Global Times / Sun Chenghao

Joe Biden göreve geldiğinden beri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dış politikasında önemli düzenlemeler yapıldı. Görünüşe göre aşina olduğumuz Washington dünya sahnesine geri döndü. Biden yönetiminin diplomatik düşüncesi, hiçbir şekilde Barack Obama’nın başkanlığı sırasındaki durumuna geri dönmese bile, yine de son iki ABD başkanının politika mirasının bir karışımıdır.

Bu, Washington’un Beijing ve Moskova’ya yönelik politikalarına açıkça yansıtılıyor. ABD’nin Soğuk Savaş zihniyeti zayıflamadı, bunun yerine Biden’ın ABD müttefiklerini birleştirme ve değer odaklı diplomasi inşa etme sloganı altında güçlenmeye devam ediyor. Washington başka bir ciddi stratejik hata yapıyor.

Politika düzeyinde, Biden yönetimi Çin ve Rusya’yı baskı altına almayı bırakmadı. Bu, yalnızca iki ülkeye ABD ile ilgili konularda ihtiyaçları koordine etmek için daha fazla ortak zemin sağlayacaktır.

ABD hükümeti, Çin açısından genel stratejisini ve politika çerçevesini kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor. Çin’i açıkça “en ciddi rakip” olarak konumlandırdı ve yükselişini yönetmeyi kendisi için en büyük jeopolitik zorluk haline getirdi. Washington, Beijing ile “sorunsuz rekabet” arayışında olduğunu ve kendisini ve sözde ahlaki liderliğini güçlendirerek avantajlar elde ettiğini iddia ediyor. 21. yüzyılda dünya manzarasını tanımlayacak stratejik rekabeti kazanmayı umuyor.

Biden yönetimi, Moskova’dan gelecek hamleleri güvenlik tehditleri ve zorlukları olarak görmeye devam ediyor. ABD-Rusya ilişkilerini kısa vadede sıfırlama niyeti yok. Rusya’yı ABD seçimlerine müdahale etmekle suçladı. Aynı zamanda Navalnıy olayını, Rusya’ya Avrupa ile ortaklaşa yaptırımlar uygulamak için bir neden olarak kullanıyor. İki ülke arasındaki ilişkiler yeni bir dibe vurdu.

ABD stratejik topluluğundan bazıları, Donald Trump’ın başkanlığı sırasında Washington’ın Moskova ile ilişkilerini rahatlatması gerektiğini öne sürdü. Hatta bazıları Washington’ın Beijing ile yüzleşmek için Moskova’yı kendi tarafına çekmesi gerektiği fikrini ileri sürdü. Ancak Biden yönetimi, her iki ülke ile aynı anda çatışma yolunu tutuyor. Bu tam olarak Washington’ın mevcut durumda stratejik hatalarını düzeltme yeteneğini kaybettiğini göstermektedir.

ABD YALNIZCA REKABET YOLUYLA LİDERLİK KONUMUNU YENİDEN KAZANABİLİR

Bir yandan, Biden yönetimi dünyadaki ABD gücünün görece düşüşünün gerçekliğini kabul ediyor. Barış ve kalkınmanın artık ana akım uluslararası durum olmadığına inanıyor; ABD yalnızca rekabet yoluyla liderlik konumunu yeniden kazanabilir. Avrupa, müttefiklerinden biri olduğu için Washington’ın gözünde Çin ve Rusya doğal olarak en güçlü rakipler haline geldi.

Bununla birlikte, Biden yönetimi rekabet yolunu ayarladı. Washington, Trump’ın yaptığı gibi kaba gücü kullanmak veya tek başına savaşmak yerine, Batı uzlaşısını inşa etmek için değer odaklı diplomasiyi vurguluyor. Böylelikle ABD, bu blok benzeri yüzleşmenin kendisine hakim bir konum kazanacağını umarak ittifak sistemi aracılığıyla rekabetin baskısını azaltıyor.

Öte yandan diplomasi, iç politikanın uzantısıdır. ABD iç siyaseti, dış politikalarının şekillenmesinde giderek daha önemli bir faktör haline geliyor. ABD, iktidarın geçişi tamamlanmasına rağmen, “Trumpizm” den “Bidenizm” e geçmedi. Trump’ı destekleyen güçler hala var. Dahası, yeni yönetimin Çin ve Rusya politikası büyük ölçüde ABD’nin iç politikasıyla sınırlı.

2022 ara seçimine (hatta 2024 başkanlık seçimine) kadar, dış politika Biden ve Demokrat Parti’nin daha fazla oy alması için bir artı olamaz. Amerikan halkı, hükümetin ülkeyi salgından çıkarıp ekonomiyi canlandırıp canlandırmayacağına daha çok önem veriyor. ABD’nin siyasi kutuplaşmasının yoğunlaştığı bir zamanda, Biden Cumhuriyetçilerle taviz vermeyecektir. Bu durumda, dış politikaya yol vermesi ve Çin ve Rusya ile ilişkilerinde daha sert bir yaklaşım seçmesi yönünde itici güç olabilir.

Dolayısıyla Biden yönetimi Çin ve Rusya’yı “stratejik rakipler” olarak yaftalamaya devam ettikçe, ancak somut gündemlerdeki rekabet araçlarına uyum sağlayabiliyor. İç işlerinde Cumhuriyetçilerin desteği ve işbirliği karşılığında meseleleri yönetmelidir. ABD, uzun vadeli etkilerden bağımsız olarak yalnızca kısa vadeli kazançları gözlüyor. Ancak Soğuk Savaş benzeri bir çatışmacı zihniyete girmeye devam ederse, bu büyük bir hata olacak. Bu, ABD’nin yol haritasında stratejik hatalar yapmasına oldukça yol açabilir.