CGTN / Jean Pisani-Ferry

Birçok kişi için, küreselleşme on yıllardır geniş kapsamlı liberalleşmenin başka bir adıydı.

Asıl olarak 1980’lerde başlayarak, hükümetler malların, hizmetlerin, sermaye ve verinin, çok az kontrolle sınırların ötesine geçmesine izin verdi. Piyasa kapitalizmi zafer kazandı ve ekonomik kuralları dünya çapında uygulandı. Branko Milanovic’in son kitabının adının doğru biçimde belirtiği gibi, kapitalizm sonunda yalnız.

Doğru, küreselleşmenin piyasa kapitalizmi ile çok az ilişkisi olan değer yönleri de var. Bilim ve enformasyonun küreselleşmesi bilgiye ulaşımı benzeri görülmemiş biçimlerde genişletti.  Artan uluslararası sivil eylemler yoluyla, iklim kampanyacıları ve insan hakları savunucuları girişimlerini daha önce hiç olmadığı kadarıyla koordineli hale getirdiler. Bu arada yönetişim savunucuları daha önce sadece politikaların küreselleşmesinin piyasaların ileri doğru hareketini dengeleyebileceğini ileri sürdüler.

Küreselleşmenin bu diğer yönleri asla ekonomik boyuta istenilen ölçülerde uygun olmadı. Politikaların küreselleşmesi, 2008 finansal krizi yönetişimin nasıl başarısız olduğunu gösterirken, özellikle hayal kırıcıydı.

“KAPİTALİZM” YALNIZ KALDI

Küreselleşmenin bu evresi, iki nedenle sona eriyor. İlk neden uluslararası toplumun uğraşması gereken zorlukların büyüklüğü. Bunlardan küresel kamu sağlığı ve iklim krizleri sadece en önemlileri.  Küresel müşterekler için ortak sorumluluk tartışılmaz. Bu alanda şimdiye kadarki başarılar yetersiz ama küresel yönetişim fikir savaşını kazandı. 

İkinci neden ise siyasi. Birbiri peşi sıra ülkeler geride kalanların isyanına tanık oldu, Brexit’ten Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı seçilmesine ve Fransızların “sarı yelekliler” protestolarına kadar. Her toplum kendi yolunda mutsuzluklarını ifade etti ama ortak özellikler belirgindi.

Raghuram Rajan’ın belirttiği gibi dünya, “sadece başarılıların çocuklarının başarılı olduğu” “üst orta sınıfın Nirvana’sı” (ve elbette zenginlerin) haline geldi. Dışarıda bırakılanlar artan biçimde bir aidiyet duygusu sunan yerlici kampa katıldı. Bu küreselleşmenin siyasi sürdürülebilirliği hakkında şüpheler uyandırdı. Benzeri görülmemiş küresel kolektif eylem ihtiyacı ile ulusal sınırların ötesinde siyasi toplulukları yeniden kurma konusundaki artan arzular arasındaki gerginlik bugünün politika belirleyicileri için tanımlayıcı bir zorluktur. Ve onların bu çelişkiyi çözüp çözemeyecekleri halen belirsiz.

Avrupa Parlamentosu Çevre, Kamu Sağlığı ve Gıda Güvenliği Komitesi başkanı Pascal Canfin, kısa süre önce yayınladığı geniş kapsamlı bir yazıda, “küreselleşmenin ilerici çağı” dediği şeyin savunulabilir yanlarını ortaya koydu. Canfin, nenedeyse bütün gelişmiş ekonomilerde salgınla mücadelenin güçlendirdiği mali ve parasal eylem, bunların iklim eylemi planlarının artan yakınlaşması ve G7’nin son çok uluslu şirketleri vergilendirme konusundaki anlaşmasının hepsi, yönetişimin küreselleşmesinin bir gerçeklik haline geldiğine işaret ediyor. Aynı şekilde, küresel finansın yeşillenmesi “sorumlu kapitalizme” doğru bir adım.

Canfin’in sıraladığı zaferlerin boyutu sorgulanabilir ama küresel yönetişim taraftarlarının son zamanlarda girişimi ele geçirdikleri ve yeniden inanılırlık kazanmak için yeterli ilerleme sağladıkları konusunda haklı. İlerici küreselleşme artık bir ham hayal değil, bir siyasi proje haline geliyor. Ama yönetişimin küreselleşmesi solu yatıştırabilse bile, iyi iş yerini kaybedenlerin ve becerilerinin değeri azalanların sıkıntılarını azaltması çok zor. Kendilerini tehdit altında hisseden ve korumacı çözümleri cazip bulan işçiler daha somut yanıtlar bekliyor.

Finansal Times’tan Martin Sandbu, bir süre önce yayınladığı kitapta, ekonomik aidiyeti yeniden sağlarken sınırları açık tutmak için bir gündemin taslaklarını verdi. Sandbu’nun fikri, kısaca, her ülkenin, yabancılara karşı ayrımcılık yapmadığı sürece, kendi iç piyasasını kendi tercihlerine göre düzenlemekte özgür olması gerektiği şeklinde. Örneğin, Avrupa Birliği (AB) klorla yıkanmış tavukları, bunlar ABD’de üretildiği için değil, AB ürüne güvenmediği için yasaklayabilir (ki yasakladı).

Aynı şekilde, herhangi bir ülke, iç ve dış şirketlere aynı kuralların uygulanması şartı ile ormanların yok edilmesinden elde edilen keresteyi, az sermayeli bankaların kredilerini yasaklayabilir. İşlemler serbest olmalıdır ama ulusal standartlar herkese eşit biçimde uygulanır. Bu sağlam bir ilkedir. Fakat ilke ürünlere dosdoğru uygulanırken ve fiilen geçerliyken, aynı şeyi süreçler için uygulamak zordur. Verili bir mal ya da hizmet sonunda, değer zinciri boyunca geçerli bütün standartları birleştirir.

YENİ KÜRESELLEŞME HENÜZ DOĞMADI

Çok uluslu şirketlerin son zamanlarda doğrudan ya da dolaylı ürün sağlayıcılarının herhangi bir çocuk emeğine dayanıp dayanmadığını izlemek ve ilişkiyi sone erdirmeye zorlandıkları doğru, ama çalışma koşulları, sendika hakları, yerel çevre zararı ya da sübvansiyonlu kredilere ulaşma bakımından aynı şeyi yapmak zor olacaktır. Dahası, bunu yapmaya çalışmak gelişmekte olan ülkelerin muhalefetiyle karşılaşacaktır, bu ülkelerin liderleri kendilerinin gelişmiş ekonomilerin standartlarına tabi tutulmasının onları rekabet edemez hale getirmenin en emin yolu olduğunu iddia edeceklerdir. Uluslararası ticari anlaşmalara sosyal maddelerin konulması konusundaki önceki girişimler, 2000’lerin başında başarısızlığa uğradı.

AB karbon yoğun ürünlerin ithalatçılarının AB piyasasında salım izinleri için uygun krediler almasına gerektirecek bir mekanizma için planlarını açıklayacağı Temmuz’da büyük bir deneme yaşanacak.

Karbon nötr her yerde aynı hızla ilerlemediği sürece, böyle geniş uyum sistemleri için ekonomik görüşler hatasızdır. AB üreticilerin başka yere giderek kendi salım sınırlarından kaçınmasını önlemek istiyor. Ama bunun tartışmalı olması kaçınılmaz. Konuyla ilgili gelecekte yapılacak tartışmalar çok çok önemli olacak. Söz konusu olan sadece AB’nin karbon nötr planlarına uygun hareket edip etmeyeceği ya da bunu nasıl yapacağı değil. Daha temel sorun, dünyanın çok farklı ulusal ve bölgesel tercihleri ile acil ortak eylem gereği arasındaki gerginlikten bir çıkış yolu bulup bulamayacağı.

Bunun sonucu sonunda, ekonomik aidiyeti yeniden kurma ve küresel ortak alanların uzlaştırılıp uzlaştırılamayacağını gösterecek. Yanıtı öğrenmek zaman alacak. Eski küreselleşme ölüyor ama yeni küreselleşme henüz doğmadı.