Son günlerde garip bir oyun oynanıyor. En büyük aldatmacalar, en süslü kelimelerle yapılıyor. Tüm dünyanın pozitif çağrışımlarla bildiği ve hiç kimsenin karşı çıkmak istemeyeceği kavramlar manipüle ediliyor; kamuoyu, siyasi çıkarlar uğruna kandırılıyor.

Birileri Uygur Mahkemesi diye bir sözde mahkeme kurduğunu söylüyor, insanların hisleriyle oynayıp iyi niyetlerini suiistimal ederek dünyayı peşlerine takacağını zannediyor. 

Önce bu oluşumun mimarlarından bahsetmekte fayda var: Sözde mahkeme, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) fonlarıyla desteklenen Dünya Uygur Kongresi’nin isteğiyle İngiltere’de kuruldu. Mahkemenin kurucusu Geoffrey Nice, Batı kamuoyunda Çin karşıtı bir imaj yaratmaya çalışıyor. Yakın dönemde Hong Kong’daki olaylarda da ayrılıkçılara verdiği destekle hatırlanan Nice, orada da yine insan hakları kisvesi altında kaos yaratma peşindeydi.

Xinjiang makamları da hiçbir ciddiyeti ve itibarı bulunmayan insan hakları gruplarının bazı Batılı güçleri arkalarına alarak Eylül 2020’de kurdukları sözde Uygur Mahkemesi’ni Xinjiang ile ilgili eski yalanların tekrarlanacağı bir platform olarak görüyor.

Xinjiang yerel hükümeti sözcüsü Elijan Anayt, 25 Mayıs’ta düzenlenen basın toplantısında, Uygur Mahkemesi’nin ne ciddi ne de yetki sahibi bir yapı sayılabileceğini söyledi.

Xinjianglı yetkililer için sözde mahkemede “rol alacak oyuncular” da sürpriz olmayacak. Xinjiang yerel hükümeti, 25 Mayıs günü düzenlenen basın toplantısında da güya kendi hikâyelerini anlatan kişilerin ipliklerini pazara çıkarmıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin, geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, “Bu tür bir ‘mahkeme’ ne yasaldır ne de güvenilir. Bu, birkaç kişi tarafından uydurulan bir başka Çin karşıtı siyasi saçmalıktan ibaret. Mahkeme adı altında Çin karşıtı siyasi manipülasyon yapma ve kamuoyunu manipüle etmeyi amaçlıyor. Bu hukuka da başlı başlına bir hakaret.” ifadelerini kullandı.

Sözde mahkemenin hukuki bir dayanağı da gücü de olmadığı kesin. Tabii bir de işin ekonomik yönü var.

“Uygur Mahkemesi” adlı yapı, kendi internet sitesinde yer alan bilgilere göre İngiltere’deki özel bir şirket. En büyük destekçisi Dünya Uygur Kongresi’nden 235 bin sterlin (333 bin 700 dolar) tutarında destek alan Uygur Mahkemesi’nin bağış toplamak için şubat ila mayıs arasında yaptığı kampanyaya ise sadece 7 bin sterlin destek gelmiş. Bu, söz konusu girişimin arkasında herhangi bir kamuoyu desteği olmadığının da işareti.

Kısaca “mahkeme” adını kötüye kullanarak müspet ve güçlü bir algı yaratılmaya çalışıldığı, ancak tüm bu tiyatronun esasen hukukun h’si ile ilgisinin olmadığı aşikâr.

Demokrasi mi dediniz? Hangi demokrasi?

Şimdi de gelelim, bu girişimin ardındaki esas güce… Grayzone internet sitesine göre, söz konusu mahkemenin arkasındaki Dünya Uygur Kongresi, kuruluşundan bu yana Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) tarafından destekleniyor.

NED’in ne olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Dünya kamuoyu, sözde demokrasi destekçisi bu yapıyı, renkli devrimlerin sponsoru olarak tanıyor. NED’in raporlarında hangi ülke anılsa, o ülkede kaos çıkarılmaya çalışıldığı, dünya üzerinde nerede bir kaos yaşansa arkasında NED’in parmağının olduğu görülür.

Demokrasiyi desteklemek iddiasıyla sivil toplum kuruluşlarına fon sağlayan NED’in, ABD’nin rejim değişikliği ve kaos yaratmayı istediği ülkeleri hedeflediği bir sır değil.

Demokrasiden de, demokrasinin tartışılmasından da kimsenin bir rahatsızlığı yok. Ancak, Washington’dan biri “demokrasi” kelimesini zikrettiğinde şunu sormak gerekiyor: “Sizin için mi, bizim için mi?”

Bu yüzden ABD’liler demokrasiden ve başka ülkelere “demokrasi götürmek”ten bahsedince herkesin tüyleri ürperiyor.

ABD, 2001’de Afganistan’ı işgal ederken, ülkeye demokrasi götürüp Taliban ile mücadele edecekti. Bugün baktığımızda ülke harabeye dönmüş, Taliban yükselişe geçmişken ABD ordusu çekilmeye çalışıyor.

ABD, 2003’te Irak’ı işgal ederken de ülkeye demokrasi götüreceğini söylüyordu. Bugün gelinen noktada, mezhepler arasında bölünmüş ve hâlâ istikrarını sağlayamamış bir ülke görüyoruz.

Bir dönem dünyayı saran renkli devrimlerde de dünya hep ABD’nin sözde demokrasi naralarını dinledi.

Venezuela’da 2019 yılında yaşanan kaos esnasında da muhaliflere destek veren dönemin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo “demokrasi götüreceğiz” demiş, yine tüm dünyayı ürkütmüştü.  

Tıpkı demokrasi kisvesi altında diğer ülkelerin huzurunu bozma girişimlerinde bulunulması gibi, hukuk kisvesi altında “mahkeme” adı kullanılarak bir tiyatro kurgulanıyor. Olan bitenin ne hukukla ne de demokrasiyle ilgisi var. Meselenin özünde, ABD’nin diğer ülkelerin halklarının güvenliğini ve huzurunu sarsma pahasına kendi çıkarına uygun politikaları hayata geçirme amacı bulunuyor.

Washington, kendi propagandasını hak, hukuk, insan hakları, demokrasi gibi süslü lafları kullanarak ve herkesin benimsediği kavramları manipüle ederek yapıyor, siyasi emellerini kelimelerin arkasına saklanarak gerçekleştirmeyi hedefliyor.