CGTN / James Rae

Liderler İklim Zirvesi çevrim içi olarak üç nedenle önemli bir anda yapılıyor. Zirve Joe Biden yönetiminin küresel yönetişim sorunlarını çözme doğrultusundaki küresel çabalara liderlik etme önceliklerine işaret ediyor. İkincisi, dünyanın iki önemli ülkesi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında gelişmiş ve yapıcı diyalog için umut veriyor. Üçüncüsü, küresel ısınmaya katkıda bulunan büyük karbondioksit ve diğer gazların en büyük salınımını gerçekleştiren ülkelerin kirletmelerini sınırlandırmaya söz vermelerini hızlandırıyor.

Ters sırada, bir ara durup iklim değişikliği gerçeklerini düşünebiliriz ve bu büyüyen zorlukla mücadele etme çabalarını yeniden canlandırabiliriz. Dünyanın ısısı sürekli artışına devam ediyor ve bunun etkileri çoktan aşikâr halde. Kuzey kutbu buz kütleleri küçülüyor ve dünyadaki buzullar eriyor.

Deniz seviyeleri yükseliyor ve tehlike altındaki Pasifik Adaları ile Karayip ülkelerini su altında kalma riskiyle karşı karşıya, bu durum dünyanın önde gelen su kıyısındaki ticari kentlerini etkileyebilir ve aşırı iklim durumlarını ve koşulları ağırlaştırabilir.

Değişim doğası biyoçeşitliği tehdit ediyor ve çoğunlukla dünya okyanuslarının sıcaklığının genellikle görülmeyen bu çevredeki deniz yaşamının doğal av ve balıkçılık alanlarını sıkıntıya soktuğu deniz alanları en çok etkilenen alanlar oluyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kamuoyları ortak olarak karşı karşıya olduğumuz tehditleri anladı ve bu gerçekleri -yerelden küresele- mikro ve makro düzeyde yaşıyor. Bilimsel gerçeklerin siyasi liderler tarafından anlaşılması ve değer verilmesi her zaman geçen yarım yüzyıl ya da daha uzun sürenin çevre hareketi için değerliydi.

BİYOÇEŞİTLİLİK TEHDİT ALTINDA

Zirve aynı zamanda sembolik olarak da önemli ve Amerika’nın küresel güç yapısındaki rolüne yeniden yön veriyor. Amerika’nın uluslararası örgütlerde yaklaşık 50 yıllık görünmezliğinden sonra, Biden yönetimi 40 büyük ülkenin liderlerini (çevrim içi olsa da) resmen ABD’de gerçekleştirilen ciddi bir diplomatik zirvede ev sahipliği yapıyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı ve şimdiki iklim temsilcisi John Kerry, Avrupalı ve Asyalı, en önemlisi de Çin’in zirveye katılmasının temellerini başarıyla attı. Bu kendi başına kendi çok taraflı Kuşak ve Yol Projelerini ortak biçimde inşa ederken “ekolojik uygarlığa” öncelik vermesini başlatacaktır.

Her ülke yüzyılın ortasında karbon nötr hedefine ulaşmak için mantıklı iddialı hedefler belirledi. Çevre eylemcileri ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) yeni sınırın yeterince iyi olmaması nedeniyle hayal kırıklıklarını açıklarken, bu hedefler ulaşılabilir hedefler ve dünyanın asıl kirleticileri bu hedefleri başarmak için gerekli altyapı değişikliklerine uymak için odaklı politika değişikliğine girişiyor.

Çin zaten 2030’da karbon zirvesine ulaşmayı ve 2060’da karbon nötre ulaşmayı beklediğini açıkladı. Bu Çin için daha dikkate değer, çünkü Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, bunun gelişmiş ülkelerden daha hızlı olduğuna dikkat çekti. ABD, 2030’da karbon salınımlarını (2005) seviyesinin yarısına indirme ve 2050’de net sıfır salınıma ulaşmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği (AB) zirveye hazırlanırken, 2030’da net sera gazı salınımlarının (1990 düzeylerinin) yarısından fazlasına indirme ve 2050’de karbon nötre ulaşma sözü verdi. Bu rakamlar teknik bakış açısından önemliyken, (umarım bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını görmek için 2050’de halen hayatta olurum), bu Amerikalılar, Avrupalılar ile Çinlilerin aynı gemide olduğu ve tam gaz ilerlediği Rio Zirvesi sonrası modern diplomaside nadir bir andır.

XI JINPING’DEN İŞ BİRLİĞİ ÇAĞRISI

ABD George W. Bush ve Donald Trump yönetimleri altında on yıllarca iklim değişikliğini reddetti ve Barack Obama döneminde, Paris Anlaşması’na katılma idari emrinden önce 6 yıl tıkanıklık yaşadı. Aynı şekilde Başkan Joe Biden kongre yasaları ya da bağlayıcı uluslararası yasaları onaylamak yerine, idari kararları kullanıyor (ve böylece gelecekte kolayca geri alınması riskine giriyor).

Avrupalılar uzun zamandır Kyoto Protokol’ünü destekledi ve Paris Anlaşması’nı güncelledi, bunlar önemli Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması çerçevesinde yapıyor. Çin geçen on yıl boyunca sözlerine bağlı olduğunu ortaya koydu ve dikkate değer biçimde kuzey Çin’in kötü manzarasını daha da temiz gökyüzü, toprak ve su haline getirdi, politika değişikliği yapmak ve yeni yeşil teknolojilere yatırım yapmaya ön ayak oldu. Cumhurbaşkanı Xi bu değişiklikleri zirvede yaptığı konuşmasında “ekolojik çevreyi korumanın verimliliği korumak olduğunu” ifade ederek destekledi.

Son olarak, en azından, bu Çin-ABD ilişkilerini yeniden kurmaya başlamak için yararlı bir fırsat. İklim değişikliği ve çok az diğer konu iş birliği alanı olarak kalsa bile, bu fırsatlar azımsanamaz. Çin-Amerikan diplomasisi muhtemelen çok sayıda kanalda işleyecek ve iklim değişikliği gibi konuları stratejik (ve belki de hatta ekonomik) konulardan ayırmak gereklidir ve bir kez daha fonksiyonel bağlantıların diğer ortak endişe alanlarına aktarılmasında dönüm noktası olabilir.

İkisi arasındaki artan rekabet daha da hızlanabilir ve hatta bu vaatlerin uygulanmasında beklenen dostluğu engelleyemesin diye, gelin çok iyimser olalım. Aynı şekilde video konferansların ağır sözleri ve çatışan çıkarlar için teselli olarak çok ihtiyaç duyulan güven ve kişisel ilişkiler kurmak için gereken anları sağlamaz.

Yine de iki ülke iklim kriziyle mücadele konusunda iş birliği yapmak için ortak bir açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Xi ayrıca birbirini suçlamak yerine iş birliği çağrısında bulundu ve Amerika’nın uzun dönemli güvenilirliği konusunda endişe ile birlikte, “Taahhütlerimize sadık olmak zorundayız, vaatlerimizden geri dönmemeliyiz.” dedi. Nasıl değerlendirirsek değerlendirelim, bu toplantı ikili ilişkilerin geleceği için faydalıdır.