CGTN / Andrew Korybko

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen hafta pazar günü bir gazeteye verdiği demeçte Fransa’nın güçlerini terörle mücadelede aktif oldukları Mali ve diğer Batı Afrika ülkelerinden, ev sahibi ülkelerin demokratik meşruiyetten uzak olmaması halinde çekebileceğini söyledi. Macron’un açıklamaları tartışmalıydı, çünkü ülkesinin dünyanın o bölgesinde terörizmin yayılmasını durdurmak olan görevinin bütün amacıyla çelişiyor gibi görünüyor. Mali yakınlarda birçok gözlemcinin darbe olarak tanımladığı ve Macron’un tartışmalı yorumlarının yapıldığı bağlamı belirleyen deneyimi bir kez daha yaşadı.

Bir parça arka plan bilgi, okuyucunun stratejik dinamikleri daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Azınlıktaki Tuaregler,  2012 yılının başında “Azawad” olarak adlandırdıkları ana yurdun bağımsızlığı için Mali yönetimine karşı ayrılıkçı bir ayaklanma başlattılar. O yıl nisan ayında Mali’deki darbenin ardından durum kontrolden çıktı ve radikal dinden ilham alan teröristler ayrılıkçı harekette kontrolü ele geçirdiler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 2012 yılının sonunda Mali hükümetinin talebiyle Fransa’ya terörle mücadelede askeri müdahale başlatması için yetki verdi ve Paris yönetimi Ocak 2013’te bu müdahaleyi başlattı.

Ayrılıkçı tehdit yenilgiye uğratılırken, terörizm tehdidi sona ermedi ve durum istikrarsızlığını korumaya devam ediyor. Fransa’nın Serval Operasyonu, devam eden Barkhane Operasyonu’na dönüştü ve Fransa’nın iş birliği yaptığı beş Sahel ülkesi olan G5 Sahel olarak kabul edilenleri içeriyordu.

Sahel ülkelerinin hepsi Fransa’nın eski sömürgeleri ve Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya ve Nijer’i kapsıyor. O zamandan itibaren söylentiye göre sahneye IŞİD girdi ve bölgesel tehdit öncekine göre daha fazla büyüdü. Sahel her zaman çok kırılgan olmuştur, dolayısıyla darbeler ve ayaklanmalarla dolu tarihe sahiptir, ancak Fransa’nın müdahalesi tartışmaya açık şekilde her şeyin daha da kötüleşmesini engellemiştir.

Bununla birlikte Macron, gazeteye ayrıca Fransa’nın bölgede sonsuza kadar askeri olarak kalmayı istemediğini, yine de güçlerin erken veya ani olarak çekilmesinin sehven IŞİD ve diğerleri tarafından hızla istismar edilecek bir güvenlik boşluğu yaratabileceğini söyledi.

Aynı zamanda Fransa’nın son derece süslü demokratik kimliği, darbe sonrası Malili yetkililere devam eden askeri yardımı gibi demokratik olmadığı iddia edilen hükümetlere desteği nedeniyle eleştiriliyor. Bu yüzden Macron, birini diğerine feda etmeden yumuşak güç ve güvenlik arasındaki ince bir çizgide yürümelidir. Fransa aynı zamanda eski sömürgelerinin işlerine burnunu sokmamalıdır. 

FRANSA G5 ÜLKELERİNİN TERÖRİZMLE MÜCADELE KAPASİTELERİNİ DÜZELTMEYE ODAKLANMALI

Ortaya çıkan ikilem, Fransa’nın herhangi bir ani adımıyla bir dizi tahmin edilemez, ancak peş peşe sonuçlara yol açabileceği için özellikle tehlikelidir. Komşu Burkina Faso, son zamanlarda IŞİD’e atfedilen saldırıların sonucu terörle mücadelede diğer bir sahne olarak ortaya çıktı ve Nijer de bir süredir bu tür tehditlere karşı mücadele veriyor. Her ne olursa olsun, Mali dâhil olmak üzere Fransa’nın askeri müdahalesine karşı olan, eski sömürgecilerinin askerlerinin savaş suçu işlediğine ve ekonomik amaçlar için bölge ülkelerini sömürdüğüne inanan bazı yerli halk da var. 

Fransa’nın Batı Afrika’da terörizmle mücadele başlatmasından bu yana sekiz yıldan biraz fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, sahada gözle görülebilir bir ilerleme eksikliği söz konusu. Fransa’nın, Mali’de IŞİD benzeri bölgesel bir terörist planı bozduğu doğru, ancak bu tehdit basitçe alışılmadık bir tehdit halinde yayıldı, işin garip yanı halefleri IŞİD’den (söylenenlere göre onlardan bazıları şu anda bölgede aktifler) öğreniyorlar. Bu gelişme, Fransa bu yeni tip savaşta son taktiklerini ve stratejilerini kullanarak, gerçekçi biçimde galip gelemeyeceği için modern bir yaklaşım gerektiriyor. 

İdeal senaryo, Fransa’nın G5 ülkelerinin terörizmle mücadele kapasitelerini daha dikkatlice düzeltmeye odaklanmasıdır. Zaten bunu yapıyor, ancak niçin henüz çok fazla başarı sağlayamadığı konusunda bir dizi sorular ortaya çıkıyor. Bu sorunların mümkün olan en kısa zamanda çözülmesi gerekiyor, böylece bölge, müdahaleleri bu kadar fazla tartışmaya yol açan eski sömürgecilerine muhtaç olmadan kendi güvenliklerini sağlamada kendine güvenebilsin. Fransa da, bazılarının Afganistan benzeri bataklık olarak tanımladığı bölgeden, arkada bir güvenlik boşluğu bırakmadan kademeli olarak çekilerek bu yaklaşımdan yararlanacaktır. 

İleriye bakıldığında, Fransa’nın Sahel bölgesinden ani bir kararla çekilmesi mümkün görünmüyor. Şu anda Avrupa’ya daha fazla mülteci dalgasına yol açabilecek muhtemel çatışmaları önlemek için özellikle bölgenin istikrarıyla ilgili olarak yapılması gereken çok fazla şey bulunuyor.

Bu yüzden Macron’un tartışmalı söylemi, Paris’in bölgesel çatışmalara yaklaşımında olması yakın herhangi bir değişim işaretinden ziyade darbe sonrası Malili yetkililere daha fazla baskı yapmayı amaçlıyor gibi görünüyor. Bununla birlikte, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un bu yılın sonuna doğru açığa çıkarabileceği yeni bir politika değişikliğini gündeme getirmesi gözden kaçırılmamalıdır.