İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Araştırmaları Merkezi Müdürü Sibel Karabel CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Karabel, Almanya’daki genel seçim sonuçlarını değerlendirdi.

2005’ten bu yana Almanya’daki Sosyal Demokratlar’ın en yüksek oy oranını aldığını ifade eden Sibel Karabel, şansölye adaylarının öne çıktığı ve kişiselleştirilen bir seçim yaşandığını kaydetti.

YENİ DÖNEMDE ALMANYA’YI NE BEKLİYOR?

Almanya’daki seçim sistemine kısaca değinen Karabel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Almanya’da Federal Meclis seçimleri yapılıyor ve Federal Meclis’te yaklaşık 598 sandalye var. Almanya’da 18 yaşını aşmış 60 milyon seçmen bulunuyor. Her bir vatandaş iki oy kullanıyor hem adaya hem partiye. Meclis’teki sandalye dönem dönem değişiyor, 2017’deki seçimlerden sonra bu sayı 709’a çıktı. Bu sandalyelerin 299 kadarı bu seçimlerden kazanılıyor. Kalanı da ikinci oylama ile 16 federal eyaletten seçiliyor. Bu seçimde bir de şansölye seçimi var.

Bu seçimlerde Merkel geri çekildi ve bazı ilkler yaşandı. İlk defa 3 parti şansölye adayı belirledi. Hristiyan Birlik partileri, Sosyal Demokratlar ve Yeşiller Partisi adaylar belirledi. Şimdi koalisyon pazarlıkları var. Sosyal Demokratlar yüzde 25,7 aldı. Daha önce Hristiyan Demokratlarla birlikte üç kez koalisyona girmiş bir parti. Dikkat çeken aslında Yeşiller olacak. Çünkü Yeşiller yaklaşık 14,8 gibi bir oy aldı. Bir de Hür Demokratlar var, onlar da yaklaşık yüzde 11,5 gibi bir oya sahip. Yeşiller ve Hür Demokratların burada koalisyon ortağı olup olmayacağı, kiminle koalisyon kurulabileceği önem arz ediyor. Parti liderleri de yılbaşına kadar koalisyona durumunu çözmek istediklerini söylediler.

AB’NİN LİDERİ MACRON MU OLACAK?

Merkel liderliğinde Almanya, Avrupa’yı ayakta tutmaya çalışan bir konumdaydı. Merkel, Avrupa ve Türkiye, Çin gibi ülkeler arasında arabuluculuk rolü de yaptı. Göç ile ilgili politikalarında çok eleştiriyor ama finans ve ekonomi politikaları daha iyi işleyen politikalardı. Şimdi şansölye kim olacak diye baktığımızda Olaf Scholz ve Armin Laschet ortaya çıkıyor. Scholz’a baktığımızda bir sene önce Sosyal Demokratların liderliğine geçtiğini görüyoruz. Çok kısa bir sürede yükseldi. Buna ilaveten Merkel’in politikalarını devam ettireceğini deklare eden açıklamalarıyla da yükseldi. Bu da demek oluyor ki hem Almanya’nın iç siyasetinde hem de Brüksel’de hem de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) cephesinden baktığımız zaman Merkel’in devamını güden politikacılar tercih ediliyor. Scholz’un oylarının yükselmesinin nedeni bu.

Fransa ve Almanya’nın Avrupa’da lokomotif görevi vardı. İki ülkenin ilişkileri nasıl dengelenecek bu da önem arz ediyor. Fransa’da da Nisan 2022’de seçimler var. Macron’un daha önce yapılan yerel seçimlerde oy kaybettiğini biliyoruz. Macron’un geldiği zamanki siyasi iklim Avrupa’da aşırı sağın yükseldiği, daha ekonomi odaklı bir durum vardı. Fransa, Avrupa’da işsizliğin en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor, yüzde 11 işsizlik. Pandeminin de etkisiyle her şey daha da zorlaştı. Macron bir sürü kriz yaşadı ve hâlâ yaşamakta. Fransa’nın Avrupa’da Almanya gibi gücü konsolide edip liderlik etmesi zor.

MERKEL SONRASI DÖNEMDE ALMANYA’NIN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ NASIL SEYREDECEK?

Merkel Türkiye ile ilişkilerde arabulucu gibi görünse de Avrupa Birliği’ne (AB) üyeliğine karşıydı. Merkel ve Macron imtiyazlı ortaklık terminolojisini getirmişti. Üyelik dışında farklı bir çerçeve çizmişti.

Almanya’da 47 parti seçime girdi, hangisi olursa olsun sol partiden, sağ partisine kadar hiçbirinde Türkiye’nin AB’ye girmesine sıcak bakılmıyor. Hepsinin Türkiye ile ilişkilerinde farkı bir arayış dikkati çekiyor. Yani Merkel’in stratejisinin devamı gibi görünüyor. Yeşiller, çok negatif baksa da Sosyal ve Hristiyan Demokratlar alternatif iş birliklerinin yapılmasını savunuyorlar. Yönetimler değişse de Türkiye’ye karşı Merkel dönemi politikalarının devamını yaşayacağımız görülüyor.

Bizim Almanya’dan Türkiye olarak en büyük beklentimiz Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin başlaması. Türkiye ve Çin ile olan ilişkilerde Yeşiller Partisi’nin koalisyonda nasıl bir ortaklığa sahip olacağı belirleyici bir etken. Yeşillerin radikal olup olmayacağı bu konuda önemli.”