Global Times

Eski Avustralya Başbakanı Kevin Rudd tutumunu değiştirdi mi? BBC’ye göre, Rudd, geçen hafta cuma günü verdiği röportajda ülkelerin, Çin’in büyüyen ekonomik ve jeopolitik baskısına karşı birleşmesi gerektiğini ya da Beijing yönetimin tarafından seçip ayrılma ve cezalandırma riskiyle karşılaşacağını söyledi. Mevcut Avustralya hükümetinin Çin politikasını da eleştiren Rudd, hükümetin, “zaman zaman ölçülü, ancak diğer zamanlar açıkçası etkili söylemleri ve keskin ifadeleri olduğunu” belirtti. Bununla birlikte Rudd’un açıklamaları halen şahin gibi görünüyor ve Çin halkının onu, Çin’i anlayan ve dostça davranan bir siyasetçi olarak gören önceki izlenimine ters düşüyor. 

Rudd’un değişen tutumu münferit bir durum değil. Bir süredir, Batı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Asya-Pasifik bölgesindeki müttefiklerinden bazılarının Çin’e karşı tavrını resmi olarak ya da değil değiştirdiğine tanıklık ediyoruz. Örneğin, Avrupa Birliği (AB) 30 yıldan fazla bir süreden sonra ilk kez Çin’e karşı yaptırımlar başlattı. Japonya ve Güney Kore, daha önce hiç olmadığı gibi ABD ile ortak açıklamalarında Taiwan sorunundan bahsettiler. Fransız savaş gemileri, ABD ve Japonya ile sembolik ortak askeri tatbikatlara katılmak için Doğu Çin Denizi’ne geldiler. Almanya ve diğer ülkeler, Çin teknoloji şirketi Huawei’ye karşı daha sert tutum takındılar. Liste böyle devam ediyor.  Ancak bu adımlar bize bir şeyler anlatıyor ve incelememize ve strateji belirlememize olanak sağlıyor.

Rudd’a dönecek olursak, her şeyden önce onun tutum değişikliğini nasıl yorumlamamız gerekiyor? Bir şekilde Çin’e “ihanet ettiği” anlamına mı geliyor? Onun hiçbir zaman gerçekten Çin’in tarafında yer almadığına dikkat çekmek gerekiyor. Rudd, davranışları ile eylemleri kendi ve partisinin çıkarlarına hizmet eden bir siyasetçidir. Batı ülkelerinin siyasi sistemi, örneğin, ABD ve Avustralya’da, bu çıkarların ilerlemesinde en büyük rolü oynuyor.

Yine de Beijing ile karşılıklı çıkar iş birliğini geliştirmek ve ilgili siyasi ortamı korumak Canberra yönetiminin çıkarınadır. Bununla birlikte Avustralya’nın muhafazakâr hükümeti, Çin’e karşı çıkmak için tamamen ABD’den yana eğilmiştir. Bu ülkede bazı anlaşmazlıklara yol açtı. Bu yüzden, Rudd’un Çin’e yönelik rasyonel açıklamalar da bulunmasının sebebi bu olabilir.

Ancak Rudd, BBC ile röportajında söyledikleriyle iki işaret gönderdi. Bunlardan ilki, Avustralya’nın kışkırtmalarına karşı Çin’in karşılık vermesi konusunda gitgide daha fazla rahatsız olmasıdır. İkincisi ise Batı’nın ABD öncülüğünde Çin karşıtı kampanyası o kadar büyük etki yarattı ki, Batı’nın ideolojisinde “siyasi doğruluk” ortaya çıktı. Rudd, kendisi ve Avustralya İşçi Partisi arasında bir siyasi denge yaratmak için bu iki düşünce ve eğilim ihtiyacını karşılıyor. 

Batı’da dostlar edinmemiz gerektiğini anlamamıza ihtiyaç var, ancak Çin haksız biçimde baskı altına alındığı zaman onlardan adalet çağrısı yapmak için genel ortama karşı olmalarını beklememeliyiz. Birçok Batılı insan ve çevre, bu tür “siyasi doğruluğa” razı olacaktır.

Ne olursa olsun, çoğu Batı ülkesinin, siyasi güçlerin, şirketlerin ve etkili şahsiyetlerin geleneksel anlamda bir “düşman” olmayacağına güvenmeye ihtiyacımız var. Son derece düşmanca tavırdaki Çin karşıtı güçlerin Batılı nüfusun sadece küçük bir yüzdesi olduğunun farkına varmalıyız. Ülkelerin çoğu, güçler ve hatta bireyler bir taraftan diğer tarafa geçiyorlar; bazen bize baskı yapmak için ABD’nin adımlarını takip ediyorlar, bazen Çin’in yararına olacak şekilde konuşuyor ve bağımsız hareket ediyorlar. 

BATI’NIN ÇİN’E YÖNELİK TAVRI KADEMELİ OLARAK DEĞİŞECEK

Kısa vadede, Washington’ın Çin’e yönelik baskısı daha da güçlendiğinde ve Batı’nın ideolojik Çin karşıtı cephesi oluştuğunda, bu örneği göreceğiz; daha fazla Batılı ülke ve güç ABD’ye yönelik tavrını değiştirecekler. Uzun vadede Çin’in gücü büyümeye devam ederse ve Washington’ın Çin karşıtı cephe oluşturma girişimini yok etme stratejimiz isabetli ve etkili olursa, o zaman Batı’nın Çin’e yönelik tavrı kademeli olarak bizim lehimize değişecektir.

Kimin bizim düşmanımız ve kimin bizim dostumuz olduğunu belirlemeye çalışmamalıyız. Böyle bir ayrımcılık yapmak, bugünkü Çin toplumunun düşündüğü gibi olmamalıdır. Dünyanın en büyük tarafından güçlü biçimde baskı altına alınan ikinci büyük güç olarak Çin’in, güçlü bir iradeye ve güçlü bir yüreğe ihtiyacı bulunmaktadır. Bizim birkaç gerçek “ölümcül düşmanımız” var. Dünyadaki güçlerin birçoğu, bizim dostumuz ve ortağımız olmayı istiyor, çünkü bunu yapmak onların çıkarınadır. Ancak onların çoğunun Washington’ın baskısını dengelemesi ve bu ülkeye olan siyasi, güvenlik ve ekonomik bağımlılıklarına göre ödünler vermesi gerekiyor. 

Ne Çin ne de ABD, Washington’ın müttefiklerinin ikisi arasında seçim yapması için yeteri kadar cesur değiller. Fakat Washington, en fazla desteği vermesi için bu ülkelere baskı yapmada farklı araçları kullanacak ve hatta belli bir noktada onlardan tarafını seçmesi talebinde bulunacak. Buna karşın Beijing nispeten çok az pazarlık kozuna sahiptir. Bu yüzden kısa vadede pasif konumda kalmak kaçınılmazdır. 

Şu anda bazı ülkeleri ve güçleri, sadece Xinjiang, Hong Kong, Taiwan ve Güney Çin Denizi gibi konularda seslerini yükseltmek adına Washington’ı takip ettikleri için ezbere hareket edemeyiz ve ABD ile eşit tutamayız. Diğer taraftan, bu ülkeler üzerindeki etkimizi kullanarak karşı koymalıyız. Diğer ülkelerin ve güçlerin, ABD’nin yaptığı gibi Çin’in çıkarlarına zarar vermesine izin vermemeliyiz. Bu ülkeleri, bizimle olan uzun vadeli ilişkilerini korumak amacıyla Washington’ın mantıksız baskısına direnişlerini yükseltmek için motive etmeliyiz. 

Bu oynamak için zor bir oyun ve akıl gerektiriyor. Rudd, Çin karşıtı kulübü savunarak ABD’yi memnun etmeye çalıştı ve bu elbette, Çin halkının keyfini kaçırdı. Bu ayrıca onun Çin’deki görünüşünü lekeledi. Rudd, bunu yaparak biraz ABD’nin teveccühünü kazanabilir, ancak bazı Çin kuruluşları ve grupların ona yönelik güveni ve olumlu izlenimi de zayıflatacaktır. 

Bununla birlikte, bizim onunla ilişkimizi açıkça dost ya da düşman olarak tanımlamamamıza gerek yoktur. Belirli bir esneklik türünü sürdürmemiz ve bu tür esneklikte mantık konusunda net olmamız gerekiyor yani Rudd’un, ona karşı olan tavrımızdaki olumsuz duyguların farkını kavramasına izin vermeliyiz.