CGTN / Danny Haiphong

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden 22 Eylül’de internet üzerinden bir Covid-19 zirvesi yaptı ve salgına karşı küresel mücadeleye ABD’nin yardımını artırma sözü verdi. Biden’ın vaadi bağlam dışına çıkarıldığında mantıklı görünüyor. ABD küresel olarak korona aşı yapılması için ek 370 milyon dolar verecek ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2022 sonuna kadar dünya nüfusunun yüzde 70’inin tamamen aşılanmasını hedefini gerçekleştirmek için Avrupa Birliği (AB) ile birlikte çalışacak. ABD ayrıca düşük gelirli ülkelere solunum cihazı, tedavi ve kişisel koruma ekipmanları bağışını artıracak.

Ne yazık ki, zirve ABD’nin Covid-19 salgını boyunca gösterdiği bencilliğin bir göstergesiydi. Başkan Biden dünya liderlerine eşit biri olarak hitap etmek yerine, ABD’yi salgını sona erdirmeye gücü yeten birincil güç olarak konumlandırdı. ABD’nin bu noktaya kadar salınla mücadeledeki felaket performansı ile ilgili bir tevazu gösterilmedi. ABD hem Covid-19 vakaları hem de ölümlerinde dünyada birinci sırada. Ek olarak, tarih ABD liderlerinin vaatlerinin nadiren tutulduğunu kanıtladı.

Biden yönetimi mayıs ayında Pfizer ve Moderna aşılarının dünyaya daha fazla dağıtılması için patent haklarından vazgeçeceğinin işaretlerini verdi. Bu hareket büyük ölçüde sembolikti, çünkü ABD’nin DSÖ’ye yaptığı bağışları artırması aylar aldı. Sonuç “aşı ayrımcılığı” oldu. Yoksul, beyaz olmayan uluslar ortalama nüfuslarının yüzde 10’undan az aşılama oranlarına sahipken, ABD ve Batılı müttefikleri milyonlarca aşının kullanım sürelerinin bitmek üzere olduğu bir düzeye kadar aşı stokladı.

DEMOKRASİ ABD, AB VE İNGİLTERE’DE BİREYSEL MÜLKİYET HAKLARI BAKIMINDAN SAVUNULUYOR

Biden bu zirvenin küresel durumu iyileştirme konusunda “demokrasilerin verdikleri sözleri tutabileceklerinin” açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Ancak, kesin bir biçimde ABD’nin ilk önce kendi vatandaşlarına sonra da küresel nüfusa öncelik verdiğini belirtti. Böyle bir yaklaşık ABD’nin uzun zamandır gerçek bir iş birliği pahasına Covid-19’u siyasileştirmesini devam ettiriyor. Gerçek şu ki, Biden’ın bahsettiği “demokrasilerin” salgınla insanlığın çıkarlarına olacak biçimde mücadele ettiklerini gösteren tarihsel bir kayıt yok. Batı tarzı yönetişimin yetersizlikleri salgının başlangıcından itibaren tümüyle ortaya döküldü. Demokrasi ABD, AB ile İngiltere’de bireysel mülkiyet hakları ve tercih “özgürlüğü” bakımından savunuluyor.

Biden’ın “demokrasi” versiyonunda yaşayan milyonlar için bu Covid-19’a yakalanma ve muhtemelen toplumdan az destek görerek yok olmak anlamına geldi. Batı dünyasında hükümetler hayatları koruma sorumluluğundan vazgeçtikleri için genel bir güven eksikliği ortaya çıktı. ABD ve Avrupalı müttefikleri Covid-19’a karşı mücadeleye öncülük etmek için her türlü kaynağa sahipler, böyle bir iradeye sahip değiller.

ABD’NİN SALGINA KARŞI MÜCADELEDE TARİHSEL BOYUTLARDA BİR HATA

Biden zirve sırasında Çin’den bahsetmedi ve iki ülke arasında güçlü bir iş birliğinin gerçekleşmesi için ilişkileri iyileştirme konusunda çok az şey yaptı. Çin yine de bütün büyük ekonomiler arasında salgını yenmek için en tutarlı kararlılığı gösterdi. Bir milyardan fazla Çin vatandaşı tamamen aşılandı ve merkezi hükümet aynı miktarda dozu uluslararası topluma verdi. Ek olarak Çin düşük vaka ve ölüm oranlarının kanıtladığı üzere salgına karşı mücadele konusunda en etkin kamu sağlığı sistemine sahip. Bunun tersine, ABD’nin zirve sırasında belirtilen mütevazı vaatleri yerine getireceğine güvenmek için neden yok. Kamu sağlığı taraftarları ABD’nin Covid-19 salgının dünyada kontrol alınmasına yetecek kadar hızla meyve vermeyeceğini söylüyor. Ek olarak, ABD Covid-19 aşısını kamu malı yapma sözü de vermedi. Bu Pfizer ya da Moderna aşısı almak isteyen ABD ve diğer ülkelerin, özel üreticilerle, düşük gelirli ülkelerin kesinlikle ödeyemeyeceği maliyetlerden pazarlık yapmak zorunda oldukları anlamına geliyor.

ABD’nin salgına karşı mücadelede Çin’den öğrenme ve iş birliği yapma konusunda devam eden başarısızlığı tarihsel boyutlarda bir hata. Biden’ın Küresel Covid-19 Zirvesi, ABD’nin tehlikeli tercihini değiştireceğinin hiçbir işaretini vermeyen Amerikan bencilliğinin bir gösterisidir. ABD hegemonya peşinde koşmayı insanlığın önceliklerinin önüne koymaya devam ediyor. Biden artan iş birliğinden bahsederken, yönetimi “Önce Amerika” tutumuna bağlı kalmaya devam ediyor. Bu tutum Covid-19 gibi krizleri gerçekten sona erdirecek somut eylemler yerine, sonsuz savaşlar, ekonomik eşitsizlik ve toplumsal baskı politikasına dönüşüyor.