CGTN / M. Alam Brohi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin’in siyasi, ekonomik ve stratejik egemenliğini kontrol altına almak için politikalar planlıyor. Bu kontrol altına alma, ABD’nin gelecek yıllarda dış ve iç politikasının merkezi dayanağı olacak gibi görünüyor.  İki ülke arasındaki bu rekabet ve karşı karşıya gelme, yeni bir Soğuk Savaş dışında olsa bile, birçok bölge ülkesini diken üstünde tutacak. ABD hükümeti, dünya meselelerini yönetme kapasitesinin zayıf olmasından kaynaklı Çin takıntılı politikalarında içeride ve uluslararası alanda kapana sıkışmış durumda. 

ABD’nin, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana çok uzak topraklardaki askeri seferlere pervasızca dâhil olması sayısız ölümle ve doların harcanmasıyla sonuçlandı. Aynı zamanda bu bölgeleri tam bir küçük düşürme hali içinde bıraktı ve güvenilir dünya lideri görüntüsüne zarar verdi. ABD’nin, Latin Amerika’dan Afrika’ya ve Orta Doğu’dan Güneydoğu Asya’ya kadar uzanan bölgelerdeki doğrudan askeri müdahaleleri ve vekâlet savaşları siyasi anarşi, kolay kontrol edilemeyen düşmanlıklar, saldırganlık ve terörizm dâhil olmak üzere acı miraslar bıraktı. 

Bu arada son kırk yılda Çin, ulusal planında yer alan barış, istikrar, iyi komşuluk ve ekonomik kalkınmayla uyumlu biçimde bölgesel ve küresel seviyede kendi siyasi, ekonomik ve stratejik konumunu güçlendirmekle meşguldü. Ancak bölgesel bir devletin ekonomik ve askeri yükselişi, siyasi ve stratejik bakımdan dünya egemenliği için bir tehdit olarak görülüyor. ABD hükümeti de Çin’i bu şekilde algılıyor. 

ÇİN DÜNYANIN İKİNCİ BÜYÜK EKONOMİSİ

Çin ekonomik potansiyelini geliştirmeye, diğer ülkelerle olan siyasi, ideolojik ve toprak meselelerini ikinci plana atmaya ve uluslararası ilişkilerde siyasi sabır ile itidalli davranma politikası benimsemeye odaklandı. Bu politika eski Çin Cumhurbaşkanı Deng Xiaoping’in 1978 yılında başlattığı ekonomik reformlar ve birbirini izleyen liderlerin yönetiminde daha fazla liberal ekonomi planlarının sürmesinden kaynaklandı. Yaklaşık on yıl içinde dünya bu odaklanmış ekonomik kalkınmanın getirilerine görgü tanıklığı etmeye başladı. Çin, 2010 yılında cari fiyatlarla Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) bakımından dünyanın ikinci büyük ekonomisi oldu ve zaten 2020 yılında satın alma gücü paritesi açısından ABD’yi geride bıraktı. 

Ekonomik gelişmesinin ardından Çin, Doğu Asya ülkelerinin en büyük ticaret ortağı haline geldi ve Avustralya, Singapur, Güney Kore, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ve diğerleriyle serbest ticaret anlaşmaları dâhil olmak üzere bölgesel ekonomik anlaşmalar imzaladı. Çin’in Afrika ve Latin Amerika ile de ticareti ilerledi, 2000 yılında bu bölgelerle 10 milyar dolar civarında olan ticaret hacmi, 2014 yılında 220 milyar dolar seviyesine ulaştı. Çin’in, 2000 ve 2014 yılları arasında Afrika’ya sağladığı finansman, ABD’nin 106,7 milyar dolarlık finansmanını geride bırakarak 122 milyar doları buldu. Geçen birkaç yıl Çin’in refahını diğer ülkelerle paylaşmak için kurumsal altyapısını inşa ettiğine tanıklık etti. Çin, 2014 yılında diğer BRICS ülkelerinin iş birliğiyle 100 milyar dolarlık Yeni Kalkınma Bankası’nı kurdu ve takip eden yıl 103 ülkenin katılımıyla 100 milyar dolarlık Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı kurdu.

Çin, 2015 yılında Asya, Afrika ve Avrupa’da 60’ın üzerinde ülkeyi birbirine bağlamayı amaçlayan Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni başlattı. Kuşak Yol İnisiyatifi, ticari malların sevkiyatına olanak sağlamak için kara taşımacılığı ve limanlar için birbirine bağlı kara yolları ve demir yollarının geliştirilmesini planlıyor. Kuşak Yol İnisiyatifi ayrıca, bölgesel iletişim, tarımsal altyapı ve doğal kaynaklarda finansal yardım ve yatırım sözü veriyor. 

ABD ÇIKARLARI İÇİN DEVLET GÜCÜNÜ KULLANMAKTAN KAÇINMAZ

Bu bağlamda Batı, Çin’i komşu ülkeleri sindirmek için yumuşak ve sert gücünü kullanmakla suçluyor. İlginç bir şekilde, ABD ve diğer Batılı devletler süper güç statüsüne ulaşmak için aynı taktiği takip ettiler. Örneğin, ABD kendisini Latin Amerika’da merkezi ekonomik oyuncu olarak kabul ettirmek için bütün devlet gücüne başvurdu, Amerikan bankaları aracılığıyla güçlü bir araç olarak finansmanı kullandı ve sonunda bölgede tarım, meyve, maden, şeker ve tütünde ticareti kontrol etti. 

ABD aynı zamanda, aralarında Dünya Bankası, Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı ve İhracat-İthalat Bankası’nın da bulunduğu bir dizi kalkınma kuruluşu oluşturdu ve bunların hepsi ABD’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarını ilerletti. 20. yüzyıl ABD’nin, Orta Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde siyasi ve askeri müdahalelerine tanıklık etti. Sık sık askeri baskınlar ve şiddetli rejim değişiklikleri meydana geldi. Sadece Washington’a boyun eğen hükümetler iktidarda kalabilir. Özellikle 1962 yılında Küba’yı, 1965 yılında Dominik Cumhuriyeti’ni ablukaya aldı, 1980 yılında Nikaragua limanlarını mayınladı ve 1983 yılında Grenada ve 1989 yılında Panama’yı işgal etti. ABD ayrıca Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’yi zayıflatmak için finansal baskı ve Sandinista hükümetini devirmek için Nikaragua’ya ambargo uyguladı. Kongo, Angola, Sudan, Somali, Liberya, Sierra Leone, Kamboçya, Vietnam, Kuzey Kore, Güney Kore, Libya, Suriye, Irak, İran ve Afganistan ABD’nin açık ve gizli askeri müdahalelerinin kurbanları listesine eklenebilir. 

Çin on yıllardır savaşmıyor. Ve diğer ülkelere yönelik herhangi bir tehdit oluşturmaksızın alçakgönüllü bir şekilde kendi politikalarını izliyor. Çin, hâlihazırda ana hatlarıyla belirlenmiş stratejik duyarlılıklarına meydan okunmadığı sürece gelecekte de bunu yapmaya eksiksiz biçimde devam edecektir.