Küba’da 11 Temmuz’da başlayan gösterilerin hazırlık aşamasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli bir şirketin yer aldığı ortaya çıktı. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Küba’ya ABD merkezli ProActivo Miami Incorporations şirketinin Kübalıları sokağa çağıran kampanyayı başlattığını açıkladı. Küba’da yaşananları CRI Türk’e anlatan Siyaset Bilimci Yunus Soner, bu şirketin 5 Haziran’da S.O.S Cuba etiketiyle başlayan faaliyeti organize ettiğini söyledi.

Kamil Erdoğdu ve Mehmet Kıvanç’ın hazırladığı Dünya Postası programına konuk olan Soner, Küba’da yağmalama girişimlerine karşı polisin sert müdahale ettiğini Batı basını tarafından bu durumun dünyaya “Küba göstericileri eziyor” şeklinde dünyaya aktardığını belirtti.

PROTESTOLAR CILIZ KALDI

Küba’yı birçok kez ziyaret eden Siyaset Bilimci Yunus Soner protestolara ilişkin şu tespitlerde bulundu:

“Büyük bir dalgadan söz etmek mümkün değil. Dikkatle izlediğiniz zaman ilgili videolarda genellikle birkaç yüz kişi görebiliyorsunuz. İngiliz BBC haber ajansı protestoları başlıkta ‘binlerce kişi yürüdü’ diye veriyor ancak okuduğunuzda haberin yazarı  ‘aslında çok kalabalık bir protesto olmadığı da görüldü’ diyor. Küba’nın uzun süredir yaşadığı yapısal sıkıntıları göz önünde tuttuğunuz zaman bu protestoların çok cılız kaldığını da tespit etmek gerekiyor.”

 “DEVLET BAŞKANI MEYDAN OKUDU”

Küba Devlet Başkanı Migel Diez Canel’in protestoların başladığı San Antonio de los Banios kasabasına giderek halkla doğrudan temas kurduğunu kaydeden Soner, bu hamleyi; “Bir bakıma protestolara da meydan okudu” sözleriyle değerlendirdi. Devlet Başkanı Canel bu kasabada “Biz iki sene önce Covid başladığı zaman çok zor bir döneme gireceğimizi, büyük sıkıntılarla karşılaşacağımızı açık bir şekilde ifade etmiştik” diyerek ülkenin içinde bulunduğu zorlukları açık şekilde ifade ettiği belirtti.

KÜBA’DA HALKIN SORULARI NELER?

Soner, Küba’da halkın yaşadığı sorunları ise şu şekilde özetledi:

“Küba’da son dönemlerde önemli derecelerde elektrik kesintileri yaşandı. Bazı santrallerin yedek parçalarını Küba ambargo nedeniyle uluslararası piyasada temin edemedi. Devre dışında kalan santrallerden kaynaklanan bir şekilde ciddi elektrik kesintileri yaşandı. İstanbul sıcak, diyoruz ama Küba çok çok daha sıcak ve çok daha rutubetli bir yer.

Gıda üretiminde ambargo nedenli bazı kısıtlamalar yaşandı. Yine turizm sektörünün Covid-19 nedeniyle çökmesinden dolayı döviz girdisi zayıflayınca ithal edilecek ürünlerde sıkıntı oldu. Fiyatlarda da bir artış yaşandı. Bunlar halkın hoşnutsuzluğuna neden olan şeyler. Amerika bunları kullanıyor.”

KÜBA’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİ VAR MI?

Yunus Soner, Küba’da protestolarda rejim değişikliği talebi ve boyutu olup olmadığı yönündeki soruya şu yanıtı verdi:

“Hayır, Küba’da da rejim değişikliği boyutu kesinlikle mümkün değil. Birincisi, 11 Temmuz’daki protestolardan sonra hükümet bu protestoları ABD’nin kullanmaya çalıştığını görerek halkı, devrimi ve egemenliği savunmaya çağırdı. Halk sokaklara çıktı.”

“Küba halkı bütün zorluklara rağmen devrimini ülkesini savunmaya kararlı olduğunu gösterdi.” yorumunu yapan Soner, ABD’nin Küba’daki gücüne ilişkin şunları kaydetti:

“ABD’nin Küba’nın içinde örgütlü bir gücü yok. Bir Amerikancı parti yok. Resmi faaliyet gösteren bir ‘sivil toplum kuruluşu’ yok. Bir turuncu devrim örgütleyebilecek ABD kontrolünde rejim değişikliği yapabilecek herhangi bir örgütlü güç yok. Tek tek etki ajanları denilebilecek kişiler var. Küba ordusu da vatansever devrimci çizgide.”

KÜBA’DA DÜĞMEYE ABD Mİ BASTI?

Soner, eylemlerin başlangıcına ilişkin ise şu ayrıntıları aktardı:

“5 Haziran’da Amerikalılar bir kampanya başlatıyor. Bu kampanyayı Miami’de yerleşik olan ProActivo Incorporations isimli şirket yürütüyor. Bu şirket ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından fonlanıyor. 5 Haziran’dan itibaren önce sosyal medyada bir etiket açıyor; ‘S.O.S Cuba.’ Bu ne demek? Şunu diyor:  ‘Küba yönetilemez bir haldedir. Küba batmak üzere olan bir adadır, gemidir. Bizim Küba’ya acil müdahalede bulunmamız gerekiyor’ şeklinde bir kampanya başlatıyor. ABD halkın içindeki bu hoşnutsuzluğu kışkırtan ve bunu rejim karşıtlığına yönlendirmeye çalışan bir müdahalede bulunuyor. Çeşitli provokatif eylemler de yapıyorlar.”

KÜBA ABD YÜZÜNDEN AÇILAMIYOR

2010 yılından itibaren Raul Castro’unun önderliğinde Küba ekonomisinde kısmi bir özelleştirme başlatıldı. İnternetin yaygınlaştırılması yönünde adımlar atıldı. Bu adımların daha ileri taşınmasının ABD yaptırımları nedeniyle engellendiğini vurgulayan Soner, şu noktalara dikkat çekti:

“Diğer ülkelerle geliştirmek istediği ilişkilerde ABD ambargosu çok etkili oluyor. Geçmiş yıllarda Küba İngiliz British Petroleum (BP) ile petrol üretimi konusunda müzakerelereler yürüttü. Bu ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak için çok önemli bir hamle olacaktı ama Amerikalılar müdahil oldular. British Petroleum (BP) ile görüştüler ve şirket geri çekildi.”

ABD, 11 MİLYONLUK KÜBA’DAN NE İSTİYOR?

Latin Amerika’da ABD’ye direnmek isteyenlerin ilk başvurduğu adresin Küba olduğunu belirten Soner, sözlerini şu şekilde noktaladı:

“Küba 11 milyonluk bir ada çok önemli bir ham maddesi yok. Büyük bir ekonomik gücü temsil etmiyor. Neden önemli bu ülke? Çünkü bu ülke bir sembol. Bu ülke ABD’ye kafa tutmanın, ABD’nin askeri müdahalelerini başarıyla yenmenin, ABD kontrolü dışında diplomatik ilişki kurmanın ve yürütmenin bir sembolü. Küba bir bakıma Latin Amerika’nın bağımsızlığının şahı olarak görülüyor. ABD bu sembolü yıkmak istiyorlar. Latin Amerika ülkeleri de bu sembolün niteliğinin farkında onlar da Küba’yı ilerici bir kale olarak savunmak istiyor.”