Kuzey İrlanda’nın Brexit sonrası statüsü konusunda Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık arasında tartışmalar yoğunlaştı. Galler’de düzenlenen G7 Zirvesi’nde konu bir kez daha gündeme geldi.

Bu noktada öncelikle anlaşmazlık yaratan ve Brexit anlaşmasının da bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü’nden söz etmek gerekiyor çünkü bu protokol Kuzey İrlanda ve AB üyesi olan İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor. Protokole göre, Kuzey İrlanda, AB’nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor (Brexit’e rağmen). Protokol, gümrüksüz geçişleri engellemek için imzalandı ve bu kapsamda, İngiltere’den Kuzey İrlanda’ya gidecek, başta sosis ve süt ürünleri gibi dondurulmuş gıda ürünleri olmak üzere, birçok mal AB standartlarına uygun gümrük kontrollerinden geçmek zorunda. Bölgede kontroller ancak denizde yapılıyor, bunun da sebebi 1998 yılında yapılan Belfast (Hayırlı Cuma) Anlaşması. Katolik ayrılıkçılar ve İngiltere ile birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren anlaşma gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Özetle, bu anlaşma Kuzey İrlanda’da yürürlükte olan bölgesel yönetimin temeli demek.

Bölgede dönem dönem artan gösteriler son günlerde yeniden yaşanıyor. Örneğin, geçen mart ve nisan ayında Kuzey İrlanda’da çok sayıda gösteri düzenlendi. Gösterilerin ana sebebi, Kuzey İrlanda Protokolü’nün ticarete zarar vermesiydi. Protestolar artınca geçmişte yaşanan olaylar hatırlandı ve Katolik ile Protestanlar arasında çatışma çıkmasından endişe edildi. Her ne kadar barış anlaşmasının üzerinden 20 yıl geçmiş olsa da toplumda güvenin tam olarak sağlanamadığı görülüyor.

BİRLEŞİK KRALLIK’TA SİYASET AJANDASI HAREKETLİ

Kuzey İrlanda’da dikkat çeken bir diğer gelişme de bölgesel hükümetin Başbakanı Arlene Foster’ın istifa etmesi oldu. Foster, Brexit ve Kuzey İrlanda’nın AB ile gümrük birliği içinde kalmasını öngören Kuzey İrlanda Protokolü nedeniyle partisindeki milletvekillerinin istifa baskısı altındaydı. Muhalifler, Foster’ı Kuzey İrlanda’nın AB’den Birleşik Krallık’ın geri kalanıyla aynı koşullarda ayrılmasını sağlayacak bir Brexit anlaşmasına varılması için merkezi hükümete baskı yapmamakla eleştiriyordu. Foster, bu baskılarla daha fazla mücadele etmek istemedi ve istifa kararı aldı.

Başbakan Boris Johnson ise Kuzey İrlanda Protokolü’nü G7 Zirvesi’nde Avrupalı liderlerle görüştü. Zirve kapsamında, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile protokolün uygulanmasıyla ilgili anlaşmazlık ele alındı. Johnson, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden ile de bu konuyu değerlendirdi. İki lider, Belfast (Hayırlı Cuma) Anlaşması’na ve barış sürecinin kazanımlarını korumaya olan bağlılıklarını vurgularken hem İngiltere hem de AB’nin birlikte çalışma ve Kuzey İrlanda, Büyük Britanya ile İrlanda Cumhuriyeti arasında serbest ticarete izin vermek için çözümler bulma sorumlulukları olduğu konusunda anlaştı.

ABD SÜRECE DÂHİL OLUR MU?

Johnson ve Biden G7 Zirvesi’nde Kuzey İrlanda Protokolü’nü görüşmüş olsa da konu ABD olunca akla ‘Sürece dâhil olur mu?’ sorusu geliyor. Çünkü özellikle Fransa’nın bu noktada duruşu oldukça sert ama Angela Merkel, Macron’a kıyasla biraz daha ılımlı gözüküyor. Bu durumda ABD’nin arabuluculuk yapması söz konusu olabilir. Biden’ın AB ile olan ilişkilerinde Trump dönemine göre, hassas davrandığını düşünürsek, bu krizde orta yolun bulunmasına katkı sağlayabilir. Tabii böyle bir destek Biden’ın uluslararası arenada yaratmak istediği algı için fırsat olarak da okunabilir.

Boris Johnson açısından bakılırsa, iyi ya da kötü Brexit, Johnson’ın İngiltere’nin en önemli liderlerinden biri olarak yerini garantiledi. Ancak şu da unutulmamalı ki, Johnson, ne zaman kuralların dışına çıkmaya çalışsa yarattığı güven kaybı, kendisi için işleri zorlaştırıyor. Toplumda çizdiği profil eskisi kadar güçlü değil. Yarattığı olumlu çerçeve büyük ölçüde Brexit sürecinde hasar gördü ve akabinde de gündeme geldiği bazı olaylar konumunu sarstı. Brexit sonuçlanmadan önce Johnson kendi kamuoyunda hem Brexit yanlılarının hem de karşıtlarının güçlü baskısı altındaydı. Diğer yandan ise, popüler medya Johnson’ı desteklemişti. Şüphesiz Boris Johnson, Birleşik Krallık’ta daha önce bilinenlerden farklı bir başbakan profili oluşturdu ve özellikle “magazinsel” denebilecek konularla sıkça gündeme gelmesi, toplumda tepki gördü. Yine son dönemde bu tarz haberlerle yeniden manşete taşınan Johnson, bulvar basının çok sevdiği bir figür haline geldi.

Brexit, Covid-19 ile mücadele (özellikle başlangıçta yaptığı tepki gören açıklamaları), yerel seçimler, İskoçya’daki gerginlik ve bugün de Kuzey İrlanda Protokolü derken Boris Johnson’ın hâlihazırda çözmesi gereken pek çok sorun olduğu aşikâr. Tüm bu konularla birlikte genel olarak AB ile yaşanan gerginliği de düşünürsek, Birleşik Krallık’ta siyaset ajandasını hareketli günler beklediğini söylemek mümkün.

Tuğçe Akkaş