CGTN / Xiao Jie

Bugünlerde, 1959 yılında Tibet’te milyonlarca kölenin özgürlüğüne kavuşmasının 62. yıl dönümünü yaşıyoruz, bu bize Tibet tarihindeki karanlık çağı ve sonradan sıradan insanların geçim kaynaklarının önemli oranda gelişmesini hatırlatıyor. Özgürleşmeden bu yana Tibet halkı, Çin merkezi hükümeti, diğer eyaletler ve belediyelerin desteğiyle yoksulluğa karşı mücadele veriyor.

Çin Tibet Özerk Bölgesi’nin (TAR) 2019 yılı sonunda kapsamlı yoksulluğu azaltma amacına, Çin hükümetinin 25 Şubat 2021 tarihinde ulusal seviyede zafer ilan etmeden önce ulaşması, Tibet’te binlerce yıldır var olan mutlak yoksulluğun ortadan kalktığına işaret ediyor.

Tibet’te yoksulluğun azaltılması, bütün Çin’de olağanüstü bir örnek olarak, özellikle yoksul insanları güçlendirmek ve onların arzularını harekete geçirmek ve refahı kendi elleriyle ele geçirme yetenekleri bakımından, yoksullukla mücadelenin küresel amacı için birkaç gösterge sağlayabilir. Tibet’te yoksulluğu azaltma uygulamasında, hükümet farklı seviyelerde, özellikle etnik azınlıklar olmak üzere farklı etnik gruplara mensup insanların insan sermayesini geliştirmek için meslek eğitimini dikkate aldı. Bu elbette, Tibet gerçeklerine uygun ve birçok gelişmekte olan ülkenin deneyimlerinin sağladığı mevcut akademik teorilerle de uyumlu.

Gelişmekte olan ekonomilerin bakış açısından bakıldığında, eğitim ve mesleki eğitim, ekonomik gelişmeyi artırmak ve geri kalmış bir ekonomide yoksulluğu azaltmak amacıyla tam istihdam için hayati öneme sahip. Bu, Tibet’in, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 18. Ulusal Kongresi’nden bu yana geçmiş yıllar boyunca yaptığı bir şey.

İstihdamı ve insan sermayesini destekleme stratejilerinde ısrar eden TAR hükümeti, özellikle yüksek rakımlı ve yoksul yerlerden kentler ile kasabalardaki yeni yerleşim yerlerine göç eden çiftçiler ve çobanlar gibi yoksul insanlara büyük ölçekli mesleki eğitim programları verdi. Öyle ki, bu insanların daha fazla para kazanmak ve daha iyi yaşam koşullarına kavuşmak amacıyla acilen profesyonel becerilere ihtiyacı vardı. Bu mesleki eğitim programları, Tibet’te kapsamlı yoksulluğun azaltılması için büyük miktarda kalifiye insan kaynağı yarattı ve farklı etnik gruplardan on binlerce ailenin yaşam standartlarını düzeltti, bu da gerçekten küresel yoksulluğun azaltılmasını dikkate alanların bir övgüsün hak ediyor.

MESLEKİ EĞİTİM PROGRAMLARI BİNLERCE AİLENİN YAŞAM STANDARTLARINI İYİLEŞTİRDİ

Bununla birlikte, Batı ülkelerinde halen ikiyüzlü ve kötü niyetli birkaç sözde “uzman”, medya mensubu ve siyasetçi var. Bunlar, Tibet’te yoksulluğun azaltılması uygulamasını çarpıtılmış bir şekilde eleştiriyor ve hatta bu çabalara kara çalıyor. Buna rağmen, Çin halkıyla birlikte benzer kalkınma ihtiyaçlarını paylaşan üçüncü dünya medyasında bulunabilecek çok sayıda tarafsız yorum, Tibet’in insanların geçim kaynaklarını geliştirmede kaydettiği muazzam ilerlemeyi kabul ediyor. Tibet’teki açık ekonomik kalkınmaya saldırmak için sağlam temelleri olmayan bazı Batılılar, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde olduğu gibi mesleki eğitimi “zorla çalıştırma” yaratmayı amaçlamakla “askerileştirilmiş” olmakla damgalamak için dedikodu kampanyası başlattı. 

Geçen yıl Xinjiang’daki insan hakları durumu hakkında çok miktarda söylenti çıkaran ünlü Alman Adrian Zenz, “Xinjiang’ın askerileşmiş mesleki eğitiminin Tibet’e geldiğini” iddia eden bir rapor yayınladı. Zenz bununla, “Tibetliler arasındaki dini etkiyi ortadan kaldırmak ve disiplin oluşturmak için zorla mesleki eğitim ve zorla istihdamın” varlığını göstermek için bazı resim parçaları kullanmaya çalıştı. Bu, Batılı güçlerin desteğiyle Çin’in insan hakları koşullarına çamur atmak için başka bir çabayı kanıtlamaktadır. Bu raporun yayınlanmasından sonra bazı Batılı medya ve hükümetler, herhangi bir tereddüt olmadan “Tibet’te zorla çalıştırma sorununu” manipüle etmeye başladılar.

Batılı ülkelerin siyasi ve ekonomik hesaplarla Xinjiang’da pamuk boykotuna gittiği gerçeği göz önüne alındığında, “Tibet’te zorla çalıştırma sorunu”nun Çin’in uluslararası etkisinin artmasını engellemek için uydurulmuş diğer bir konu olduğuna inanmak kesinlikte mantıklıdır.

Tibet ne değişmeyen antropolojik bir müze ne de ilginç bir Shangri-La değil, ancak Çin’in diğer bölgelerindeki insanlar gibi, farklı etnik gruptan insanların modern piyasa ekonomisinde yaşam standartlarını iyileştirmek için çaba gösterdiği hızla gelişen bir toplumdur. Hızlı bir oranda kalkınmasına rağmen Tibet, gelişmekte olan bir ülke olan Çin’de halkın ekonomik ve sosyal bakımdan nispeten geri kalmış bir bölgedir.

Bu yüzden tam ölçekli bir gelişmeyi sağlamak ve farklı etnik grupların kendini geliştirme ihtiyacını karşılamak Tibet’teki en önemli insan hakları konusu olmaya devam etmektedir. Gelişmiş toplumlardaki insanların, kendi gelişim tarihini ve geri kalmama politikalarını hatırlamaları ve Tibet’teki insanların yoksulluğa karşı mücadelesine daha fazla empati göstermesi gerekmektedir.