin insan haklarıyla değil, bölücülük ve terörizm karşıtlığı ile ilgili olduğu son derece bariz. Ve ABD’li siyasetçilerin odağı ne pamuk ne de insan hakları, ABD’nin tek emeli hegemonya elde etmek. Bu emellerine ermek için küresel terörle mücadele iş birliğini baltalamayı bile göze alıyorlar.

Ancak bugün Çin, yüzyıl önceki Çin değil. Çin, artık Batılı ülkelerin yalanlara dayanarak başlattığı yaptırımlara direnecek ve karşılık verecek pozisyonda. Batılı siyasetçiler Çin’in ulusal egemenliğiyle güvenlik ve gelişme gidişatını koruma kararlılığını küçümsememeli, yanlış yolda ilerlememeli ve hegemonya zihniyetinde ısrarcı olmamalıdır. Aksi halde kendi attıkları kurşunla kendilerini vurabilirler.