Global Times / Mu Lu

Huawei’in Mali İşler Direktörü (CFO) Meng Wanzhou, Kanada, Vancovuer’da salı günü, British Columbia Yüksek Mahkemesi’nden güvenlik ekibiyle birlikte ayrıldı. Kanadalı bir polis memuru, Meng’in son sınır dışı mahkemesinde tanıklık yapmayı reddetti ki bu daha fazla şüphe yarattı ve Çin Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü davanın özünün daha fazla açık hale geldiğine işaret etti- siyaset.

“İnsanları ailelerinden koparmak ve onları pazarlık kozu olarak kullanmak hem yasa dışı hem de ahlak dışıdır.”

Bu gerçekten de fazla bir şey. Ama bunu Kanada Dışişleri Bakanı Marc Garneau’nun ağzından duymak sadece gülünç. Huawei yöneticisi Meng Wanzhou’nun şoke edici biçimde yasa dışı tutuklanmasından sorumlu bir ülke olarak, Kanada pazartesi günü sözde Devletler Arası İlişkilerde Keyfi Tutuklamalara Karşı Deklarasyonu açıkladı. Ottowa 58 ülkelik bir girişimle, ne kadar utanmaz olduğunu göstererek, dünyayı şaşkına çevirdi. Bir ülke, adalet bayrağını sallarken aynı zamanda ahlaki kriterlerinin sınırlarını en dibine kadar zorlayarak, çifte standarda bu kadar çok nasıl batabilir?

Çin Dışişleri Bakanlığı Kuzey Amerika ve Okyanus İşleri Bölümü Genel Müdürü Lu Kang, 3 Eylül 2020’de Kanada’nın The Globe and Mail gazetesine verdiği özel demeçte, “Amerika Birleşik Devletleri (ABD)… onlarca başka ülkeden Meng Wanzhou’yu tutuklamalarını istedi, ama hiçbiri bu saçma fikre uymadı, ta ki Madam Meng Kanada’ya girene kadar” dedi. Lu “Neden Kanada bu isteğe uyan tek ülke oldu?” diye sordu.

WASHINGTON’IN ÇİN KARŞITI KAMPANYASI

Diğer ülkelerin açıkça ABD’nin isteğinin ne kadar anlamsız ve tehlikeli olduğunu anladıkları açık. Ama, Ottowa, Washington’ın Çin karşıtı kampanyasını körü körüne izleyerek, büyük ülkeler arasındaki jeopolitik rekabette yeni bir yol açtı. Kanada hükümeti aslında bütün dünyadaki iş insanlarını jeopolitik oyunların riski altına soktu.

Pandora’nın kutusu böylece açıldı. Fakat Ottowa kendi yanlışları hakkında bir kez olsun tekrar düşünmedi. Aksine, Meng davası ile ilgili olarak daha da fazla yanlış yönde gitmeye devam etti. Şimdi, daha da ikiyüzlüce, Ottowa adalet peşinde gibi görünün ama aslında Çin’i kışkırtmak için başka bir beceriksiz bir numara olan bir girişimi başlattı.

Kanada’nın bu deklarasyonun yayınlanmasında öncülük yapması gerçeği suçunun gerektirdiği bir tazminat gibi görülmelidir.

Batı medyası bu girişimi “bağlayıcı olmayan bir deklarasyon” olarak gördü ve Kanada’nın öncülük ettiği çoğunluğu Batılı bir grup ülkenin oluşturduğu, Çin’e işaret eden, başka bir “koalisyon” olarak gördü.

Bazı Batılı ülkelerin yeterince çifte standartlı hareketine tanık olduğumuza inansak da, insanlığın geleceği olduğunu iddia eden Batı, “utanmaz olmanın” tanımını yenileyerek sürekli bizi şaşırtıyor. Batı, tekrarlanan modası geçmiş numaralarla, insanlığın en temel vicdanına meydan okuyor. Batı ne zaman dünyayı kandırmaya ne zaman son verecek?

BATI’NIN TEKRARLANAN MODASI GEÇMİŞ NUMARALARI

Eğer Kanada hükümeti gerçekten yabancıların jeopolitik nedenlerle tutuklanmalarına karşıysa, “deklarasyonda” ilan ettiği gibi hareket edecekse, Ottowa Meng’i iki yıldan uzun bir süre önce yasa dışı olarak tutuklayarak ABD’nin piyon olmayı reddetmeliydi. Ve şimdi Meng davasını Çin’i zorlamak için bir pazarlık kozu olarak kullanmaya son vermelidir.

Her şeyden öte, Kanada’nın  “mikrofon diplomasisi” oynama girişimi, her zaman olduğu gibi başarısızlıkla sonuçlanacak. Bu tür hareketler sadece Kanada’nın gerçek aşağılık doğasını ve Batı’nın sıra kendi sahte imgesini korumaya gelince ne kadar utanmaz olabileceğini daha fazla açığa çıkarır.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, pazartesi düzenlediği bir video basın toplantısında, “İnsanlar pazarlık kartı değildir. Bu insan hakları ve hukukun üstünlüğü sorunudur. Her ikisini de birlikte savunacağız.” dedi.

Yine, insan haklarından bahsedildi; yine hukukun üstünlüğünden bahsedildi. Ama hangi tür bir hukukun üstün olduğu ülke sürekli olarak masum bir iş kadınının hakkı olan ve uzun zaman önce verilmesi gereken adaleti elde etmesini engeller?

Ve ne tür bir ülke insan haklarından bahsedip dururken sürekli olarak kendi kampının dışındaki insanların, hatta kendi azınlıklarının temel insan haklarını ihlal eder? Bütün bu Batılı ülkelerin aynaya iyi bir bakmaları gerekiyor; bu kadar çok yalan söyledikten sonra, kim olduklarını hâlâ tanıyabilecekler mi?