İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Araştırmaları Merkezi Müdürü Sibel Karabel, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Karabel, Çin-Türkiye arasında diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 50. yıl dönümünü değerlendirdi.

Çin ile Türkiye arasındaki 50 yıllık diplomatik ilişkinin her zaman aynı hızda ilerlemediğini kaydeden Sibel Karabel, ilişkilerin başladığı dönemde dünyada bir Soğuk Savaş yaşandığını hatırlattı.

TÜRKİYE İLE ÇİN ARASINDA ÇOK ÖNEMLİ ANLAŞMALAR YAPILDI

Türkiye ve Çin ilişkilerinin dünyadaki ideolojik kamplaşmanın yumuşamasıyla hız kazandığını belirten Karabel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“İlişkiler 2000’lerden sonra hız kazanıyor. Bunda Türkiye’nin 1970’lerde daha dışarıya kapalı yürüttüğü ekonomisinin de payı var. Dolayısıyla 80’lerden itibaren Türkiye-Çin ilişkilerinin geliştiğini görüyoruz. Burada katalizör, 2001 yılında Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) girmesiyle dünya ticaretinde önemli bir dönüşümün gerçekleşmeye başlaması.

Türkiye ile ilişkilere geldiğimizde, 2010 senesi önemli. 2010 senesinde Türkiye-Çin Stratejik İş Birliği sağlanıyor. Çin’in hiçbir ülke ile müttefiklik ilişkisine girmeyeceği sözü önemli, buradan şunu anlıyoruz; Çin uluslararası ilişkilerini stratejik iş birliklerinin derinliği ve çeşitliliği ile ilişkilendiriyor.

2015 yılına kadar karşılıklı ticaret hacminin 50 milyar dolar olması hedefleniyor ve 2020’ye kadar 2 katına çıkarılması ön görülüyor. 2000 yılında Türkiye ile Çin’in ticaret hacmi 1,44 milyar dolar civarında. 2017’de 17 milyar dolar ve 2020’de 24 milyar doları buluyor. İki ülke ticaret hacminin potansiyelinin altında ilerlediğini görüyoruz. İkincisi de burada Türkiye aleyhine bir dış ticaret açığı oluşuyor. Bu da yaklaşık 1’e 10 oranında bir rakam.

KUŞAK VE YOL ORTAKLIĞI

İlişkileri dönüştürücü etkisi olan bir proje var Kuşak ve Yol İnisiyatifi. Türkiye 70’lere oranla daha serbest ticaretin yürütüldüğü bir ülke ve altyapı yatırımlarının ne kadar önemli olduğunu gördüğümüz bir ülke. Burada Kuşak ve Yol’un ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin Kuşak ve Yol’a ortak edilmesiyle birlikte aslında ilişkileri Kuşak ve Yol kapsamında değerlendirmeye başlıyoruz.

Burada birçok proje var, gerçekleşmekte olan ve gerçekleşmiş olan. Çin’den Rotterdam’a kadar bağlantı kuran Marmaray projesi, Çanakkale Köprüsü gibi projeler var. Kuşak ve Yol, Türkiye’nin ekonomisinin yaşadığı problemlerin olumsuz yönlerini törpüleme fırsatı da sunuyor.

2018’de Türkiye ciddi bir döviz kuru krizi yaşadı ve burada Çin’in hemen bir likidite teklifi oldu. 2016’daki darbe girişiminde Batı sessiz kaldı ama Çin, Türkiye’nin yanında olduğunu belirtti. Sadece ekonomik olarak değil böyle durumlarda da yanımızda olan bir devlet refleksi var. Bunlar sembolik olarak önemli.

Çin, Almanya’dan sonra Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı haline geliyor, Kuşak Yol İnisiyatifi çok ciddi yatırımların olduğu bir girişim. Bank Of China Türkiye’de, ICBC Türkiye’de, China Export and Credit Insurance Corporation (Sinosure) 5 milyar dolarlık bir destekle ilgili Türkiye ile bir anlaşma imzaladı. Türkiye ile Çin arasında çok önemli anlaşmalar yapılıyor. 2012 yılından beri swap anlaşmaları mevcut.

COVID DÖNEMİNDE TÜRKİYE-ÇİN İŞ BİRLİĞİ

Covid-19 dönemine geldiğimizde, bu dönem ülkeler için test dönemi oldu. Çin en hızlı toparlanmayı sağlayan ülkelerin başında geldi. Finansal istikrarı hızlıca sağladı. Xi Jinping, aşılama ve medikal malzemelerle ile ilgili konuları küresel kamu malı olarak gördüğünü açıkladı. Çin’in dünyaya ve Avrupa’ya medikal ürün konusunda yardım ettiğini gördük. Türkiye ile Çin arasında da benzer bir ilişki ilerledi. Aşı ile ilgili ortak inisiyatifler, ortak iş birliği ile ilerleyen bir süreç oldu.”