Tokyo ve Washington arasında yeni bir stratejik adımın sinyalleri verilmiş durumda. Kısa süre önce Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı Basın Sekreteri John F. Kirby Diaoyu Adaları ile ilgili olarak, “Açıkça egemenlik konusunda Japonya’yı destekliyoruz ve Çin’i, yanlış hesaplamalara ve maddi zararlara yol açabilecek, Sahil Güvenlik botlarını kullanmaktan geri durmaya çağırıyoruz.” açıklamasında bulundu.

Japon medya kuruluşları, Pentagon’dan yapılan bu açıklamaya geniş yer verdi. Kyodo Haber Ajansı, müttefikliği garanti altına alarak, “ABD, Çin’i Sensakus (Diaoyu Adaları) yakınlarındaki hareketleri konusunda uyardı” başlığını ile Japonya’ya verilen desteği belirtti.

Söz konusu haber başlığını, iç dinamiklerinin dış politika kararları üzerinden değerlendirmek gerekirse, farklı bir senaryo ile karşı karşıya kalmak mümkün.

Diğer birçok ülke gibi Japonya da Washington’da Joe Biden yönetiminin nasıl bir dış politika izleyeceğini sabırla bekledi. Trump yönetimi ile 4 yıl boyunca askeri ve ticari anlaşmazlıklar yaşayan Tokyo krizleri fırsata çevirecek adımları kolladı. Yine de Biden konusunda büyük çekincelere sahip Tokyo yanlış bir politikaya sürükleneceğinden habersizdi.

2001 yılında Koizumi Junichiro’nun başbakan seçilmesi ile Liberal Demokrat Parti (LDP) içinde yeniden canlandırılan muhafazakâr bir blokun, hükümetteki en üst siyasi pozisyonları ve dolayısıyla genel politikayı ele geçirmesi Japonya siyasi tarihinde kayıtlara geçti. Koizumi’den bu yana LDP’nin dört başbakanından üçünün partinin daha muhafazakâr kanadından geldiği söylenirken siyasi kanatta ideolojik olarak neo-muhafazakârlar olarak anılmaktalar. Bu kadroya Shinzo Abe ve halefi Başbakan Suga Yoshihide de dahil ediliyor. LDP’nin neo-muhafazakâr kadroları, Japonya’nın uluslararası ilişkilerdeki rolüne ilişkin farklı bir süreç izliyor.

YOSHIDA DOKTİRİNİ

Koizumi’den önce, LDP’nin neredeyse tüm liderleri Japonya politikasında muhafazakâr ana akım (hoshu honryu)[1] olarak biliniyor. 1960 yılında Ikeda Hayato LDP lideri ve başbakan olur olmaz, “milli geliri ikiye katlama planını” açıklamıştı.[2] Plan, ABD ile karşılaştırılabilir bir yaşam düzeyine ulaşmak için çabalayan savaş sonrası Japon nesline ilham vermişti. Bu parti içi hareket, askeri yatırımlara son verilip, ekonomik büyümeyi hızlandırma planlarını öne çekme anlamı taşıyordu. Yine de Ikeda, kendi planını askeri güçten kalıcı bir feragat olarak yansıtmadı. Bu bağlamda Hoshu honryu liderleri yeniden güvenliğin ABD tarafından sağlanan bir şemsiyeye emanet edileceğini açıklamıştı. ABD ile güvenliğini sağlayıp ekonomik kalkınmaya odaklanan Japonya, 1951’de ortaya çıkan Yoshida Doktirini ile Soğuk Savaş döneminde dahi dış siyasetin şekillenmesi sağlamıştı.

2001 sonrası döneme bakıldığında, neo-muhafazakârlar savaş sonrası Japonya’nın pasifist ideolojisinden nefret ederken, savaş öncesi gelenekleri ve ulusun askeri gücünü öne çıkarmak istiyorlardı.[3] Proaktif bir güvenlik ve dış politika ile Japonya’nın daha sağlam bir imajını birleştirmeyi savundukları bilinmekte. Aynı şekilde, söz konusu neo-muhafazakâr kesim Çin’in barışçıl yükselişini tehdit olarak algılayıp, Kuzey Kore’ye karşı sert bir politika izleyerek, bu sözde iki tehdidin güçlü bir askeri duruşla etkisiz hale getirilmesi gerektiğine inanıyor.

Japonya’daki siyasi manzara böyle şekillenmişken yükselen Çin ekonomisi ve askeri gücünü kendisi için bir güvenlik sorunu olarak algılayan Japonya, ABD’nin güdümünde bir dış politikaya doğru sürüklenmeye başlamış durumda.

OBAMA İLE EKİLEN TOHUMLARA SU SERPİLİYOR

Güney Çin Denizi’nde düzenli serbest dolaşım operasyonlarının başlatılması ve Asya-Pasifik bölgesine daha fazla askeri varlığın yaratılması Barack Obama dönemine dayanan politikalardı. Obama ekibi tarafından müzakere edilen Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP), bölgede ticaret için temel ilke ve kuralları tayin etmeye yönelik bir hegemonik adımdı. Çin’in ekonomik yükselişine karşı ittifakların güçlendirilmesi de olanak sağlayan bu ekonomik anlaşmalar “Asya Pivot” stratejisi için büyük önem taşıyordu. Ancak Donald Trump göreve gedikten sonra Barack Obama tarafından desteklenen on iki uluslu bir ticaret anlaşması olan Trans-Pasifik Ortaklığından çekildiklerini duyurdu. Bu durumda Obama’nın içini rahatlatacak hamle Japonya’dan gelmişti. Eski Başbakan Shinzo Abe anlaşmayı kurtarma adına kalan ülkeleri anlaşmanın çevresinde tekrar topladı. Biden yönetimi ise CPTPP anlaşmasına geri dönebileceklerinin sinyalini vererek Demokratların Asya Pivotu politikasında kararlı olduğu mesajını vermiş oldu.

Biden 2019 Temmuz ayında ABD Dış İlişkiler Derneği’nde yaptığı bir konuşmada, “Gelecekteki odağım, Asyalı ve Avrupalı ​​dostlara 21. yüzyılın ticaret kurallarının önünü açmak ve Çin teknoloji sektörünün kötüye kullanılmasına karşı birlikte harekete geçmeyi tetiklemek olacaktır.” diyerek yol haritasını belli etmişti. New York Şehir Üniversitesinde yaptığı bir diğer konuşmada, “Çin’i korkutmanın en iyi yolu, diğer demokratik ülkelerle iş birliği yapmaktır. Değişimin en etkili yolu, Çin’in ekonomik faaliyetleriyle savaşmak için ortaklarla yeniden bir cephe inşa ederek meydan okumaktır.” ifadelerine yer vermişti.

JAPONYA ABD’YE NEDEN İHTİYAÇ DUYAR?

Sorun şu ki, çok taraflı bir sisteme geçmeyi hedefleyen Biden, Çin ile ekonomik iş birliğini güçlendirme adına adımlar atan Güney Kore ve Japonya gibi RCEP ülkelerine büyük olasılıkla baskı uygulayacak.

ABD’nin Hint-Pasifik’te Japonya ile bağlarını sağlam tutmak adına birçok imtiyaz tanıyacağı görünenler arasında. Japonya’nın ise Çin önderliğinde yükselen bölgesel ekonomi dışında durmak istemeyeceği aşikâr. Washington’un karşısında artık kolay rakipler olmadığı görmesi gerekiyor. Japonya’nın ise bölgesel bir istikrara katkıda bulunmak adına daha yapıcı kararlar alması gerekiyor. ABD’nin Hint-Pasifik’teki barış ortamını tehlikeye atmanın Japonya Anayasanın 9. Maddesi ile zıt düştüğü ise Kantei neo-muhazakârlar tarafından daima hatırlanmalı.

Nizam ve adalete müstenit milletlerarası bir sulhu gönülden dileyen Japon milleti, halkın hükümranlık hakkı olarak harpten ve milletler arası anlaşmazlıkları hal işinde tehdit ve kuvvet kullanmaktan, daimi şekilde feragat eder.” [4] Japonya Anayasası  Madde – 9

Mehmet Emre Öztürk

Kaynakça:

[1] Iokibe Makoto, Ito Motoshige, and Yakushiji Katsuyuki (ed.), 90 nendai no Shogen. Miyazawa Kiichi. Hoshu Honryu no Kiseki [Testimony of the 1990s. Miyazawa Kiichi. The Way of the Conservative Mainstream] (Tokyo: Asahi Shimbunsha, 2006), sayfa. 159-164.

[2] Shioguchi Kiichi, Kikigaki. Ikeda Hayato. Kodo Seicho Seiji no Keisei to Zasetsu [Written Story of Ikeda Hayato. The Formation and Failure of High Growth Politics] (Tokyo: Asahi Shimbunsha, 1975), sayfa. 189-202.

[3] Miyazawa Kiichi ve Kosaka Masataka, Utsukushii Nihon e no Chosen [Challenge to Create a Beautiful Japan] (Tokyo: Bungei Shunshu, 1984), sayfa. 111-166.

[4]https://japan.kantei.go.jp/constitution_and_government_of_japan/constitution_e.html