Haber: Mehmet Kıvanç

Filistinlilerin evlerinden zorla çıkarılması ve Mescid-i Aksa baskını, İsrail-Filistin merkezli yeni bir çatışma dinamiğini tetiklendi. Son süreci Netanyahu’nun iktidarda kalma siyasetine bağlayanlar olsa da, köklü problemlerin çözümsüz olarak ortada durduğu da bir gerçek. Bir diğer risk; devam eden çatışmaların çok daha geniş bir alanı etki altına alma potansiyeli.

Nisan ayında Biden yönetimi, İran’la yeniden masaya oturmak için Viyana görüşmelerine onay verdi. 2015 yılındaki nükleer anlaşmaya Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) geri dönmesine en kuvvetli itiraz Tel Aviv’den geldi. İsrail güvenlik bürokrasisinin tepe yönetimi kaygılarını iletmek üzere Washington’a giderek ABD Başkanı Joe Biden’la görüştü. Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in ulusal güvenlik danışmanı olan John Hannah, 30 Nisan’da Biden’la görüşen Tel Aviv heyetini “İsrail güvenlik yetkilerinden oluşan küçük bir ordu” olarak tanımladı.

John Hannah’ın Foreign Policy’de çıkan makalesinin başlığı ise “İsrail-İran savaşında geri sayım başladı” oldu. Yazıda, İsrail’in gelecekteki güçlü İran yerinde şu an zayıflamış olan İran’la savaşmayı tercih edeceği fikri savunuldu. Yazıda, Biden yönetiminin “iyi niyetine” rağmen Orta Doğu’da savaş riskinin yükseldiği ileri sürüldü.

Gelişmeleri CRI Türk’e değerlendiren Tel Aviv merkezli Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Gilla Lindenstrauss, mevcut tırmanışın, “esas olarak İsrail Filistin sahasındaki olaylar ve süreçlerden kaynaklandığını” ifade etti. Sürecin “şiddetle biten tehlikeli bir karışımla sonuçlandığını” belirten Lindenstrauss, Netanyahu’nun son gerginlikteki payına ilişkin ise şu görüşü paylaştı:

“Bugüne kadarki olayları ele alışında hatalar yapmış olsa da açıkçası Başbakan Netanyahu’nun, bu hafta görevden alınmaya çok yakınken olayları gerginliğe dönüştürecek şekilde manipüle etmede büyük bir rolü olması pek muhtemel değil.”

Gelişmeleri CRI Türk’e değerlendiren Filistin Ulusal Konseyi Üyesi Cemal Abu Nahel ise Netanyahu’nun “beşinci seçim yolunu açmaya çalıştığı” fikrini savundu:

“Biden, Beyaz Saray’da iş başına geldikten sonra Netanyahu hükümeti, İran’la herhangi bir anlaşma olmasını önlemek için şüphesiz bir arayış içinde. Ülkede, dördüncü seçimden sonra da hükümet kurmada başarısız olan ve kendisinin olmadığı bir hükümet seçeneğini yok etmeye çalışan Netanyahu, Filistinlilere savaş açarak beşinci seçime gitmek istiyor.”

İKİ YILDA DÖRT SEÇİM

İsrail’de son iki yılda dört seçimin yapıldı. Buna rağmen ülkede hükümeti kuramayan Başbakan Netanyahu, görevi 5 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Reuven Livrin’e iade etti.

Financial Times’ta 9 Mayıs’ta “yazı kurulu” imzasıyla çıkan makalenin başlığı; “Netanyahu yolun sonunda olabilir” şeklindeydi. Yazıda alternatif hükümet arayışlarının çökmesi durumunda Netanyahu’nun İsrail’i beşinci seçime götürmek üzere hazırda bekleyeceği, değerlendirmesi yapıldı.

Netanyahu’nun İsraillileri “O’nsuz yaşayamayacaklarını ispat edecek şekilde tasarlanmış bir seçim” sürecine sokmak istediği ifade edilen yazı; “İsrailliler daha iyisini hak ediyor” cümlesiyle sona eriyor.

Filistin tarafının kaygılarını dile getiren Abu Nahel ise Trump döneminde Kudüs’ün İsrail devletinin başkenti olarak kabul etmesinin “Kudüs’ü Yahudileştirme” girişimlerini daha da tehlikeli hale getirdiğini belirtiyor.

FİLİSTİN’DE KİLİTLENEN POLİTİK SÜREÇ

İsrail’deki koalisyon belirsizliğine ek olarak Netanyahu yönetimi, Filistin’de 15 yıl aradan sonra yapılması planlanan seçimleri de engelledi. Filistin Başbakanı Mahmut Abbas, Doğu Kudüs’te oy verme işlemine izin vermeyen İsrail’i seçimlerin yapılamamasından sorumlu tutmuş, Birleşmiş Milletler’den (BM) gelen çağrılara rağmen Tel Aviv yönetimi geri atmamıştı.

Bölgede tansiyonu artıran diğer adım Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki Filistinli ailelerin Yahudi yerleşimciler tarafından evlerinden zorla çıkarılmak istenmesi oldu. Bu olayları takiben Kadir Gecesi Mescid-i Aksa’ya İsrail polisinin biber gazlı yoğun saldırısı gerginliği ileri boyuta taşıdı. Saldırılara 10 Mayıs’ta Hamas Gazze’den roket atışlarıyla karşılık verdi. İsrail Güvenlik Kabinesi’nde kara operasyonu dâhil bütün seçenekler masaya yatırıldı. Böylece Kudüs Şeyh Cerrah Mahallesi’nde Filistinlilerin zorla evlerinden çıkarılmalarıyla başlayan süreç Gazze’de askeri bir çatışmaya dönüştü.

“TÜRKİYE GERİLİMİ AZALTMAYA YARDIMCI OLMALI”

Filistin sorunun yükseldiği bu dönem aynı zamanda Orta Doğu’da diplomatik ilişkilere bir çeşit reset atılma çabalarının tam ortasında kendini gösterdi. Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini onarma yoluna girdi. Mısır’ı mayısın ilk haftası ziyaret eden Türk diplomasi heyetini çabalarını Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Riyad ziyareti takip etti. ABD ile nükleer anlaşmayı yeniden devreye sokmaya çalışan İran Suudi Arabistan’la ilişkileri yeniden düzene kurmak için bir süredir istihbarat düzeyinde temas halinde. Türkiye ile İsrail arasındaki yumuşama sinyalleri ise son gerilimle birlikte kesintiye uğrayabilir. Gallia Lindenstrauss, Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri iyileştirme isteğini ortaya koyduğu bir dönemde gerilimin yükseldiğini belirterek, Türkiye’nin tansiyonu düşürmek için de çaba göstermesi gerektiğini söyledi:

“Türkiye’nin İsrail’e yönelik söylemi çok sert olduğundan bu durum normalleşmeyi daha ileriye atacaktır. Eğer Türkiye halen İsrail’le ilişkileri tamir etmeye istekliyse sert söyleminin yanı sıra gerilimi azaltıcı girişimlere yardımcı olmaya çalışmalı.”

Bu dönemde, Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’daki diplomasi trafiğinin en önemli gündem maddeleri Yemen ve Suriye savaşlarının bitirilmesi. Bu kapsamda Suudi Arabistan’dan bir heyet kısa süre önce Şam’a gitti. Tahran ve Riyad’dan üst düzey yetkililer ise Bağdat’ta bir araya gelerek Yemen’i ele aldı. Savaşların şiddetli olduğu dönemde geniş manevra imkânı bulan Tel Aviv’de ise iç dengeler bakımından belirsizlikler mevcut. Öte yandan İsrail hem Lübnan’daki Hizbullah’ı hem de Suriye’nin güneyinde Şam’a destek veren milis gruplarını birincil derecede tehdit olarak görüyor. İsrail-Filistin hattındaki gelişmeler devam eden diplomasi süreçlerini tehlikeye atmanın yanı sıra çok daha geniş bir alanda çatışma dinamiğini harekete geçirme potansiyeli taşıyor.