CGTN / William Jones

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile yaptığı iki saatlik telefon görüşmesinin ardından, birincil sorumluluğu ülke ekonomisi olan bir grup önemli senatörle görüştü ve onlara Birleşik Devletler için büyük bir altyapıyı finanse etme ihtiyacı konusunda çağrıda bulundu.

Çin’in altyapının geliştirilmesinde kaydettiği hızlı ilerlemeden bahseden Biden, senatörlere şunları söyledi; “Milyarlarca dolar yatırım yapıyorlar, ulaşım, çevre ve daha pek çok şeyle ilgili bir dizi konuyu ele alıyorlar. Bu yüzden bizim hızlanmamız lazım. Kilit komite olan bu kişilerle nasıl başlayacağımız hakkında konuşacağım. Yapmamız gerektiğini düşündüğüm şeyleri ortaya koydum.”

Şimdi bu yeni bir keşif değil. Başkan Trump, 2016 kampanyası sırasında bir altyapı programını da lanse etmişti ve bu ona Amerikalıların ezici desteğini kazandıran önlemlerden biriydi. Trump’ın ancak bunun devlet tarafından finanse edilmesinden ziyade özel teşebbüsün birincil girişimi olduğu konusundaki ısrarı, projeyi belirsizlik içinde tuttu ve Kongre’nin Trump ile uzlaşma havasında olmadığı gerçeği göz önüne alındığında, Kongre ile Beyaz Saray arasında bir nebze bile olsa finansman için müzakereler hiçbir yere gitmedi.

Biden, böyle bir programı uygularken farklı sorunlarla karşılaşacaktır. Bunu ayrıca Kongre finansmanı yoluyla yapması gerekiyor. Cumhuriyetçilerden ve muhtemelen altyapı finansmanından ziyade çok büyük bütçe açığını kapatmakla ilgilenen bazı Demokratlardan olağan itirazlar gelecek.

İkincil bir sorun, Demokrat Parti’nin ana motifi haline gelen “Yeşil Yeni Düzen” yandaşlarının endişeleri olacaktır. Artık etkili bir “yeşil” ulaşım programı geliştirilebilir. Çin bunu genel olarak yapmıştır, ancak fosil yakıtların kullanımını azaltacaksanız gerçekçi bir alternatife sahip olmalısınız.

BIDEN’DAN ALTYAPI FİNANSE ETME ÇAĞRISI

Ekonomist Lyndon LaRouche tarafından yıllar önce ortaya atılan, fakat şimdi politika yapıcılar arasında çok daha geniş bir anlayış kazanmış olan “enerji akışı yoğunluğu” kavramına uygun olarak, büyüyen bir ekonomi daha azdan daha fazla “enerji yoğuna” olan enerji kaynaklarından hareket etmek zorundadır. Rüzgâr ve güneş enerjisi iyidir, ancak örneğin nükleer enerji ile aynı etkiyi taşımaz. Bir kömür santraline karşılık güneş panelleri inşa etmeniz için kaç dönümlük bir araziye ihtiyacınız vardır? Bunları bir çölde inşa etmek fena bir fikir değil, ancak büyük şehirlerde elektrik üretmek için bunlara güvenmek, güneş çıkmadığında ara sıra meydana gelen “elektrik kesintileri” tehlikesine işaret ediyor.

Öte yandan Çin’in böyle bir sorunu yok. Güneş panelleri ve yel değirmenleri inşa ederken, aynı zamanda nükleer enerjiye de büyük yatırımlar yapıyorlar ve nükleer füzyon geliştirmek için fazla mesai harcıyorlar. Biden muhtemelen bu seçeneğe sahip değil. ABD artık nükleer santraller inşa etmiyor. Princeton’daki tek büyük füzyon araştırma programı büyük ölçüde naftalinlendi. Aslında, Birleşik Devletler büyük ölçüde “yeşil hareket” in baskısı altında nükleer santrallerinin çoğunu söküyor.

Başkan elbette rotayı değiştirebilir ve nükleer santraller inşa etmeye başlayabilir, ancak kendi partisinden gelen büyük rüzgârlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır. ABD’deki “yeşil hareketin” kökleri, 1970’lerde aşırı derecede nükleer karşıtı olan “sıfır büyüme hareketine” dayanır. Dolayısıyla, bir nükleer program başlatmayı başarmak için başkanın kendi safları içinde büyük bir mücadeleye girişmesi gerekecek. Kömür, petrol ve gaza bağımlılığı azaltırken yüksek seviyede enerji üretimini sürdürmek için uygun alternatifler olmadan, böyle bir “yeşil politika” ABD ekonomisi için daha ölümcül olacaktır.

Bu muhtemelen Biden’ın Çin’in altyapı programına baktığının olumlu bir işareti. Biden, Trump yönetimi için zayıf nokta olan Çin’in başarılı kalkınma stratejisini “alaşağı etmeye” yönelik ahmakça düşünceden kaçınırsa, bazı yararlı dersler alabilir. Önemli ders, çevresel nedenlerle herhangi bir enerji üretiminin sonlandırılması, onu değiştirmek için eşit veya daha etkili bir enerji kaynağı ile birleştirilmesi gerektiğidir. Aksi takdirde bunun bedeli, enerji üretimindeki genel bir azalma ve Amerikan halkı için artan bir ölüm oranı olacaktır.