CGTN / Bobby M. Tuazon

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın, Amerikan liderliği altında barışçıl ve daha güvenli küresel toplum vaadi boş bir söylem ve daha fazla tehlikeyi kapsıyor. Mart ayında açıkladığı geçici ulusal güvenlik stratejisinde Biden, ABD’nin savaşlardan uzak duracağını, ancak kurala dayalı dünya düzenine uygun şekilde Çin, Rusya ve diğer “haydut rejimleri” kontrol etmek için yaptırımları kullanmayı sürdüreceği sözünü verdi. Açıklanan stratejiye göre, Çin’i Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi, Xizang (Tibet olarak bilinen) Özerk Bölgesi ve Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde insan haklarına saygı göstermeye mecbur bırakmak için daha fazla yaptırıma başvurulacak.

Ulusal Güvenlik stratejisini tanımlayacak tonu belirleyen Biden’ın yaptırım aracı gerçekte, daha fazla istikrarsızlık yaratacak ve birçok ülkenin ifade ettiği gibi dünyayı “yeni bir soğuk savaşa” daha da yakınlaştıracak. Yaptırımlar, insan yaşamına ve birçok ülkenin ekonomilerine büyük maliyetlere yol açan savaş müdahaleciliğinin yanı sıra ABD’nin dış politikasının cephaneliğinde yer aldı. Sonuç olarak birçok ülke, ABD savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar yüzünden Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve Birleşmiş Milletler’de (BM) soruşturmalarla karşı karşıya bulunduğu sırada tek süper güce bu silahtan vazgeçmesi çağrısında bulunuyor. Fakat ABD umursamaz davranmaya devam ediyor.

ABD 20. YÜZYILDA EN AZ 70 SAVAŞA DÂHİL OLDU

Art arda 29 yıldır olduğu gibi, BM Genel Kurulu haziran ayında 2’ye karşı 184 oyla ABD’nin Küba’ya uyguladığı 60 yıllık ambargoyu sonlandırmasını kabul etti. Sadece iki ülke ABD ve İsrail karara karşı oy kullanırken, üç ülke çekimser kaldı. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği’nin (ASEAN) önde gelen üyesi Endonezya heyeti, ambargonun uluslararası hukuku ve devletlerin egemen eşitliğini ihlal ettiğini ve Küba’nın Covid-19 salgınından kurtulmasını önlediğini bildirdi.  

On yıllardır ABD, Amerika’nın tek taraflılığını, kendinden menkul demokratik modelini ve ekonomik üstünlüğünü tehdit eden ülkelere yönelik ambargolar ve gümrük tarifeleri dâhil olmak üzere ekonomik yaptırımları ayrım gözetmeksizin kullanan tek ülke. ABD son yıllarda, dünya ekonomik düzenini koruma bahanesiyle diğer ülkelerin rekabet edebilirliğini azaltmak için uluslararası hukuka da başvurdu. Örneğin, Küba vakasında ABD, Florida’nın güneyindeki ada ülkesinin sosyalist bir devlet olmasının önüne geçmek için bir yıl önce ekonomik ambargo uygularken, Fulgencio Batista yanlılarının 1961 yılındaki Domuzlar Körfezi çıkarmasıyla adayı istilasını destekledi. Küba sosyalizminin Güney Amerika’daki diğer devletlere ilham vermeye başlaması, Amerika’nın herkesçe bilinen etki alanını tehdit ediyordu. 

20. yüzyılda ABD birçok ülkede en az 70 savaşa katıldı. Bu savaşlar, Amerika’nın düşmanlar listesinde bulunması gerekmeyen ülkelere karşı dâhil olmak üzere ekonomik yaptırımların kullanımını birleştirdi. Muhtemelen, 1950’li yıllardan bu yana ABD’nin ekonomik yaptırımlarından en vahşice etkilenen ülke olan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, eski ABD Başkanı George W. Bush tarafından “şer ekseni” içine dâhil edilerek 2006 yılında yeni ticari ve finansal ambargolara maruz kaldı. Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’un “şer ekseninin ötesinde” olarak damgaladığı Suriye’ye yönelik güçlü ticari kısıtlamalar devam ediyor.

AFGANİSTAN’A EKONOMİK YAPTIRIMLAR SÜRÜYOR

ABD askerlerinin çekilmesinden sonra Afganistan’a ekonomik yaptırımların uygulanması sürüyor. Ağustos ayı ortasında Biden, Afganistan Merkez Bankası’nın 9,5 milyar dolar tutarındaki varlıklarının dondurulmasına sebep oldu ve bu işareti alan Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası Kabil’in fonlara erişimini durdurdu. Taliban, ABD Hazine Bakanlığının yaptırım uygulama listesinde kalmayı sürdürüyor. Ekonomik yaptırımlarla yakından ilgili olarak hukuku kullanma, operasyonel bir hedefe ulaşmak için geleneksel askeri araçlar yerine Amerikan hukukunu kullanma ya da suiistimal etme stratejisidir. 

Çin bilgi teknolojisinin güçlü rekabetiyle karşı karşıya kaldığında eski ABD Başkanı Trump Aralık 2018’de Kanada göçmen yetkililerinden Huawei Finans Direktörü (CFO) Meng Wanzhou’yu tutuklamalarını ve ABD’ye iade etmesini istedi. Şirketinin dâhil olduğu uydurma yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili yaklaşık üç yıldır ev hapsinde olan Meng, ABD Adalet Bakanlığı ile yapılan bir anlaşmanın ardından geçen ay serbest bırakıldı. 

DEĞİŞEN KÜRESEL DÜZEN

Amerika’nın tekelci sermayesini ve teknolojisini korumak için kullandığı uluslararası hukuk, sadece Çin ile Rus değil, aynı zamanda Fransız, İngiliz, Alman ve İsveç şirketlerini de tehlikeye atarak, şirketleri, iddia edilen yasal suiistimal nedeniyle on milyarlarca dolar “para cezası” ödemeye zorladı. Amerikan hukukunun tüm dünyada istismar edilmesi ve yaygınlaştırılması, ABD’nin kurala dayalı serbest piyasayı teşvik ettiği iddiasını yalanlıyor. Ekonomik yaptırımların ve uluslararası hukukun ihmal edilmesi sadece yabancı şirketleri savunmasız bırakmakla kalmaz, aynı zamanda en önemlisi insan yaşamının kaybolmasına ve ekonomik felaketlere sebebiyet veriyor. Ancak ABD, zorlayıcı mekanizmaların hasım ülkeler olarak algıladığı ekonomileri yıkacağını varsaymakta yanılıyor.

Yaptırımlar ve uluslararası hukukla cezalandırılmak için hedef alınan ülkeler sonunda, ABD’nin kendisini küresel alandan giderek tecrit etmesiyle ekonomik ve güvenlik blokları içinde birbirine daha da yakınlaşıyor. Bu tek taraflılığın yerini çok taraflılığa bırakmasıyla değişen küresel düzeni açıklıyor. İstikrarlı bir dünya düzeninde ikiyüzlülük ve çifte standarda yer yoktur.