China Daily / Wang Jisi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin modern tarihte iki ülke arasındaki herhangi bir başka rekabetten daha geniş kapsamlı ve yoğun olan bir rekabet içindeler.

Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) resmi çizgisi, Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in şubat ayında ABD Başkanı Joe Biden’la yaptığı ilk telefon görüşmesinde söylediği gibi, ikili ilişkilere “ne çatışma ve karşı karşıya gelme, karşılıklı saygı ve kazan-kazan iş birliği” ilkesi yön vermelidir şeklindedir.

Yakın tarihle ilgili farklı görüşlerin daha iyi anlaşılması iki ülkenin rekabetlerini yönetmeleri ve hiç kimsenin istemediği yıkıcı çatışmalardan kaçınmak için bir yol bulmasına yardımcı olacaktır.

İVME ÇİN’DEN YANA

ABD yetkililerinin Çin’i neden bir rakip olarak gördüklerini anlamak zor değil. Birçok uzman 2021’in sonunda Çin’in Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) ABD’ninkinin yüzde 71’ine denk olacağını tahmin ediyor. Karşılaştırmak gerekirse, 1980’lerin başında Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin GSYİH’si ABD’nin yüzde 50’sinden azdı. Ayrıca, Çin yabancı yatırımların en büyük hedefi olmak bakımından ABD’yi geçti ve Amerikalıların ABD-Çin çekişmesinde, ivmenin Çin ile birlikte olduğunu hissetmelerine neden oldu.

ABD’de Çin’in yükselişi endişe kaynağı. Aksine Çin’de ülkenin büyüyen statüsü güven ve gurur kaynağı. ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri de olan Xi, ocak ayında bir grup üst düzey ÇKP yetkilisine “Dünya benzeri görülmemiş bir kargaşa ile karşı karşıyayken, zaman ve ivme Çin’in yanında.” dedi.

ÇKP Merkez Komitesi Politik Büro Üyesi Yang Jiechi martta, Alaska’da üst düzey ABD-Çin toplantısında Amerikan yetkililerini Çinli mevkidaşları ile “küçümseyen bir şekilde” konuştukları için tepki göstermesi nedeniyle manşetlere çıktı. Yang Jiechi açıklamasında, “ABD’nin Çin ile güçlü bir konumdan konuşacak niteliğe sahip olmadığını” söyledi. 

Geçen yıl Çin’in güveni ABD ile bir dizi açık farklılıkla arttı. ABD’nin Covid-19 salgınındaki can kayıpları Haziran’da yaklaşık 600 bine çıkarken, daha büyük bir nüfusa sahip olan Çin’deki can kayıpları 5 binden azdı. Ayrıca kitlesel silahlı saldırılar, polis vahşeti ve kentsel isyanlar ABD’de son yıllarda büyük ölçüde arttı ki, bunlar Çin’de neredeyse hiç yaşanmıyor.

SEÇİM KARGAŞASININ KONGRE BİNASINDA DORUĞA ULAŞMASI

Bunların yanı sıra, 6 Ocak’ta eski Başkan Donald Trump’ın seçimleri kaybetmesin tersine çevirmeye çalışan isyancıların Kongre binasına saldırmasıyla sonuçlanan 2020 ABD başkanlık seçimleri ile ilgili tartışmalar, ABD’deki toplumsal ve siyasi istikrarsızlığın yüksek düzeyini yansıtıyordu. Bu arka plana karşı, birçok Çinli uzman ABD ve diğer Batılı demokrasilerin başına bela olan siyasi işlevsizlik, ekonomik eşitsizlik, etnik ve ırk ayrımları ile ekonomik durgunluğa dikkat çekti.

Bu uzmanlar ayrıca Batı’nın kalkınma modelini taklit etmeye çalışan birçok gelişmekte olan ve eski sosyalist ülkenin iyi durumda olmadığını ve ABD’nin demokrasiyi yaymak ve kalkınmayı desteklemek için işgal ettiği iki ülke Afganistan ile Irak’ın yoksulluk ve öldürücü savaşlara gömüldüğünü vurguladılar. Dolayısıyla, birçok Çinli ABD söylemine karşı çıkmak ve bu ülkenin muzaffer gururunu söndürmekte kendilerini haklı hissediyor.

Özellikle, Çin yetkilileri ABD’nin Çin’in bazı bölgelerinin iç işlerine karışmasından rahatsız. ÇKP, ABD’nin Çin’i istikrarsızlaştırma girişimlerinin Çin’i bölme ve büyük bir güç olmasını engelleme stratejisinin bir parçası olduğuna inanıyor. ÇKP ayrıca ABD’nin Çin’in iç işlerine karışmasının, bu ülkenin Parti’yi zayıflatmak ve sonunda yıkmak için bir plan hazırlamasına yardımcı olacağını düşünüyor. Parti’nin ABD’nin Çin’in iç işlerine karışması ile ilgili endişesi doğrudan Beijing ile Washington arasında, Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik sorunları ve yeni koronavirüsün kökeni ile ilgili suçlamalar dâhil bir dizi jeopolitik konuda artan gerginliğe bağlı. Bu anlaşmazlıklarda Çin’in giderek artan agresif tutumu kısmen Parti’nin ABD’nin ülkeyi zayıflatmak ve Parti’yi gayrimeşru kılmaya çalıştığını düşünmesine bir tepki. Mesaj açık; Çin’in gözü korkutulamaz.

ABD-Çin ilişkisi iki düzen etrafında gelişiyor; ÇKP’nin Çin’de devam ettirdiği iç düzen ile ABD’nin devam ettirmek ve öncülük etmek istediği uluslararası düzen. İlişkilerin 2017’de mevcut kötüleşmeye başlamasına kadar Washington ile Beijing, ABD’nin Çin’in iç düzenini istikrarsızlaştırmaya yeltenmeyeceğine ve buna karılık Çin’in de ABD öncülüğündeki dünya düzenini zayıflatacak hiçbir şey yapmayacağı anlayışına bağlıydı. Bu anlayış, iki tarafın karşılıklı bağımlı olma noktasına kadar ekonomik ve ticari ilişkilerini genişletmesine yardımcı oldu. İki taraf ayrıca, terörizmle mücadele ve iklim değişikliği konusunda koordine olmaya ve iş birliği yapmaya başladı. Bu anlayış şimdi çöktü ve bir kısır döngü korkusu ortaya çıktı.

Açık bir çatışmadan kaçınmak için Washington ve Beijing’deki liderlerin iki temel gerçekliği kabul etmesi gerekiyor. İlk olarak, ÇKP Çin halkı içinde muazzam bir popülerliğe sahip ve yönetişimi sarsılamaz, dolayısıyla Çin’in siyasi sistemini değiştirmesi için yapılacak dış baskıların boşuna olduğu ve hatta geri tepeceği açık. Ve ikincisi, ABD dünya düzenini şekillendirmekte güçlü bir aktör olmaya devam edecek. Birçok ülke Washington’ın ikiyüzlülüğü ve zayıf liderliğinden rahatsız olabilir, ama çok az ülke gerçekten ABD’nin kendi bölgelerinden tamamen çekildiğini ve arkasında bir iktidar boşluğu bıraktığını görmek istiyor.

ÇKP HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ, DAHA AZ YANLIŞ HÜKÜM

Bu gerçekler ışığında, iki ülkenin Çinlilerin uzun zamandır “karşılıklı saygı” dedikleri şeye uyması gerekiyor. İki ülke birçok alanda yarışmaya devam etmeli, hangi hükümet halkına daha iyi hizmet edecek, hangi ülke Covid-19 salgınından daha çabuk kurtulacak ve vatandaşlarının sağlığını koruyacak, hangi ülke dünyada daha popüler olacak ve benzeri. 

İkili rekabetin felakete dönüşmesini önlemek için iki konuya özellikle dikkat edilmeli. Birincisi, Taiwan. ÇKP, Taiwan’ı ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğü için merkezi olarak görürken ABD, Taiwan’ı kendi “uluslararası yükümlülükleri ve güvenlik çıkarları” gözlüğü ile görüyor. Ancak her ikisinin de ortak bir çıkarı var; barışı korumak.

İkinci hayati konu ABD-Çin ekonomik rekabeti. İki ekonomi o kadar derinden birbirine bağlı hale geldi ki, ekonomik ve teknolojik olarak birbirinden kopmak her iki taraf için de devasa kayıplar ve belirsizliklerle sonuçlanır.

Washington Trump’ın “Önce Amerika” stratejisi ve kısmen Biden’ın “orta sınıf için dış politika” anlayışında açıkça görülen artan popülizm ile uğraşırken, Beijing yenilik ve kendine yeterliliğe odaklanıyor. İki taraf da ekonomik rekabetçiliğini artırmak ve avantajlarını artırmak istiyor. Ama hiçbiri salgından tamamen kurtulmadan gelişemez.

EKONOMİYİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN TÜKETİMİ ARTIRMAK

Çin’in yeni “çifte dolaşım” kalkınma paradigmasının bütün anlamı olan yabancı ticaret ile yatırımı artırmak ve teknolojik bilgiyi davet etmek için reformları derinleştirmesi gerekir. Düşünce biçimi, iç üretim ve tüketimi teşvik etmenin yabancı şirketleri Çin’in endüstriyel tedarik zincirlerine ve piyasasına dayanmaya teşvik edeceği ve Xi’nin “açık dünya ekonomisi” dediği şeyi geliştireceği şeklinde devam ediyor.

Uluslararası ekonomik bütünleşmeyi benimsemek Çin’in iç düzenini destekleyecektir, çünkü ülke ekonomisine fayda sağlamak için uluslararası kurallara uyum sağlamak amacıyla bazı kurallarını düzeltebilir, toplumsal ilerlemeyi hızlandırabilir ve çevreyi daha iyi koruyabilir.

ABD, kendi hesabına mevcut dünya düzenini desteklemenin muhtemel sonuçlarını yeniden düşünmelidir. Gerçekten liberal bir düzen daha kapsayıcı olacak ve Washington’ın aynı şekilde düşünen ortaklar çevresinin ötesinde Batılı olmayan toplumların çıkarları ile değerlerini göz önüne alacaktır. Ve ABD’nin Afganistan ile Orta Doğu’daki müdahalelerinin başarısızlığı Washington için kendi gücünün sınırlarını anlamasına hizmet etmelidir.