CGTN

Bilim pahasına siyaset, tıpkı tekrar tekrar bazı ülkelerde tanık olduğumuz trajik ve tamamen gereksiz Covid-19 ölümlerinde olduğu gibi, insanları öldürür. Bilim ruhu küresel salgınla mücadelede bir zorunluluk olsa da sinik güçler koronavirüsün kökenini bulma çabalarına siyaset sokuyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bilim insanları ekibi ocak ayında Wuhan’ı ziyaret etti ve laboratuvar sızıntısının “büyük ölçüde imkânsız” olduğuna karar verdi ve bundan sonra izlenecek bir dizi araştırma yolunu belirledi. “Büyük ölçüde imkânsız” sözünün bilim insanlarına ve komplo teoricilerine anlattığı arasında büyük bir fark var.

Bilim insanları için bu ilerleme ve virüsün hayvanlardan insanlara ne zaman, nerede ve nasıl bulaştığını belirlemenin zamanının geldiği anlamına geliyor. Ama komplo teoricileri için bu sonuç olası bir üstünü örtmenin işareti. Bazı Batılı siyasetçiler bu anlama farkını Çin’i karalamak ve kamuoyunun dikkatini Covid-19 konusundaki başarısızlıklarından başka yere çekmek için sömürüyorlar.

Ne yazık ki, bütün ortaklarının isteklerini dikkate alması gereken bir uluslararası kurum olan DSÖ bu düşman aktörlerin siyasi baskılarına boyun eğdi. Örgüt koronavirüsün kökeni konusunda ikinci bir araştırma önerdi. Bu öneri virüsün Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden (WIV) çıkmış olabileceği iddialarını da içeriyor. Saygıdeğer bir bilimsel kurum olan DSÖ’nün, ilk raporunda önerdiği çizgiye uygun olarak ilerlemek yerine siyasi baskılara boyun eğmiş olması üzücü. DSÖ’nün yeni kökeni belirleme planı bilime karşı çıkıyor, çünkü üstündeki siyasi baskıları azaltmak için bir siyasi adım.

Laboratuvar sızıntısı teorisi DSÖ’nün kendi araştırmacıları tarafından reddedildi. Dolayısıyla, bu teori nereden çıktı?

Laboratuvar sızıntısı teorisinin kilit bir parçası WIV’in kendi örnek veri tabanını 2019’da çevrim içi olmaktan çıkarmış olmasına odaklanıyor. Bu yaygara koparılacak bir şey değil. WIV internet sitesinin ve hatta çalışanlarının gönderdiği e-postaların salgının ortaya çıkmasından bu yana kötü niyetli siber saldırı dalgalarına maruz kaldığı bir sır değil. Sonuç olarak, veri tabanı şu anda içsel olarak paylaşılıyor.

Yine de bu WIV’ın herhangi bir ham veriyi sakladığı anlamına gelmiyor. Wuhan Ulusal Biyogüvenlik Laboratuvarı direktörü ve WIV araştırmacılarından Yuan Zhiming’e göre, enstitü ham araştırmaları bilimsel yazılar olarak sunuyor ve destekleyici veriler yayından sonra kamuoyuna açıklanıyor. Bu bilim topluluğu içindeki normal bir uygulama.

Yuan’ın Covid-19’un kökenini belirleme konusundaki bir basın toplantısında söylediğine göre, WIV 30 Aralık 2019’dan önce yeni koronavirüsle temasa geçmedi, depolamadı ya da araştırmadı. Dolayasıyla virüsü “sızdırmış” olmasının imkânı yok, ki asla sızdırmadı. Hiç kimse aksine bir kanıt sunmadı.

WIV araştırmacılarının 2019’da ağır hasta oldukları ile ilgili haberler var. Komplo teorilerine inananlar için bu “sağlam” bir kanıt. Ama gerçek şu ki, WIV’deki hiçbir araştırmacı ya da öğrenciye şimdiye kadar koronavirüs bulaşmadı. Sözde güvenilir Batılı medya kanallarının haberleri Çin’i karalayıp izole etmek isteyenlere cephane sağlamak için uyduruldu.

DSÖ’NÜN İKİNCİ KÖKEN İZLEME PLANI NEDEN BİLİME MEYDAN OKUYOR?

Laboratuvar sızıntısı teorisinin ilk olarak bilim insanları tarafından değil, Avustralyalı gazeteci Sharri Markson tarafından önerildiğini de belirtmek gerekir. Markson’ın 2020’de yayınlanan haberi Beş Göz istihbarat örgütlerinin koronavirüsün WIV’den kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırdıklarını ileri sürdü. Haber hızla Çin karşıtı medya kanalları tarafından kapıldı ve böylece laboratuvar sızıntısı teorisi bazı Batılı ülkelerde yayıldı. Ancak Markson’ın haberleri güvenilir mi? Sadece Guardian’ın bulduklarına bakalım. Guardian vahşi bir aşağılama ile onun kaynaklarıyla dalga geçti ve niyetleri oldukça sorgulandı.

ABC’nin Media Watch programı, virüsün laboratuvardan sızdığına dair hiçbir kanıt olmadığını söyleyen uzmanlara dayanarak Markson’ın haberinin doğruluğunu sorguladı. Haber ABC tarafından “resmi olmayan” bir yazıya dayandığı için reddedildi. Markson’ın “bomba dosya” konusundaki sonraki haberlerinin sadece kamuya açık bilgilerin bir özeti olduğu ortaya çıktı. Markson’ın haberleri Washington’daki aşırı sağ çevrelerin spekülasyonları için verimli bir malzeme haline geldi. Sonuç olarak bu haberler sadece Çin’e saldırmak için değil, ayrıca nefret ettikleri Dr. Antony Fauci’ye saldırmak için de uygundu. Sağ kanat medya makinesi çok uzun süre önce gerçekler ve hakikatten uzaklaşmıştı. Çin karşıtı komplo teorilerini bilim değil siyaset yarattı.

Siyaseti bir kenara bırakırsak, Covid-19’un ortaya çıkıp yayılma takvimi WIV’den bir sızıntının mümkün olmadığın gösteriyor. Brezilya’da 2019’daki kanalizasyon sularının Temmuz 2020’deki bir incelemesinde, yeni koronavirüsün izlerine rastlandı. İtalya Ulusal Kanser Enstitüsü Kasım 2020’de 959 kan örneğinde yaptığı testlerde Covid-19’a neden olan koronavirüse karşı oluşan antikorlar bakımından pozitif çıktı. Bu Ekim 2019’dan önce virüsün İtalya’da olabileceğini gösteriyor. Bu Wuhan’da bildirilen ilk vakadan çok daha önce. Ve laboratuvar sızıntısı teorisinin arkasındaki spekülasyonların aksine, bu bilgi bilimsel incelemelerden geliyor.

Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında DSÖ’nün WIV’den sızıntı ile ilgili ikinci bir araştırma önerisi yaparak eski tutumundan vazgeçmesi mantığa ve kendi bilim insanlarına saygıdan yoksun. Bu karar bilimsel araştırmanın değil siyasal baskının sonucu.

Çin virüsün kökeninin belirlenmesine büyük önem veriyor ve DSÖ’nün ilk raporunda zaten belirlediği araştırma çizgisini takip etmek istiyor. Fakat DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus daha önce kökeni belirlemenin siyasetten bağımsız tutulması gereken bir bilimsel inceleme olduğunu ilan etti. DSÖ-Çin ortak görev raporu zaten laboratuvar sızıntısının oldukça imkânsız olduğuna karar verdi ve inandırıcı sonuçların küresel köken belirleme çalışmalarının temeli olarak hizmet etmesi gerekir.

Çin, Covid-19’a neden olan koronavirüsün kökenini aydınlatmayı değil karartmayı amaçlayan siyasetin belirlediği yanlış bilgi kampanyaları ile yönlendirilemez.