Haber: Gökhun Göçmen

Almanya’da seçimlerin tamamlanması ile birlikte gözler koalisyon hükümeti kurma çalışmalarına çevrildi. Erken seçim sonuçlarına göre Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 25, 8 ile birinci, Hristiyan Birlik Partileri (CDU-CSU) yüzde 24,1 ile ikinci, Yeşiller Partisi ise yüzde 14, 6 ile üçüncü sıraya yerleşti. Dördüncülüğü yüzde 11,5 ile Hür Demokrat Parti’nin (FDP) kazandığı Bundestag seçimlerinde, Almanya için Alternatif Partisi (AfD) ise oyların yüzde 10,5’ini aldı. Bununla birlikte Sol Parti yüzde 5’in altına düşse de doğrudan 3 milletvekili kazandığı için mecliste temsil edilecek.

Partilerin önümüzdeki günlerde koalisyon için görüşmelere başlaması beklenirken, Almanya’da kurulacak hükümet sadece Trans-Atlantik hattında değil aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti’nde de dikkatle takip ediliyor. Zira iktidarda kaldığı 16 yıl boyunca 12 kez Çin’i ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel döneminde Beijing-Berlin ilişkileri benzersiz ilerleme kaydetti. Covid-19 salgınına rağmen ikili ticaret 2020’de 251,6 milyar dolara ulaşırken, Merkel döneminde Almanya’nın Çin’e ihracatı 3 kat arttı. Gelinen noktada Almanya’nın otomotiv devleri olarak bilinen BMW, Mercedes-Benz ve Volkswagen geçen sene araçlarının yüzde 35 ile 40’ını Çin pazarına sattı.

“MERKEL VE ÇİN BİRLİKTE BÜYÜDÜLER”

2015 yılından bu yana Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olan Çin ise başta Hamburg limanı olmak üzere Kuşak ve Yol İnisiyatifi bağlamında bu ülkeye yatırımda bulunmaya devam ediyor. Merkel’in Avrupa Komisyonu Başkanı olarak önderlik ettiği Çin-Avrupa Birliği (AB) Kapsamlı Yatırım Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi halinde ekonomik ilişkiler zirveyi görebilir. Rusya Avrupa Asya Çalışmaları Direktörü Therasa Fallon, Al Jezeera sitesine verdiği demeçte süreci “Merkel ve Çin birlikte büyüdüler” sözleri ile özetledi.

Angela Merkel döneminde artan ticarete paralel olarak siyasi ilişkilerin de birkaç istisna dışında istikrarlı olarak ilerlemesi dikkat çekiyor. İki ülke arasında kurulan hükümetler arası danışma organın yanı sıra Angela Merkel, Xinhua haber ajansına verdiği demeçte tarafların çok taraflılık konusunda Beijing ile birlikte çalışabileceklerinin altını çizmişti.

“ŞANSÖYLE ÇİN’İ RADARINA ALDI”

Euro bölgesinin içine düştüğü mali kriz ve AB’nin karşılaştığı göçmen dalgası sırasında liderliğini kanıtlayan Angela Merkel’in Çin politikası Batı kamuoyunda tartışmalı bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki ittifakın muhafazakâr takipçileri Merkel’in “Wandel durch handel” (ticaret yoluyla değişim) politikasının Çin’in yaklaşımında herhangi bir farklılık meydana getirmediğini ileri sürüyor.

Merkel’in 2005-2017 yılları arasındaki dış politika danışmanı Christoph Heusgen

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in 2005-2017 yıllarında dış politika danışmanlığını yapan Danışmanı Christoph Heusgen ise Merkel’in Çin politikasını savunanlar arasında. Heusgen, 23 Eylül’de Almanya’nın ünlü der Spiegel dergisine verdiği mülakatta “Şansölye, en başından beri Çin’in güçlü büyümesini radarına aldı. Merkel, bu ülkenin dünya gücü olabileceğini biliyordu. Bu nedenle 2006’dan beri her yıl Çin’i ziyaret etti ve hükümetler arasında danışma etkinliklerini başlattı. Çin’e karşı derin ilgisi uzak görüşlüydü ve doğruydu.” ifadelerini kullandı.

KOALİSYON SENARYOLARI VE ÇİN POLİTİKASI

Almanya’da Angela Merkel dönemi sona ererken Beijing-Berlin ilişkilerinin geleceğini ise kurulacak koalisyon belirleyecek. Sandıktan “aslan payı oyları” olarak ayrılan Sosyal Demokrat Parti’nin başbakan adayı Olaf Shcolz’un Çin politikalarında köklü bir değişime yönelmesi beklenmiyor.

Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Almanya’nın Dünya’daki rolü” isimli açık oturuma katılan Olaf Sholz, Çin ile radikal kopuşu desteklemediğini ifade ederken, uzmanlar Sholz’un geçmişini anımsatarak iyimser tahminlerde bulunuyor.

Geçmişinde sosyalist hareketin güçlü bir takipçisi olan Scholz, Hamburg Belediye Başkanı olduğu dönemde başta Shanghai kenti olmak üzere Çin ile çok sayıda ortak projeye imza atmıştı. South China Morning Post gazetesinin sorularını yanıtlayan Bonn Üniversitesi Küresel Çalışmalar Merkezi’nden Gu Xenvu “Sholz’un seçim döneminde Çin’e dair tek bir eleştirisini duymadım.” dedi.

HEM REKABET HEM DE İŞ BİRLİĞİ SİYASETİ

Olaf Scholz, seçim dönemi sessizliği korusa da Sosyal Demokrat Parti Dış İlişkiler Sözcüsü Nils Schmid, Çin politikasında revizyon gerektiğini öne sürüyor. “Almanya’nın gelecekteki şansölyesi ve koalisyonu Çin konusundaki tutumunu değiştirecek çünkü Çin’in kendisi de değişti.” diyen Schmid’e göre, Beijing yönetiminin yeni ekonomik yönelişi sonrasında Alman iş insanları pastadan eskisi gibi pay alamayacaklar. AB-Çin Kapsamlı Ekonomik Yatırım Anlaşması’nın “politik olarak öldüğünü” savunan Schmid, “Anlaşma beş ya da yedi sene önce imzalansaydı büyük başarı olurdu ancak şimdi eskiyi hatırlatıyor.” yorumunda bulundu.

Sosyal Demokrat Parti, 2020 yılında yayımladığı 15 sayfalık raporda Çin’in yükselişini “Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından en büyük küresel değişim” olarak tanımlamıştı. Parti, Beijing yönetimi ile aynı anda hem rekabet hem de iş birliği içinde bulunabileceklerinin altını çizmişti.

BAŞKA BİR DÜŞMANA İHTİYAÇ VAR MI?

Bundestag seçimlerinde liderliği kaybeden ancak halen koalisyon kurma şansı elinde tutan Hristiyan Birlik Partileri’nin (CDU-CSU) Şansölye adayı Armin Lasceht de Çin ile ilişkilerde “Soğuk Savaş” tuzağına işaret ediyor. 21 Haziran’da Financial Times gazetesine konuşan Laschet, Merkel ile farklı karakterlere sahip olmalarına rağmen, temel meselelerde fikir birliği içinde olduklarını söylemişti. Lanschet bu bağlamda  “21. Yüzyıl farklı bir çağ ve 1989’daki dünyaya bakış açımız bugün bize sınırlı tavsiyelerde bulabilir. Bugün çok kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Başka bir düşmana ihtiyacımız var mı?” sorusunu yöneltmişti.

Armin Laschet, Münih Güvenlik Konferansı sırasında da Beijing yönetimine eleştirilerinin olduğunu dile getirmiş ancak bunun sadece aynı masa etrafında oturmakla mümkün olduğunu öne sürmüştü.

YEŞİLLER VİTES YÜKSELTİR Mİ?

Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin adayı Scholz ve Hristiyan Birlik Partileri’nin adayı Laschet, Çin’e karşı itidalli bir dil kullanmasına rağmen koalisyon görüşmelerinde kapısı çalınacak Yeşiller Partisi’nin şahin tutumu endişeleri artıyor. Rusya ile imzalanan Kuzey Akım-2 anlaşmasından çekilmeyi savunan Yeşiller Partisi’nin adayı Annalena Baerbock, Alman şirketlerinin de Çin’le ilişkilerini sınırlandırması gerektiğini düşünüyor.

Dış politikanın merkezinde “değerler” olması gerektiğini belirten Baerbock, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni “güç siyaseti” olarak nitelemişti. Yeşiller Partisi’nin Dış İlişkiler Sözcüsü Omid Nouripour ise “Hükümet olursak gerçek Çin stratejisini göreceğiz. Şimdi bir Çin stratejimiz yok sadece Merkel bu ülkeyi ziyaret ediyor.” eleştirisinde bulunmuştu. Noupipour ayrıca Çin’e kapıları kapatmak niyetinde olmadıklarını aksine iklim değişikliği gibi konularda Beijing ile iş birliğinin hayati olduğunu sözlerine eklemişti.

DEVRİM DEĞİL AMA EVRİM

Alman kamuoyunda hükümet kurulması için “kilit parti” olarak adlandırılan Hür Demokrat Parti (FDP) de Çin ile ilişkilerde frene basılması gerektiğini düşünürken, Rhodium grup yayımladığı son raporda makas değişimi öngörüsünde bulundu. Raporda “Merkel’in ayrılmasından sonra Çin’e yaklaşımda devrim beklemek yanlış olur. Berlin ve Brüksel’de yıllardır (Merkel’e rağmen) devam eden Çin’e karşı sert olma eğilimine kayış bekliyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan Batı kamuoyunda “devrim değil evrim” tahminleri öne çıkarken, Çinli uzmanlar Merkel dönemi statükosunun korunması gerektiğinde ısrarcı. Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden Cui Hongjian Merkel sonrası için “belirsizlik” uyarısında bulunurken, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Avrupa Çalışmaları Bölümü’nden Zhao Junjei ise karşılıklı ekonomik bağımlılığın ilişkileri rayına sokacağını söyledi. Global Times gazetesi için makale kaleme alan Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dong Yifan’a göre ise Almanya’nın değişecek kapasitesi, Beijing ise yeteri kadar sabrı bulunuyor:

“Merkel’in ‘mikrofon’ ve ‘değerler’ diplomasisinden şimdi bulunduğu noktaya gelmesi gibi yeni kurulacak Alman hükümetinin de Çin konusunda bir öğrenme eğrisi olabilir. Çin’in, Çin-Almanya arasındaki sıcak baharı bekleyecek güven ve sabrı var.”