CGTN / Stephen Ndegwa

Özel sektörün hükümet ya da kamu sektörüne karşı ülkenin yönetici aktörü olduğu bir dünya düşünün. Pekâlâ, bu her şeyden önce özel amaçların peşinde koşmanın herkes için adil bir dünya gerçekleştirmenin felaketi olduğu basit gerçeği nedeniyle milyarlarca vatandaşın içinde yaşamak istemeyeceği bir durumdur. 

23 Haziran’da Birleşmiş Milletler (BM) Kamu Hizmetleri Günü’nün kutlanması bu yıl Covid-19 salgınının zorlukları nedeniyle ertelenemez bir yeniden düzenlenme ihtiyacı içinde olan bir dünyada yapıldı. Bu yılın kutlama teması “Yeni bir dünya için yenilik: Teknolojinin rolünü geleceğin kamu hizmeti için güçlendirme” idi. Bu mümkün olan en yüksek sayıda insana etkili hizmetlerin sunulmasında Enformasyon ve İletişim Teknolojilerinin (ICTs) önemini vurguluyor. Dahası, ICTs zaman ve mesafeyi sorun olmaktan çıkarma güçleri nedeniyle ucuzdurlar. Şimdi birçok insanın ikinci doğası haline gelen bir akıllı telefon sahibi olması sayesinde hükümetler göz ardı edilebilecek bir bürokrasi ile anında erişilebilecek uygulamalar geliştirme ve yayma imkânına sahipler.

Salgının bize öğrettiği ağır bir ders, paranın dünyanın bütün zorluklarının çaresi olmadığıdır. Eğer öyle olsaydı, o zaman gelişmiş ülkeler koronavirüsün neden olduğu küresel durgunluk nedeniyle bu kadar ağır bir ekonomik zorun yaşamazlardı. İlginç bir biçimde, zengin ülkeler gelişmekte olan ülkelerden daha fazla sosyoekonomik zorluk yaşadılar.

Kamu hizmetinin rolü kapsayıcıdır. Diğer ulusal sektörlerin, gerekli kâr gözetmeyen hizmetlerin katkısı olmadan uygun ya da tek başına işlemesi neredeyse imkânsızdır. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi büyük programlar etkin bir kamu hizmeti olmadan ne başarılı biçimde başlatılabilir ne de uygulanabilir. Kamu hizmeti ilkeleri ve gündemi uygulamaya kimin uygun olduğu konusuna yeniden odaklanmanın zamanı geldi. Bu hem siyasi hem de iş insanlarını dışlar çünkü onların içrek veya geçici çıkarları kamu yararına terstir.

Kamu hizmeti adalet üzerine inşa edilir, bu da bütün vergi verenlere kamu hizmetlerine ve kolaylıklarına eşit ulaşım hakkı verilmesini gerektirir. Diğer ilkeler şeffaflık ve hesap verebilirliktir, bunlar da cezadan muaf olmayı ortadan kaldırmaya ve yolsuzluğu düşük seviyelere indirmeye yardım eder. Hesap verme yoluyla kamu görevlileri vatandaşların ihtiyaçlarına karşı daha duyarlı olur ve kamu gelirlerinin harcanmasının değerini verir.

KAMU HİZMETİ ADALET ÜZERİNE İNŞA EDİLİR

Yönetişim uzmanlarının sorması gereken basit soru, kamu hizmetinin liberal kapitalist sistemlerde mi yoksa sosyalist insan-merkezli sistemlerde mi genellikle optimum olduğu sorusudur. Bunun yanıtını tahmin etmek yine de zor değildir. İki sistemdeki etkinliğin iki örneği yeterli olabilir. Biri, aşırı yoksullukla mücadeledir. Çin 2020’de, asıl olarak Batı’daki sözde gelişmiş ülkelerden önce, dünyada mutlak yoksulluğa karşı savaşı kazanan ilk ülke oldu. Bu üstün başarıyı kazanmak Çin’deki adanmış ve odaklanmış kamu hizmeti yetkilileri sayesinde mümkün oldu. Bunun aksine, yapılan işe karşı uygun bir ödeme isteyen kökleşmiş “bundan benim çıkarım ne” kültürü nedeniyle, liberal kapitalist sistemde kamu hizmetinin büyük kısmını seferber etmek zor bir iştir. “Fazladan bir mil gitmek” genellikle misyonerlerin ve diğer devlet dışı aktörlerin özel alanı olarak görülür. BM’nin aşırı yoksulluk ve insan hakları özel raportörü Philip G. Alston’un Mayıs 2018’de yayınladığı raporda, 40 milyon Amerikalı yoksulluk içinde yaşarken, 18,5 milyon Amerikalının aşırı yoksulluk içinde yaşadığı ileri sürüldü. Bu bir süper güçten hiç beklenmeyecek bir durumdur.

İkinci örnek, Covid-19’a karşı mücadele. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) değerli zamanlar kaybeder ve kafa karışıklığı nedeniyle sosyoekonomik hatta siyasi ağır bedeller öderken, Çin afetle başa çıkmak için gerekli insan gücü ve kaynakları kullandı. İnsanların talihsizliklerinden para kazanmak, görevi özel kazanç düşünmeden insanlığın sorunları çözmek olan kamu görevlileri için bir lanetli bir şeydir. O zaman Çin’in 2020’de salgın koşullarında pozitif ekonomik büyüme kaydeden tek büyük ekonomi olmasına şaşmamalı.

Kamu hizmetlerinin verilmesinde etkinlik otomatik bir şey değildir. Bu, bu görevle hizmet etme ayrıcalığı ve sorumluluğu verilenlerden sonuç bekleyen insan merkezli siyasi ve yönetişim sistemi ile birlikte gerçekleşir. Ama kamu hizmetinin de kendi sıkıntıları vardır, özellikle güçlü ve samimi bir siyasi liderlik ya da parti tarafından yönlendirilmediği yerlerde. Katı bir denetim olmazsa, kamu sektörü büyük yolsuzluğun kaynağı ve kışkırtıcısı haline gelir, bu da kamu fonlarının büyük miktarlarda çalınmasıyla sonuçlanır. Bu insanların refahını artırmaya amaçlayan program ve projelerin parasını aldığı için hizmet vermenin ruhuna karşı çalışır.