Eski Devlet Bakanı Önay Alpago, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu. Alpago, Türkiye’de kadına karşı şiddetin gün geçtikçe artmasını ve kadın-erkek eşitsizlikleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“Bugün 8 Mart’ın yeni bir yıl dönümünü birlikte yaşıyoruz.” diyen Önay Alpago, 8 Mart’ın ilk ilan edildiği 1857’de başlayan mücadelenin, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen dünyanın pek çok yerinde ve Türkiye’de eşitlik adına devam ettiğini bildirdi.

KADINA ŞİDDETİN TEMELİNDE KADINI EŞİT GÖRMEYEN BİR ANLAYIŞ VAR”

Kadına şiddetin temelinde kadını eşit görmeyen bir anlayışın olduğuna vurgu yapan Alpago, “Hatta kadını kendi malı gibi kabul eden bir erkek egemen anlayış var. Bu nedenle ülkemizde günde en az 3 kadın öldürülüyor. Giden hayatlar birer istatistik rakam değil, birer can. Onların ölümleri tesadüf ya da kaza da değil bu sistematik bir kırım, bir kıyım, bir terör. Sadece dün işlenen cinayetler insanın kanını donduracak cinsten. Ne çocuklarının önünde dövmekten ne sokak ortasında ölümüne dövmekten ne de 92 yaşında bir kadına tecavüz edip onu boğarak öldürmekten çekinen erkekler kaldı. Vahşetin her türünü yaşamaya başladık. Kadınlar vurularak, parçalanarak öldürülüyor. O kadınların ne yaşları, ne partileri, ne kıyafetleri, ne etnik kökeni fark etmiyor yalnızca kadın oldukları ve kendi hayatlarına ilişkin kararlar almak istedikleri için öldürüyorlar. Kadınların yönetimde olduğu bir Türkiye’de inşallah bitecek. Kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının bu tablolar içinde seyretmeyeceğine inanıyorum ama bunun yolu kadınların yönetim kadrolarına gelebilmeleridir. Karar alma mekanizmaları içinde söz ve imza sahibi olabilmeleridir.” diye konuştu.

“KADINA VE ÇOCUĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA CEZANIN ÜST SINIRDAN VERİLMESİ GEREKİR”

Kadına şiddet olaylarının nasıl önlenebileceği sorusunu da yanıtlayan Önay Alpago, Türkiye’deki yasaların yeterli olduğunu ancak uygulamalarda sorunlar yaşandığını aktardı.

“Türkiye’de yasal bir boşluk yok.” ifadesini kullanan Alpago, “Sorun, zihniyet değişikliğini hâlâ yaşayamamış oluşumuzda. Kanunda eşitliğin yazması yetmiyor. Bu eşitliği kafalarda ve gönüllerde yerleştirmek gerekiyor. Bundan çok daha mükemmelini de yazsak bu anlayış devam ettiğince, kadını ikinci sınıf gören, bir cinsel obje olarak gören, kendisine ait olarak gören zihniyet olduğu sürece bu devam edecektir. En azından bunun bir eğitim konusu olduğunu içselleştirmemiz lazım. Anaokulundan, üniversiteye kadar kadın erkek cinsiyet eşitliğini, zorunlu ders yapmamız gerek. Daha küçücük yaşta çocuklar farklı cinsteki arkadaşlarıyla kardeş olmayı öğrenmek zorunda. Dünyanın pek çok ülkesinde bu uygulanıyor. Türkiye’den daha ileri düzeyde demokrasisini kurmuş olan, kadın cinayetlerinin bu kadar pervasızca işlenmediği ülkelerde bile zorunlu bir ders olarak okutuluyor. Mutlaka bizde de bu konunun eğitim içine alınması gerekiyor. Bir de verilen cezalar caydırıcı ve ibret verici olmalı. Bir başkasının böyle bir şiddet olayını göze alamaması lazım. Ceza kanununda suçlara verilecek cezaların alt ve üst sınırı vardır. Kadına ve çocuğa karşı işlenen suçlarda cezanın üst sınırdan verilmesi gerekir. Çeşit çeşit indirimler veriliyor mahkemede, bunlar hâkimlerin takdirine bırakılıyor. Kimisi iyi hal indirimi uyguluyor, kimisi tahrik indirimi uyguluyor. Kimisi tutkulu bir sevda indirimi gibi hiç duymadığım bir indirim uyguluyor. En azından bu tür suçlarda cezalarda hiçbir indirim yapılmayacağını kural haline getirmemiz gerekiyor. Hatta açık cezaevlerinde kalan cezaları tamamlamaktan kadına ve çocuğa karşı suç işleyenlerin yararlanmamasını sağlamamız gerekiyor. Bu konu hâkimlerin keyfi takdirine bırakılmamalı. Bırakıldığı zaman cinayetler peş peşe gelmeye devam ediyor.” dedi.

“TÜRKİYE’DE KADIN TEMSİLCİ ORANI YÜZDE 17”

Türkiye’de kadın temsilinin dünya sıralamasında çok geride olduğunu anımsatan Eski Devlet Bakanı Önay Alpago, kadınların hem çekimser kaldığını hem de önlerinin kesildiğini söyledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 600 milletvekilinin sadece 103’ünün kadın olduğuna dikkati çeken Alpago, “Türkiye’de nüfusun yarısı kadın, toplam seçmenin yarısı kadın ama seçilen tablosuna baktığımızda 600’e 103. Belediye başkanlarına bakalım, Türkiye’de bugün bin 400’e yakın belediye başkanı var, sadece 45’i kadın. Bu tabloya baktığımızda valileri, kaymakamları, savcıları söylemiyorum, sadece çarpıklık olduğunu görebiliyoruz. İstihdama baktığımızda ise, kadın oranı yüzde 30, erkeklerin oranı yüzde 70, burada da müthiş bir eşitsizlik olduğunu görüyoruz. Türkiye, Aziz Atatürk’ün sağlığında kadınlara tanınan siyasi haklarda, Meclis’teki temsil oranında dünya ikincisiydi. O dünya ikinciliğinden şimdi 153 ülke arasında 136. sıraya indi. Ben hep şuna inanıyorum; kotalardaki pazarlıkları bırakalım biz siyasi partiler yasasında bir değişiklik için bu erkek meclisini ve siyasi partileri sıkıştıralım. Yani Avrupa’nın pek çok ülkesinde uygulanan ‘fermuar sistemi’ dediğimiz bir parite anlayışıyla listelerin ister atanarak ister seçilerek yerleştirilsin, bir kadın bir erkek şeklinde milletvekilleri listelerinin hazırlanması lazım. Yoksa bu büyük haksızlık. İnsan haklarına aykırı, demokrasiye aykırı, toplumsal barışa aykırı. Bu aykırılıklar yüzyıllar boyu daha Türkiye’nin kaderi olmamalı. Türkiye’de kadın temsilci oranı yüzde 17, Tanzanya’da yüzde 27, Uganda’da yüzde 29. Türkiye’de kadınların layık olmadıkları bir tabloyla karşı karşıya olduklarını görüyoruz. Türkiye, medeni haklar konusunda kadınların bu hakları en erken elde etmiş olduğu ülkelerden biri. Karma eğitimle eşitlik, medeni yasayla aile için eşitlik ve siyasi haklarda eşitliği Cumhuriyet’in ilk 10 yılında hayata geçirmiş bir ülkeyiz. Şimdi bütün o yıllar hiç yaşanmamış gibi yeniden karanlığa taşınmak istenen bir tabloyla karşı karşıyayız, buna izin vermememiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

 “Bizim kadınlarımız Kurtuluş Savaşı’nda gücünü gösterdi.” diyen, Önay Alpago, sözlerini şöyle tamamladı:

“Kadınlarımız, bu kararlılığa sahipti, bu azim içindeydi. Şimdi de kendisine yapılan haksızlıklara karşı zafer kazanabilir. Bunun için örgütlenmeli ve dayanışma içinde olması gerekiyor. Hem kendisi için hem çocukları için hem de laik hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti için. Tek eksiğimiz örgütlü ve dayanışma içindeki mücadeleyi yeterince hayata geçirememek. Umarım bu konuda da başarılı oluruz ve bundan sonra 8 Mart’ları eşitlik bayramı olarak kutlarız.”