Global Times / Cui Hongjian

Britanyalı siyasetçi ve uzman çevrelerin Çin’i anlaması, şimdi geçmişi kötüleyerek aynı safta buluşmasından geçiyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu British Foreign Policy Group’un (BFPG), 2021 yılı Britanya kamuoyunun Dış Politika ve Küresel İlişkiler konusundaki yıllık araştırmasına göre, araştırmaya katılanların yüzde 41’i Çin’i bir kritik tehdit olarak görüyor. Bu oran, 2020 yılıyla karşılaştırıldığında yüzde 30 daha fazla.

Daily Mail, geçen hafta çarşamba günkü haberinde, “Çin karşıtı düşüncelerdeki yükselişin, Beijing’in, Britanya altyapısındaki rolü konusunda yapılan yoğun inceleme döneminden ve Çin Telekom şirketi Huawei’in 5G ekipmanı sağlamasının yasaklanmasından sonra geldiği” belirtildi.

Brexit, 2016 yılından bu yana Britanya’nın iç ve dış politikalarında önemli bir etkiye sahip. Britanya hükümeti ve insanlar şimdi huzursuz. Britanya, Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmayı tamamladığı için, sözde büyük güç konumunu canlandırmak için uluslararası diplomatik alanda bir şeyler yapmaya hevesli. Sonuç olarak, Londra, özellikle Çin ile ilgili konular da erken adımlar attı.

BFPG’ye göre, “Muhafazakâr Parti, referandumun ağırlık merkezini daha fazla soyutlama tarafına, güvenlik bilincine sahip dış politikaya kaydırmasından bu yana kazandığı yeni seçmenlerle birlikte artık küreselleşmenin partisi değil.”

Brexit, destekçilerinin çoğu soyutlama taraftarı olduğu için Britanya’nın gelecekteki gelişiminde her zaman sorunlar ortaya çıkaracak. Eski Başbakan Theresa May ve şimdiki Başbakan Boris Johnson’ın, Brexit’in, Britanya’yı kendi kendini tecrit etmesini geri getireceğini reddetmesine rağmen, birçoğu Britanya’da yükselen bir muhafazakârlık eğilimi görüyor. Dış politikada görülen böyle bir eğilim, siyaseti, egemenliği ve güvenliği fazlaca vurguluyor gibi görünüyor. Bunun bir sebebi şu; Britanya, Brexit’ten sonra giderek artan güçlü bir güvensizlik duygusuna sahip.  

BRİTANYA POLİTİKALARI GELECEKTE KESKİN BİR DÖNÜŞ YAPACAKTIR

Diğer bir sebep, Britanya’nın, dünya düzenindeki değişim algısıdır. Londra, bir düzensizliğin olduğu çağı, gücünü yükseltmek ve etkisini genişletmek için yararlanabileceği büyük güç rekabetinden biri olarak görüyor. Bu yüzden, Britanya politikaları gelecekte muhtemelen keskin bir dönüş yapacaktır. Britanya’nın huzursuzluğu, Londra’nın, Washington yönetimiyle olan özel ilişkisinin önemini vurgulama niyetiyle de ilgilidir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, göreve geldikten sonra, ABD ile samimi olmak adına birçok adım attı. Londra yönetimi, Brexit sonrası dönemde, Batı’daki merkezi konumunu korumak istediği için, Beijing’e karşı Washington’ın yanında yer alma eğilimi gösterdi.

Diğer bir ifadeyle, Britanya, Çin ile ilgili birçok konuda ABD’nin önünde gitmek için çaba göstermeyecektir. Ancak ABD’nin attığı adımları takip etmek için diğer Batılı ülkelerin gerisinde de kalmayacaktır.

ABD ve Avrupa, Biden göreve başladıktan sonra dayanışmayı toparlamış gibi görünüyor. Britanya, iki taraf arasında kendi konumunu sabitlemek için ivmeden yararlanmaya çalışıyor. AB, ABD ile ilişkilerini düzeltirse, o zaman çoktan AB’yi terk etmiş olan Britanya, muhtemelen dışlanacaktır. Bu Londra yönetiminin istediği bir durum değil. Bu yüzden, ABD ile daha yakın ilişki kurmak için diğer kıta Avrupa’sı ülkelerin önüne geçmelidir.  

Daha fazla güvensiz hisseden Britanya, uluslararası konumunu güvenceye almak ve artırmak için bir şeyler yapmak ve söylemek zorundadır. Küresel düzensizlik, Britanya’ya arzulu diplomatik tasarımları için daha fazla manevra alanı sağlayabilir. Bu yüzden, Londra sadece nispi düzensizlikten yararlanmayacak, aynı zamanda çok zarar verecek.

DIŞ POLİTİKA KONUSUNDAKİ TARTIŞMALAR BRİTANYA DİPLOMASİSİNİN YÖNÜNÜ BELİRLEYECEK

Yaklaşık bir yıl önce 26 Şubat 2020’de Britanya hükümeti, Britanya’nın dünyadaki yerini belirlemek için dış politika, savunma, güvenlik ve uluslararası gelişmenin bütünleşmiş bir gözden geçirmesini başlattı. Nihai rapor hemen yayınlanacaktır. Dış politika konusundaki bu tartışmalar, belli bir dereceye kadar, Brexit sonrası Britanya diplomasisinin yönünü belirleyecektir. Bu belki de, açık eylemlerin artmasıyla ülkenin kamuoyunun düşüncelerinin son zamanlarda neden daha gürültülü hale geldiğini açıklayabilir.

Bununla beraber, BPFG’ye göre, Britanyalıların yüzde 37’si, Asya’ya karşı herhangi bir dengeleme konusundaki şüphelerini dile getiriyor. Sadece yüzde 8’i, Hint Pasifik’i bölgesinin, Britanya’nın dış politikasının merkezinde olması gerektiğine inanıyor. Ancak Britanyalı siyasetçilerin bakış açısına göre, Britanya kendisini, Asya-Pasifik ya da Hint Pasifik’i bölgesinde asıl diplomatik odaklardan biri olarak kanıtlarsa, bu, Britanya’nın küresel varlık -ya da Küresel Britanya- olmasını sağlamaya yardımcı olacaktır.

Çin, Küresel Britanya’ya karşı değil. Bunun yerine, Britanya’yı, uluslararası ilişkilerde daha aktif ve olumlu rol oynarken görmek istiyor. Fakat, Küresel Britanya hamlesi, Britanya’nın Çin ile ilgili konuları sömürmeye ya da Hint Pasifik’i bölgesindeki varlığını meşru kılmaya çalışması anlamına gelmiyor. Britanya’nın, açık diplomatik gündeme sahip olacağı umulmakta ve memnun karşılanmaktadır. Ama bu, Çin-Britanya ilişkileri pahasına ya da politika ve güvenlik ön koşullarına taraflı bir vurgu yapılarak başarılmamalıdır. Britanya, Asya-Pasifik bölgesinde, ekonomik ve ticari refah ile iş birliğini ilerletmek için daha fazla çaba göstermelidir. Britanya, tehditkâr savaş gemileri göndermemeli ve bölgesel ilişkilere burnunu sokmamalıdır.